|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Seçimlere gün gün yaklaşırken, kimi partilerde 'telaş' ve 'çözülme' de artıyor. 'Telaş', malum, 'baraja takılma' ihtimalinden kaynaklanıyor. 'Çözülme' de, bu sebepten kaynaklanan 'telaş'ın sonucu. Şu an için 'çözülme' en ziyadesiyle ANAP'ta görünüyor. Partinin kamuoyu tarafından bilinen, bunca yıldır bakanlık yapmış 'ağır' isimleri birer ikişer partiden ayrılıyorlar. Kendilerine yeni parti buluyor ya da arıyorlar. Kimisi ise, siyasetten kopma kararı alıyorlar. 'Çözülme'nin diğer adresi ise, YTP (ya da resmi adıyla YT). Bu parti ilginç bir görüntü veriyor. Bir yandan her gün yeni bir il ya da ilçe merkezi açıyorlar; diğer yandan her gün bir milletvekili daha YTP'den istifa ediyor. YTP, DSP'nin bağrından kopalı –veya bir başka deyimle DSP'nin bağrına hançer saplayalı- şunun şurasında bir ay kadar bir zaman oldu. Kemal Derviş ismini kendileriyle irtibatlı göstermeye çalışarak elde etmeyi tasarladıkları rüzgar, DSP'den 63 kişi koparabilmişti. Bir ay içinde bu sayı 60'ın altına indi. ANAP'ın 'baraj aşabilmesi' şu an için bakıldığında, adeta mucizelere bağlı ve Türkiye'nin siyasi rotası ise mucizelere pek imkan vereceğe benzemiyor. YTP'nin sürekli akan yarasına DTP ile yapacağı pansumanla bile, baraj aşabilmesi pek kuşkulu. Zaten, giden o yüzden gidiyor. DTP, teşkilatı ve zaten pek zayıf tabanı ile yönetim organları arasında hiçbir 'organik ilişki' bulunmayan, bir 'sui generis' parti görüntüsünde. Genel İdare Kurulu, DTP değil, YTP'de de pekala olabilir cinsten. O yüzden, 'YTP'ye DTP pansumanı', YTP'nin yarasından akan kanı durdurmayı engellemiyor; bir 'barajı aşabilme şansı' sunmuyor. YTP'nin temel sorunu, projesizliği. İnandırıcı bir parti değil. Kimliksiz. Partinin genel başkanı İsmail Cem, bir ay öncesine kadar sanki kendisi 5 yıldır hükümette değilmiş gibi konuşuyor. 'Ekonomik kriz'i eleştiriyor; 'IMF politikaları'na çatıyor. 'Ekonomik kriz'in baş sorumlularından biri, partisinin kurucularından Recep Önal. Hem, uzun süre bel bağladıkları ve peşinden koştukları Kemal Derviş, YTP'ye katılsaydı; İsmail Cem, bugün 'IMF politikaları' dediği bugünkü 'ekonomik program uygulaması'nı eleştirecek miydi? Cevap, koskocaman bir hayır. YTP'nin, insanları aptal yerine koyan bu söylemi, en büyük handikaplarından biri. Kaldı ki, AB'yi hedef almış gibi görünen bu partinin genel başkanı İsmail Cem, DSP'den kopmadan iki hafta önce Dışişleri Bakanı sıfatı taşırken; 'Hükümetin devamı mı; AB mi sorusuna, elbette hükümetin devamı' dememiş miydi? Bu tür açıklamalarının yer aldığı gazetelerin daha mürekkebi kurumadı. Kamuoyunun 'belleksizliği'ne bu aşırı güven nereden geliyor? Bu kadar kısa süre içinde böylesine 'ilkesiz' zigzaglar yapan bir siyasi şahsiyete, bu ülke niçin güvensin? Bu tür bir 'performans', haliyle YTP'nin de 'baraja takılacağı'nı açıkça ilan ediyor. ANAP ve YTP, bu seçimden, DSP'nin yanısıra muhtemelen 'ağır yenilgi'yle çıkacaklar. Bunu sezen lider unsurları, ANAP'tan Mesut Yılmaz ve YTP'den Hüsamettin Özkan biraraya gelerek, 'hükümet düşürme', olmazsa 'baraj oranını düşürme' ve 'seçim erteletme' taktikleri üzerinde hala kafa yoruyorlar. Bu tür girişimlerin, 11 Eylül'de milletvekili listelerinin belli olmasından sonra artabileceği de düşünülebilir. Ancak, artık bütün bunlar beyhude bir çaba sayılabilir. Çünkü, bu çabalara MHP ve Ak Parti direndiği ve bu direnmeye DYP katıldığı takdirde, bunların sonuç vermesi mümkün değil. Buradaki 'anahtar' DYP. DYP lideri Tansu Çiller, son günlerde 'İstanbul-Ankara kumpasları'yla ismini irtibatladığı oranda DYP'nin kamuoyu yoklamalarındaki oy oranlarında 'erozyon' başladı. Bu durumda, Çiller, ya kendisi de 'baraj endişesi' ile 'Ankara-İstanbul kumpasları'na dahil olacak; veya bu daha da büyük 'oy oranı erozyonu'nu beraberinde getireceği için, bunlardan uzak duracak. YTP dahil 'mevcut merkez sağ'ın bu perişan hali, Ak Parti'ye dönük 'ivme'yi haliyle arttırıyor ve Ak Parti'ye yönelik 'seçmen teveccühü', 'İstanbul-Ankara kumpasları'nı daha da özendiriyor. Bir 'kısır döngü' görüntüsü... Bu 'kısır döngü'yü kıracak en önemli 'caydırıcı' ya da 'emniyet sübabı', 3 Kasım seçimlerinin gündemden çıkarılması halinde Türkiye'yi bekleyen 'Arjantin'leşmek' tehlikesi. Böyle bir sorumluluğun altına girebilecek bir babayiğit, kolay kolay bulunmaz. Türkiye, daha önce de defalarca vurguladığımız gibi, önüne geçilmez biçimde 3 Kasım seçimlerine ilerliyor. Bu seçimler, öylesine çok 'değişken'e bağlı ve 'kaygan bir zemin'de alınacak yolla ulaşılacak bir adres ki, seçimden önceki son haftaya, hatta son güne dek 'sandık'tan nasıl bir tablo çıkacağını kestirmek, neredeyse, imkansız. Bu seçimi ilginç kılan, 'kimi getireceği'nden ziyade, ya da en az onun kadar, 'kimleri götüreceği'. Bunun için dahi değer. Onlar, kimler mi? Yazının başına dönün...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |