T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Avrupa Mahkemesi'nin kararı: Parti kapansa da vekillik düşmez

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye'yi DEP'in (Demokrasi Partisi) kapatılması kararıyla ilgili olarak ikinci kez mahkum etti.

Mahkeme, partileri kapatıldığı için milletvekillikleri düşürülen 13 DEP'linin başvurusu üzerine aldığı kararda, Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki kararının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin seçim hakkını öngören 1 numaralı protokolunün 3. maddesini ihlal ettiği kanısına vardı.

Karara göre, bir parti için kapatılma kararı verilse bile, parti üyesi milletvekillerinin milletvekilliğinin düşmemesi gerekiyor. Devlet bu nedenle bir trilyon liraya yakın (yaklaşık 700 bin euro) tazminat ödeyecek.

Bu, son zamanlarda Türkiye'nin ödediği en büyük tazminatlardan biri olacak...

Mahkeme geçtiğimiz yıl da, yargılanıp mahkum olan DEP'li milletvekilleri ile ilgili olarak açılan davada, yargılamanın adil olmadığı gerekçesiyle Türkiye'yi mahkum etmişti.

Böylece, DEP'le ilgili alınan bütün kararların siyasi ve hukuk dışı olduğu belgelenmiş oluyor.

Bu karar, aynı zamanda bazı çevrelerin Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek istemesine neden karşı çıktıkları konusunu da açıklığa kavuşturuyor.

Avrupa Birliği üyesi olan bir Türkiye'de, ne DEP gibi, Refah gibi, Fazilet gibi partiler kapatılabilir, ne de partileri kapatıldı diye milletvekillerinin seçilme hakları ellerinden alınarak o milletvekilleri Meclis dışına çıkarılabilir. Ne Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Selim Sadak gibi DEP milletvekilleri hayatlarının 10 yılını haksız yere hapislerde geçirirler...

Bu insanlar, sadece siyasi görüşlerinden ve Kürt kimliklerini açıklamış olmaktan dolayı Avrupa Mahkemesi'nin de çok açık bir şekilde belirttiği gibi, hem adil olmayan bir duruşmada mahkum edilmişlerdir, hem de Avrupa Sözleşmesine aykırı olarak seçilme hakları ellerinden alınarak milletvekillikleri düşürülmüştür.

Bir trilyon, iki trilyon tazminat, insanların özgürlüklerinin, haklarını kaybetmelerinin bedeli olamaz.

Türkiye bu durumda, DEP davasını yeniden ele alarak Avrupa Mahkemesi'nin değindiği 'Sözleşme'ye aykırı noktaları düzeltmek ve neredeyse 7 yıldır, düzmece olduğu anlaşılan bir yargılama nedeniyle hapiste olan DEP'li milletvekillerini hemen serbest bırakmak durumundadır.

Kapatılan partilerin davaları yeniden ele alınmalıdır. Tabii aynı şekilde, parti kapatma davaları nedeniye seçilme hakları ellerinden alınmış milletvekillerinin, gaspedilmiş hakları da geriye dönük olarak iade edilmelidir. Sonra da devlet, bütün bu hukuk dışı haksız işlemlerden dolayı vatandaşlarından özür dilemelidir.

Çok fazla iyimser oldu değil mi?

Türkiye'de hiç devlet böyle bir şey yapar mı? Yaptığı görülmüş mü?

Oysa yanlış hesap ortada.

Türkiye, altına imza attığı ve Meclis'inden de geçirerek iç hukuk mevzuatı yaptığı uluslararası sözleşmelere göre sürekli cezalandırılıyor. En yüksek yargı organı olan Anayasa Mahkemesi'nin kararları Strazburg'dan dönüyor.

"Tazminatı veririz, işkenceye ve parti kapatmaya devam ederiz" demek mümkün mü?

Avrupa Mahkemesi'nin verdiği tazminat kararları sembolik bir mahiyet taşıyor. Mahkemenin asıl amacı, mahkumiyete neden olan yanlış uygulamaların, Avrupa İnsan Hakları Sözleşme'si ve ekli protokollerine aykırı mevzuatın ve bu mevzuata göre alınan hükümlerin değişmesini sağlamak.

Devlet, Avrupa Mahkemesi'nin kararlarına rağmen hala parti kapatma, siyasetçi yasaklama peşinde. AB'ye tam üye olacak bir Türkiye'de, derin devletin yüksek bürokratları istedi diye ne parti kapatılabilir ne de siyasi faaliyetlerinden dolayı politikacılar yasaklanabilir. AB'ye girmeyelim diye direnenlerin bir gerekçesi de işte bu...

Türkiye AB'ye girerse, siyaseti istedikleri gibi biçimlendirip ülke yönetiminde sürekli söz sahibi olmak isteyen güç odaklarının uygun görmediği partiler ve liderlerin siyaset sahnesinden temizlenmesi nasıl mümkün olacak?

Bu odaklar iktidar hırsları uğruna, bir yandan Türkiye'yi, imzaladığu uluslararası metinlere boş veren bir ülke seviyesine düşürüyor, öte yandan yüz milyonlarca dolar tazminatın devlet kasasından ödenmesine neden oluyorlar. Bu zevatın nasılsa yetkileri sınırsız, sorumlulukları ise çok sınırlı..

Şimdi Avrupa Mahkemesi'nin verdiği tazminat kararlarında devletin sorumlu görevliye rücu etmesini öngören bir yasa hazırladılar ama, meselenin bu yolla çözülemiyeceği de aşikar...

Söz gelimi, DEP davasında bu partinin kapatılmasının MGK'da karara bağlandığı artık biliniyor.

Eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş o yıllarda bu gerçeği açıklamıştı. Askerler istemiş ve başta DYP lideri Çiller olmak üzere diğer partiler ve devletin diğer mekanizmaları harekete geçirilmişti.

Milletvekilleri, Meclis basılarak ve mevcut yasalar çiğnenerek ite kaka gözaltına alınmışlardı.

Şimdi hukuken değilse bile siyaseten, vicdanen, etik olarak DEP, Refah, Fazilet ve diğer parti kapatma davaları için kime rücu edilecek?

Avrupa Mahkemesi Türkiye'yi mahkum etti.

Sorumlusu Doğan Güreş mi? Tansu Çiller mi? Çiller'e sürekli payanda olan CHP'li başbakan yardımcıları mı?

28 Şubat'ın aktörleri kimler? Sorumluları kim?

AB üyeliğine elbette karşı çıkacaklar. "Türkiye'nin özel şartları var" diyecekler.

Sonra da, 700 bin euro tazminatı devletin kasasından ödeyip aynı havada devam edecekler?

Peki nereye kadar?


13 Haziran 2002
Perşembe
 
KORAY DÜZGÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED