|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Onunla ilk karşılaştığımda muhacir bir Özbek asıllı Afgan olarak üniversite öğrencisiydi. Rus işgaline karşı verilen cihadın en yoğun günleri yaşanıyor, yurtlarını terk eden milyonların altüst olan hayatları derinden etkileniyordu. Böyle bir ortamda, şimdilerde Karzai hükümetinde bakan olan Özbek liderin muhaceret şartlarında çok az kişinin sahip olduğu sefil bir evde karşılaştığımı hatırlıyorum. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen cehresini hiç unutmamamın nedeni, çektiğim fotoğraflar arasında hafif çekik gözlü, çıkık elmacık kemikli çehresiyle tipik bir Özbek portresinin arşivimi her karıştırışımda dikkatimi çekmiş olması... O fotoğrafı çektiğim günden bu yana yüz yüze hiç görüşmedim; ta ki önceki günkü sürpriz buluşmaya kadar. Bu arada eski Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani'nin Almanya temsilciliğini yaptığını, Batı başkentlerinde diplomatik faaliyetlerde bulunduğun biliyordum. Yeni görev yeri ise bir Güney Asya ülkesinde Afganistan Büyükelçiliği... Amerikan müdahalesinden sonra kurulan hükümetin temsilcisi olarak karşımdaydı. Sorulacak çok soru vardı: Taliban sonrası Afganistan'da ne değişmişti? Hepsinden önemlisi Afganlar Amerika'ya nasıl yaklaşıyordu? Ülkedeki etnik ve dini parçalanmışlığın beslediği kan davasına dönüşen on yıldır süren iç savaşta taraflar arasındaki husumet kalkacak mı? Tüm bunların üstünde ölümlerin, sefaletin, sürgünlerin tükettiği ülkenin geleceği ne olacaktı? Belirsizlikleri açıklayacak tek bir cevap yok şüphesiz. Ancak Amerikan destekli bir hükümetin önemli bir İslam ülkesine gönderdiği diplomatın bakışı sorunun içerden nasıl görüldüğüne ilişkin ipucu verebilir/di. Söze, dünyada oluşan Afgan imajının gerçeği yansıtmadığın söyleyerek başladı. "Yirmi yıldır dünya bizi Kalaşinkoflu fotoğraflarımızla tanıyor. Oysa Afgan halkı olanca farklılıklarına rağmen yüzyıllardır, Rus işgaline kadar savaşmadan, birarada yaşamayı başarmış bir halktır." Söz dönüp dolaşıp yeni yönetimle birlikte Afganistan'da nasıl bir siyasal ve toplumsal yapılanma gerçekleşeceği sorusuna geldi. İdeolojik tartışmalardan çok insanların artık huzur, can güvenliği yani akan kanın durmasını istediğini söylüyor. Ekonomik durum dayanılmaz boyutlarda, kim ve hangi model Afgan halkının hayatını iyileştirdiğini görürse o yönde destek verir. Peki İslami gruplar toplum üzerinde ve gelecekteki siyasal yapılanmada iddialarını sürdürebilirler mi? "Her şeyden önce Afganistan'da İslam karşıtlığı üzerinde bir siyasal yapılanmayı düşünmek muhaldir. Hikmetyar Müslüman da Karzai değil mi? O da Rabbani'nin kurduğu ilk hükümette dışişleri bakan yardımıcısı olarak görev almıştı." Konuşmasının bu noktasında diplomatik üslubu bir yana bırakarak bir Afgan vatandaşı, hatta özelde bir Özbek tepkisi sergiledi: "Bakın, İslam adına halkın önüne düşenler kardeş kanını akıtmaktan başka bir şey getirmediler. Hangi İslam? Taliban'ın 'İslam'ı mı, Hikmetyar'ın 'İslam'ı mı? Bu liderlerin halka söyleyecek hiçbir şeyleri yok artık. Halkın ideolojik tartışma yapacak lüksü kalmadı." Can alıcı soruyu soruyorum: "Peki, Amerika bunları sağlayacak mı?" Cevap çok basit, "Şu ana kadar vaadedilen dış yardımın hiçbiri gelmedi. Yardımı yapan desteği alır." Taliban yönetiminin din adına işlediği cinayetleri anlatıyor ve ekliyor: Bir Afgan olarak gözümle görmeseydim, yapılanlara ben de inanmazdım. Bu noktada üzerinde durulması gereken konu şu: Amerika'nın bölgedeki etkinliğinin hem gerekçesi hem uzun vadede garantisi bizzat Taliban yönetimi ve bu yönetime verdiği destek değil mi? ABD stratejik kaygılarla desteklediği Taliban'ı devirirken ve Afganistan toplumuna yönelik bir tür toplum mühendisliği uygulamasını başlatırken daha büyük stratejiyle hareket ettiğini kim gözardı edebilir. Taliban yönetiminin nasıl bir İslam ve insan anlayışına sahip olduğu, Batılı standartlara göre "insan hakları ve kadın özgürlüğü" gibi konularda yaptıkları 11 Eylül'de ortaya çıkmadı. Oysa her iki durumu da stratejisine uygun olarak kullanabilen bir Amerika var. Karşımdaki muhatabım gibi Kuzey İttifakı içinde yer alan ve bugün hükümeti oluşan unsurların, yaşanan acılar ve araya giren kan davası yüzünden bu stratejik oyunu görmeleri mümkün olmuyor. Afgan halkının özgürlük savaşında çıkardığı liderliklerin bu noktaya gelinmesinde büyük vebali var. Eğer verilen özgürlük mücadelesi bir erdem mücadelesine dönüştürüp Afganlar'ın deyişiyle "hizipçilik" yapmasalardı ne İslam'ı temsil etme adına Taliban deneyimi yaşanırdı, ne de insanların ABD'yi kurtarıcı gibi görmelerine neden olacak insanlık dramları yaşanırdı. Bir başka ayrıntı da Özbekler'i temsil iddiasındaki Dostum'la ilgili. Dostum eski gücünden çok şey kaybetmiş. Amerika'nın Afganistan savaşı sırasında işlenen cinayetlerin faturasını Dostum ödeyecek gibi görünüyor. Türkiye'nin de eskisi gibi sıcak yaklaşmadığı söyleniyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |