|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"İstikrar" için katlandığımız sıkıntılara, ödediğimiz faturalara bakınca bunun masum bir gerekçe olmadığını anlamak zor değil. Her türlü makul ve haklı talep ve eleştiri içeriği boşaltılmış, ne olduğu pek belli olmayan bir "istikrar" dalgakıranı ile geri püskürtülüyor. Çeşitli taleplerle ortaya çıkan kesimler ülkenin içinden geçtiği sıkıntılı dönemde en çok ihtiyaç duyduğu istikrarın bozulacağı gerekçesiyle üzerinde hiç düşünülmeden, konuşulmadan mahkum ediliyor, teklifler çöp sepetine yollanıyor. Toplumun siyasi arayışlarını, dinamizmini ve dönüşümünü başından itibaren kesmeye yarayan bu "istikrar" denilen şey nedir? Bu soruyu pek tartışmıyoruz. İstikrar kelimesinin olumlu ve cazibeli bir fonetiği var. Normal şartlarda hiç kimsenin buna karşı çıkması düşünülemez. Çünkü istikrarın karşılığı "kaos", "buhran" ve "bunalım"dan başkası değil. Zira istikrar düzenliliği, gelişmelerin önceden bilinen kurallara, ilkelere ve kalıplara göre yürümesini, bir belirsizliğin olmamasını anlatıyor. Bunun tersi bir durumsa belirsizlik, kuralsızlık ve karmaşıklıktır. Bu durumun yanıltıcı ve mevcut sıkıntıları artırıcı olması düşünülemez mi? Yani "istikrar"ın kendisinin de istikrarsızlık, belirsizlik ve karmaşıklık sebebi olamaz mı? Türkiye olarak istikrar üzerinde bu kadar ısrarla yapışmamızın bizatihi istikrarsızlık sebebi olduğu ve her alanda dinamizmin bundan dolayı ortadan kaldırıldığını düşünmek mümkün. Öncelikle şunun bilinmesinde yarar var, istikrar demek mevcut yapıların, ilişkilerin ve süreçlerin olduğu gibi devam etmesi demektir. Mevcuttaki yapı, ilişkiler ve süreçler ne ise bunların değişmemesi ve olduğu gibi sürdürülmesi hali. Mevcuttan memnun olan ve bunun devamından yana olanlar "istikrar" savunması içindedirler. Hükümet her durumda "istikrar" diyor başka bir şey demiyor. Seçim talepleri istikrar gerekçesiyle geri çevriliyor, üreticilerin istekleri istikrar uğruna duyulmuyor, reel sektörün feryatları istikrar için görmezlikten geliniyor, işsizlerin çığlığı yine istikrar için işitilmiyor, baskı ve hak ihlalleriyle bunalan gençlerin, öğrencilerin, sivillerin yakarışları yine istikrar için gündeme bile gelmiyor. Peki bu kadar farklı kesimlerin hayatlarını karartan bu "istikrar" denilen mevcut durumun devamından beslenenler yok mu?
İstikrar statükonun devamından başkası değil...
Aslında "istikrar" statükonun devamından başka bir şey değil. Eğer statüko geniş toplum kesimlerinin arzularına cevap veremiyorsa, bunun değişmesi genel bir istek ise burada "istikrar"ın kendisi ciddi bir sorun haline gelmiştir demektir. Bugün mevcut statükodan beslenen küçük bir azınlığın ve siyasi işlevler de üstlenmiş olan bürokrasinin dışında "istikrar" edebiyatı yapanın olmaması bunu çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye'nin "istikrar" adına statükoyu olduğu gibi koruması ve sürdürmesine değil dünyadaki eğilimleri doğru okuyarak değişmesi ihtiyacı vardır. Son günlerin popüler tartışma konusu Avrupa Birliği ile ilgili tartışmalar aslında statüko kutbu ile değişim yanlılarının oluşturduğu dinamik kutup arasında cereyan ediyor. Avrupa Birliğine karşı "ulusal egemenlik", "ülke bütünlüğü", "bağımsızlık" ve benzeri klasik hassasiyet alanlarını ileri sürerek bir cephe oluşturmaya çalışanlar "istikrar" adına statükoyu ayakta tutmanın çabası içindedirler.
Değişim yönetimi...
Elbette değişimin bir kaos ve buhran getirmesi savunulamaz. Zaten her değişim talebi kaos ve buhran getirsin diye gündeme gelmiyor; mevcut toplumsal sorunların daha rasyonel çözümü ve daha insanca bir hayat yaşayabilmek için savunuluyor. Belki üzerinde durulması gereken husus "istikrar içinde değişim" olmalıdır. Bu da ancak dünyanın nereye doğru gittiğinin iyi okunması ve bu parametreler doğrultusunda yapılacak bir planlama ışığında değişimin yönetilmesidir. Türkiye'de eksik olan işte budur. Değişimi yönetemeyen Türkiye "istikrar" kaygılarıyla yerinde sayıyor, hatta geriliyor, fakirleşiyor, sorunlarına yeni sorunlar katıyor, en temel sorunlarını bile çözemiyor. Demokrasilerde tıkanan siyasal süreci aşmak için tek ve en rasyonel araç olan seçimden "istikrar" adına kaçıldığı bizden başka bir ülkenin olduğunu sanmıyorum. Bu mantıkla 2004 nisanı geldiğinde seçime nasıl evet denecektir? Bugün seçim istikrarsızlık nedeni ise o zaman olmayacak mı? Türkiye "istikrar" değil dünya ile bütünleşmek, dünyanın gittiği yöne doğru gitmek istiyor. Devamlı daha alt liglerde oynamaktan, gerilemekten bıktık usandık. İstikrara değil bizi ileriye taşıyacak değişime ihtiyacımız var. Statükocular bizi "istikrar" sözcüğüyle daha fazla oyalayamazlar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |