T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Genç Pamukbank gençliğine doyamadan tarih oluyor

Bankacılık sektöründeki "sıkıntıları" atlatabilmek için çeşitli girişimleri bir süredir izliyoruz. Doğuş Grubu'nun iki bankası, Osmanlı Bankası ile Garanti Bankası birleşerek "aktiflerini güçlendirmişler" ve daha "sıkıntısız" çalışmaya başlamışlardı.

Şimdi aynı durum Çukurova Grubu için gerçekleşiyor. Bankalar sıralamasında 4'ncü sırada bulunan Yapı ve Kredi Bankası ile 7'nci sırada bulunan Pamukbank birleşiyor. Daha doğrusu Pamukbank Yapı ve Kredi'ye "iltihak" ediyor.

Artık "Genç Pamukbank" gençliğine doyamadan, aynen Osmanlı Bankası'nda olduğu gibi "tarih" olmuş olacak. Oysa ben Pamukbank'ı çok severdim. "Genç Pamukbank iyi bankadır" sloganı ile ekonomimizde çok iyi işler yapmıştır. Özellikle "Bireysel Bankacılık" alanında büyük başarı kaydetmiştir.

Ben, bankacılık sektörüne kabahat bulmuyorum. Kabahat, bu ülkeyi yönetmeye kalkışıp işi ellerine yüzlerine bulaştıranlardadır. Kabahat, "ne yaptığını bilmeyen, bir önceki yaptığı ile bir sonraki yaptığı taban tabana zıt olan" ekonomi bürokratlarındadır. Kabahat iktidara geldikten sonra ülkeyi iki ağır kriz ve dünyanın en borçlu ülkesi yapanlardadır.

Yeni Yapı ve Kredi Bankası, Ziraat Bankası'ndan sonraki en büyük banka olacak. Bu yeni bankanın güçlenmiş yapısıyla ekonomimize iyi hizmetler vereceğine inanıyorum.

Yalnız bu "siyasal yapı" ile bunları gerçekleştirmek çok zor. "Koalisyonda çatlama" ve "yarının belirsizliği" piyasaları altüst etti. Dolar 1 milyon 500 binin, faiz yüzde 70'lerin üzerine çıktı. Yani devletimizin yükü her geçen gün artıyor. Artık "iç borç çevrilebilir mi?" endişesi piyasalara hakim oluyor. Bu durumda bankacılık yapmak da, vatandaş olmak da çok zor.

Kemal Derviş Başbakanlığa nasıl hazırlık yapıyor?

Önceki gün yazdığım "Amerika, Kemal Derviş'i Başbakan yapabilecek mi?" başlıklı yazıma ATO Başkanı Sinan Aygün'den cevap geldi. Sinan Aygün, "Başbakan'ın sağlığı, AB pazarlığı, hükümet sıkıntısı derken Kemal Derviş, ipi göğüsleyecek gibi..." diyor.

Bunun belirtilerini de şöyle açıklıyor: "Zira Derviş, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik yapısını çok iyi gördü. Bunun içindir ki; başta Amerikan Büyükelçisi Pearson olmak üzere, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile yakın temasını sürdürüyor. Bunun anlamı: 'Ben Başbakanlığa ciddi adayım. Onun için de sizden yardım istiyorum.'

Zaten Kemal Derviş'in açıklamaları da bu yönde... Seçimin ekonomiyi etkilemeyeceğini açıkça telaffuz ediyor. Hatta son Bakanlar Kurulu toplantısında bile Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'yi azarlamasının nedeni de seçimdir. Başkan 'Kırılgan ekonomide erken seçim ekonomiyi etkiler' görüşünü söyleyince Derviş, 'Hayır!.. Etkilemez' uyarısında bulundu. Bütün bunlar seçimin artık kaçınılmaz olduğu ve Derviş'in doludizgin seçime hazırlık yaptığının göstergesidir."

ATO Başkanı Sinan Aygün, 2002 Bilderberg Zirvesi'nin 30 Mayıs-2 Haziran arasında Amerika'da toplandığını ve bu zirveye katılanlara "Dünyanın gerçek efendileri" adının verildiğini söylüyor. Bu zirveye Kemal Derviş'in de katıldığını vurguladıktan sonra şunları söylüyor:

"Bilderberg'e 120 kişi davet ediliyor. Üçlü komisyon 320 kişidir. Şu ana kadar bu zirveye katılıp açıklama yapan tek kişi çıkmadı. Allahu Teala'dan korkmayanlar acaba kimden korkuyorlar.

Bill Clinton, Jimmy Carter, Ronald Reagan, Margaret Thatcer, John Major, Tony Blair ve Türkiye'deki bazı kişilere, bu zirveden sonra iktidar yolu açılmıştır."

Kriz "geliyorum" dedi

Prof. DR. Esfender Korkmaz'ın "Kriz Geliyordum Dedi" adlı kitabı çıktı. Prof. Dr. Esfender Korkmaz, 1999, 2000 ve 2001 yılları arasında "böyle giderse ekonomik kriz çıkar" dediği yazılarını bu kitapta toplamış.

İnsan yapılan bunca "uyarılara" rağmen, gerek hükümetin, gerekse ekonomi bürokratlarının nasıl "bu kadar yanlış" yapabileceklerine şaşıyor. Esfender Hoca, "televoleci ekonomist" olmadığı için mi, uyarılarına kalak asılmadı?

Esfender Hoca, kitabın önsözünde de "uyarılarını" yapıyor. "Türkiye'nin kısa vadeli para ve kur politikasına dayalı politikaları, geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak, istikrar sorununun kalıcı çözümü devletin, piyasanın ve siyasetin yeniden yapılanmasıyla mümkün olabilir.

Türkiye, 17'nci Stand-by'a gitmeden önce, bugünkünden daha iyi noktadaydı... Bu kitapta topladığım, Gözcü gazetesindeki yazılarımda, bu noktadan başlayıp, yaşanan krizler ve bu krizlerden çıkış yollarının analizini yapmaya çalıştım. Ellimden geldiğince ilgilileri uyardım, öneriler getirdim" diyor.


13 Haziran 2002
Perşembe
 
CAN AKSIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED