T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Belirsizlikler ve seçime karşı ilgisizlik

Seçim kaosu henüz sona ermiş değil. Seçim tarihine iki ay var, ama hala seçimin ertelenmesinden söz ediliyor. 3 Kasım tarihinde seçimin yapılıp yapılmayacağı hala şüpheli!

Diğer yandan seçim hukukunun ne olacağı konusunda soru işaretleri var. İlgi çekicidir ki Türkiye'de nerede ise her seçim öncesinde Seçim Kanununda bazı değişiklere gidilmesi gelenek haline gelmiştir. Özellikle 1983'ten bu yana seçim hukukunda o kadar oynanmıştır ki her iktidar kendi konumunu güçlendirecek değişiklikler yapmayı tabii haklı olarak görmüştür. Bu alandaki yapılanlar adeta yap boz halini almıştır.

Şimdi yeni bir tartışmaya şahit oluyoruz. Barajın altında kalma ihtimali olan partiler yüzde onluk ulusal barajın yüksekliğini yeni fark ederek sözde demokratik ve kabul edilebilir makul seviyeye indirilmesi için ortak bir çalışmaya hazırlanıyorlar.

12 Eylül rejiminin mimarları temsili önemsemeyip Meclise girecek partilerini sayısını iki veya üçle sınırlandırabilmek için ulusal ve bölgesel barajlı bir sistemi getirdiklerinde herkes karşı çıkıyormuş gibi yapmıştı. Sistemin mimari Kenan Evren yüzde on barajında ısrarlı olmuş ve arkadaşlarının eleştirilerine rağmen bunu yasalaştırmıştı. Ama sonra bunun kendi lehlerinde olduğunu görenler Evren gibi bu yüksek barajı savunmaktan geri durmamışlardı. Evren'in ifadesine göre S. Demirel yüzde onluk baraj sistemini getirdiğinden dolayı Evren'e teşekkür etmiş ve değiştirmeyi düşünmediklerini söylemiştir.

Aradan şu kadar sene geçtiği halde baraj sistemi olduğu yerde duruyor. Sadece bölge barajını Anayasa Mahkemesi iptal etti; muhtemelen iptal edilmeseydi o da yürürlükte olacaktı.

Barajın yüksekliği yeni fark edildi...

DYP lideri Çiller, seçim sisteminin iki turlu olmasındaki ısrarını barajın korunmasında da göstermekteydi. Şimdi ise bunun yüksek olduğu ve aşağıya çekilmesi gerektiği yönünde bir eğitim gösterdiği yazılıyor. Niçin acaba? ANAP lideri M. Yılmaz da aynı tavır içerisinde. Çünkü barajı geçme tehlikeleri var.

Peki şimdiye kadar barajın altında kalanların günahı neydi?

Bu olay nedeniyle de Türk siyaset erkanının temel sorunu olan ilkeli hareket edememe meselesi bir kez daha gündeme gelmiş bulunmaktadır. Siyaset erkanı demokratik ilkeleri kendilerinin menfaatine olduğu noktada hatırlamakta, şayet mevcut durum menfaatlerine uygunsa ilke gündeme gelmemektedir.

Bu konuda siyasetçilerin ilkesel düzeyde söylemeleri gereken temel husus şu olmalıydı: demokrasilerde halkın adil bir şekilde temsil edilmesi ve bütün kesimlerin güçleri oranında Mecliste temsilci bulundurmaları temel esastır. Temsilde adaletin önüne konulan her türlü engelin karşısındayız ve fırsat buldukça bu engelleri kaldıracağız.

Bunu kaç lider ve hangi partiler söyleyebilmektedir?

Bugün iktidara yürüyen partilerden hangileri bunu söyleyebilmektedirler? Mesala AK Parti ve CHP bu konuda ne düşünüyorlar?

Hukukta genellik temel ilke değil mi?

Belirsizlik bununla bitmiş değil. En önemlisi iktidarın muhtemel adayı AK Parti liderinin seçime girip giremeyeceği, milletvekili olup olamayacağı konusu hala belirsiz. Nasıl bir hukuktur ki genellik ilkesine göre yapılması gereken bir değerlendirme kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Anayasa Mahkemesi Başkanı sorunun hukukçularca tartışılmasını istemektedir. Somut bir olay nedeniyle verdikleri kararı tartışmanın ne anlamı var? Neden hukukun genellik ilkesi işlemiyor? Anlamak elbette ki imkansız.

Yine bir başka belirsizlik alanı ise partilerin ittifak çabalarında ortaya çıkıyor. Hangi partilerin kiminle ittifak edecekleri, ittifakların nasıl gerçekleşeceği hala belirsiz. Çabalar var, gayretler var, tartışmalar var ama henüz sonuç yok.

Bir çok belirsizlik ve karmaşa içerisinde seçmenin seçime, partilere, adaylara ve kampanyalara ilgi göstermesini beklemek anlamsızlıktan öte gülünçtür de.

Köyleri, kentleri, sokakları, caddeleri dolaşıp insanlarla konuştuğunuzda şahit olduğunuz en önemli husus halkın seçime ve genelde siyasete karşı olan ilgisizliği, duyarsızlığı ve ümidini kesmiş olmasıdır. Halk siyasetin ortak sorunları çözebileceğine inanmıyor ve bunun için seçimi fazla önemsemiyor.

Bunca gaileden, siyaset üzerindeki baskı ve saldırılardan sonra gelinecek nokta burasıydı. Sonuç şaşırtıcı değil, ama ibret verici.

Acaba siyaset erkanı siyasetin problem çözebileceğine inanıyor mu?


5 Eylül 2002
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED