T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Şeref meselesi

Şeref veya haysiyet onur, itibar kelimeleri pratik hayatta çoğu kez birbirinin yerine kullanılan ve biri ötekinin yerine geçen kavramlar. Bu kelimelerle anlatılmak istenen husus, insanın insan olarak değerine atıfta bulunulmak istendiği zaman ortaya çıkıyor. Bir insanın şerefi söz konusu olduğunda, onun, insan olma değerine sahip çıkıp çıkmadığı sorgulanmak istenmektedir. Bir insana şerefli ya da şerefsiz diye bir yafta yakıştırılıyorsa, o insanın insan olma değerini taşıyıp taşımadığı sorusu da aynı anda ortaya atılıyor olmaktadır. Elbette mesele "insan olma" haliyle bir başına bırakılamaz: bunun da arkasından ister istemez "insan olma" durumunun nasıl ölçüldüğü sorusu ortaya çıkar. Bu durumda da, insan olma halini onun sorumluluk duygusuyla izah etmeye girişiriz. Sorumluluk duygusu irdelenmeye başlandığında bunun arkasında insanın hür iradesi ortaya çıkar. Fakat pratik hayatta, biz, bir meseleyi irdelerken, onun illiyet zincirini bir noktada kesmek ve meseleyi bizi ilgilendirdiği kesitten değerlendirme mecburiyetiyle karşılaşırız.

Şeref meselesini ortaya koyarken de, konuyu böyle bir kesitten alma zorunluluğu ile karşılaşıyoruz. Bir kere insanın kaideten şerefli bir yaratık olduğu kabulünden yola çıkarsak, kime şerefsiz diyeceğimizi belirleyebilmek için o kimsenin insana yaraşır bir tavır ve davranış bütünlüğü gösterip göstermediğini ararız. Bir insana şerefli diyebilmemiz için, onun takındığı tavrın ve eylediği işin sorumluluğunu üstlenip üstlenmediğine bakarız. O kişi acaba yapıp ettiklerini hür ve müstakil iradesiyle mi yapıyor ve yapıp ettiklerinin sorumluluğunu üstlenme dürüstlüğü içinde bulunuyor mu?

Eğer o kişi bir takım işler yapıyor ve fakat yaptığı işlerin sorumluluğunu üstlenmekten kaçınıyorsa, orada ve ortada , insanın şerefine yaraşır bir tavrın bulunmadığı kanaatine ulaşırız. Türkçe'deki bir deyim insanın yaptığı işin sorumluluğunun başkasının üstüne yıkılmasını tazammun etmesi bakımından manidardır, bu deyim: "Davul birinin boynunda, tokmak başkasının elinde" biçiminde dile getiriliyor. Ama bu söz daha çok, kendisi bir eylemde bulunmadığı halde eylenen işin sorumluluğunun kendi üstüne yıkılmasından yakınanların ağzından dile getirilir. Ve burada anlaşılabilir ve anlayışla karşılanabilir bir durumla karşı karşıya bulunduğumuzda tereddüt etmeyiz. Fakat davulu boynuna geçirenle tokmağı elinde tutan arasında danışıklı bir dövüş varsa ve davulla tokmak birinden ötekine bir el çabukluğu ile yer değiştiriyorsa, burada, safiyane bir durumdan değil, fakat başkalarını kandırmak için tertiplenmiş bir oyundan bahsetmemiz gerekecektir. Burada bir aldatmaca söz konusudur. Burada tokmağı elinde tutan o tokmağı elinde tuttuğunu da tutmadığını da iddia edebilecekken, davulu boynunda taşıyan da onu hem taşıdığını, hem taşımadığını ileri sürebilecektir. Burada, ancak sonuçtan çıkacak bir nimet varsa onun paylaşımına katılmak isteyen açıkgözlerin ve sahtekârların tavrı ortaya çıkar; nimet varsa bölüşülecek, külfet ve sorumluluk varsa uzakta durulacak! İşte bu, şerefsiz insanlara mahsus bir tavırdır. Çevrenizdeki insandan yönetim kademelerinde yer almış olanlara kadar herkesi yapıp ettiklerinin sorumluluğunu üstlenip üstlenmediğine göre bir şeref testine tâbi tutmanız mümkündür. Ve davul-tokmak oyunuyla karşınıza çıkanların şerefinden kuşkulanmanız da hakkınızdır.


5 Eylül 2002
Perşembe
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED