T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Baykal özür borcunu ne zaman hatırlayacak?

Bayram Ağa'yı da kattılar CHP saflarına; Türk-İş Başkanı Bayram Meral... Hayırlı uğurlu olsun.

Meral, 28 Şubat muhtırasını meşrulaştıran, daha doğrusu bu muhtıraya "sivil kalkışma" süsü verilmesini sağlayan konsorsiyumun, "beşli sivil inisiyatif"in (Refik Baydur'a göre "beşli çete"nin) kitle desteğine sahip (!) önemli elemanlarından biriydi...

Bir zamanlar mal varlığıyla gündeme gelmişti.

Bir de, yurtdışında, bir "afet-i suzan"a kaptırdığı, yahut çaldırdığı 10 bin dolarla... Ben gazetelerin yalancısıyım, günahı vebali onların boynuna; güya Bayram Ağa bir yurt dışı gezisinde, bir otelde, kapkaççı bir kadınla...

Tövbe estağfurullah...

Sabah gazetesi, bir vakitler, "işçiyi satan adam" ve "grev kırıcı" olarak suçladığı Bayram Meral'in mal varlığını yayınlamıştı, hem de tam liste...

Ankara'da işhanları, daireler, villalar, bilmem ne iş merkezinde dükkanlar...

Türk-İş'te maaşların yüksek olduğunu sanmıyorum.

Bu kadar mülkü nasıl edindi Bayram Ağa?

Hangi parayla?

Bunları açıklayacaktır elbette... Belki şu 10 bin dolar meselesine de bir açıklık getirecektir.

Neyse...

Bayram Ağa meselesine uygun bir zamanda döneceğim.

Konumuz Deniz Baykal.

Daha doğrusu, Deniz Baykal'ın vaktiyle "devletin kuşatılmışlığı"na örnek olarak sunduğu gerekçeler listesiyle, MGK'nın 28 Şubat sürecinde hükümete dikte ettiği yaptırımlar arasındaki ilginç benzerlik...

Baykal, hatırlayacaksınız, 1995 yılında, DYP'yle koalisyonu "devletin kuşatılmışlığı"nı (yani "irtica"yı) gerekçe göstererek bozmuştu.

Hükümetten ayrılmadan önce bir de "rapor" sunmuştu:

O rapora göre, "devlet içinde yuvalanmış" eşi örtülü vali ve kaymakamlar vardı. Bazı kaymakamlar kadın eli sıkmıyordu, bazıları resepsiyona başı örtülü eşlerini götürüyordu. Ülkede şu kadar İmam Hatip, bu kadar Kur'an Kursu vardı. İrticacılar polis teşkilatına yuvalanmıştı. Din adamı sayısı fazlaydı. İhtiyaç dışı cami yapımı sürüyordu. Devleti temsil eden bir vali "Ben Allah'tan korkarım, haksızlık yapamam" diyebiliyordu. Kıyafet yasasına özen gösterilmiyordu. Çok sayıda örtülü devlet memuru vardı. Örtülü kadınlar kamusal alanda pervasızca boy gösteriyordu. İrticanın parasal kaynağı olan finans kuruluşlarına ayrıcalıklar sürüyordu...

Böyle bir rapor.

Aynı rapor 28 Şubat 1997'de karşımıza çıktı.

Bu kez "MGK bildirimi" olarak.

Baykal, evet, "devletin kuşatılmışlığı"ndan şekvacıydı; ama siyasi sistem üzerindeki bürokratik vesayet, yani bir "danışma" organı olması gereken MGK'nın ülkenin temel meseleleri üzerinde tercih belirleme hakkı ve yaptırım gücü onu rahatsız etmiyordu.

Tamam, aradan 7 yıl geçti...

Baykal da belli oranlarda "değişime" uğradı...

Belki devletin kuşatılmışlığını Kur'an Kursu ve İmam Hatip sayısına indirgeyen anlayışın "kuşatıcı" olmadığını/olmayacağını, farklılıkları ve karşıtlıkları "çatışma nedeni" sayan resmî tutumla "Türkiye gerçekliği"nin örtüşmediğini gördü; ama mezkur rapordan dolayı bir özür borcu var.

Hem "özür", hem "tavzih" borcu...

Artık parlamento üzerindeki bürokratik vesayeti dert edinecek...

Bir daha TSK'yı "sivil toplum örgütü" yerine koymayacak...


5 Eylül 2002
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED