T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Millî takımın katili medyadır...

Herşey bugünkü karşılaşmalardan sonra belli olacak; Brezilya Kosta Rika'yı yener, biz de Çin maçından en az iki farklı galibiyetle ayrılırsak, bir üst tura çıkacağız.

Bu yazıyı yazmak için "netice"nin ortaya çıkmasını da bekleyebilirdim.

Ama sonuç ne olursa olsun, millî takıma, özellikle teknik heyete yönelik "düşmanca" tutum değişmeyecek; bu nedenle erkenden kalkıştım.

Hem, ciddiyetiyle kaim bu köşede futbolun ne işi var? Yazacak daha salim, daha eğlenceli konular bulamaz mıydım?

Beni bu konuya icbar eden (oda arkadaşlarımın deyimiyle) "argüman kıtlığı" değil... Sadece ifşaatta bulunmak ve finallerdeki görece başarısızlığımızın nedenlerini kurcalamak, daha doğrusu başarısızlığımızın faturasını akıl ve vicdan melekeleri dumura uğramış meslektaşlarımıza kesmek istiyorum.

Kaldı ki ben millî takımı başarısız bulmuyorum.

Fransa'nın, Uruguay'ın, hatta Arjantin'in elendiği sürprizi bol bir turnuvada iyi kötü bir-iki gol atıp, futbolcu jargonuyla söylersek "puan ya da puanlarla" ayrılmışız. Daha ne?

Hayır, bu takım dünya şampiyonu olabilirmiş ama Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy'un Şenol Güneş takıntısı yüzünden, elimizdeki altın fırsatı kaçırmışız.

Zaten itiraz, Şenol Güneş'in teknik direktörlüğe getirilmesiyle başlamıştı.

Niçin Yılmaz Vural, Samet Aybaba, Erdoğan Arıca değil de Şenol Güneş?

İtirazlar, süreç içinde hakarete dönüştü.

Şenol Güneş'in ne korkaklığı, ne eyyamcılığı, ne ülkücülüğü, ne gericiliği kaldı.

Dünya çapında futbolculara sahiptik, ama teknik heyetimiz yetersizdi. Gerçi, dünya çapındaki futbolcularımız takımlarında ilk 18'e giremiyorlardı ya, bunun ehemmiyeti yok...

Bu takım yine de Dünya Kupası'nı alabilirdi.

Bunu söyleyen celadetiyle ünlü bir yazarımız...

Ki, vaktiyle Fatih Terim'e demediğini bırakmamış, "şehir magandası", "kıro", "aşağılık adam" yakıştırmalarından sonra yüzgeri edip "Fatih Terim'e tapan gazeteciler" arasındaki yerini almıştı. Çünkü "güç" ve "başarı"ya tapınmak küçük burjuva ahlakının icaplarındandı.

Şu tür yorumlar da okuduk gazetelerde:

"Finallerde başarılı olmak istiyorsak, millî takımı Güney Kore'ye Fatih Terim ya da Mustafa Denizli'nin götürmesini sağlamalıyız. Haluk Ulusoy laftan anlamıyor, bir 'Şenol Güneş'tir tutturmuş gidiyor, gerekirse Cumhurbaşkanı, Başbakan, hatta Genelkurmay Başkanı'nı devreye sokup bunu temin etmeliyiz."

Brezilya maçından sonra Şenol Güneş düşmanlığının mihveri değişti.

Şenol Güneş takımı yanlış oynatıyordu. Olabilir.

Kosta Rika maçında sahaya doğru bir tertip sürmüştü ama, kenar yönetimindeki hataları, eleştirilerden fazla etkilendiğini gösteriyordu. Bu da olabilir.

Peki şu yoruma ne demeli:

"Şenol Güneş namaz kılmayan futbolcuları ilk 23'e almadı. Serhat ve Tayfun namaz kılmadıkları için kadrodan çıkarıldı. Hakan Şükür liderliğindeki tarikatçı futbolcular grubu namaz kılmayanları dışlıyor. İlhan Mansız namaz kılmadığı için pas alamıyor..."

Yazar, Kosta Rika beraberliğini "namaz" sorunsalına bağlıyor.

Daha akıllı-uslu yorumlar yok muydu?

Olmaz mı? Bunların en hafifi teknik kadroyu beceriksizlikle, futbolcuları da "vatan hainliği"yle suçluyordu.

Millî takım Güney Kore'de gücünün altında bir futbol sergiledi, doğru... Daha başarılı olabilirdi, daha çok gol atabilirdi, "farklı bir takım" olduğunu gösterebilirdi. Ama bunun sorumlusu ne teknik heyet, ne de "Cuma namazına gitme gafletinde bulunan" futbolculardır.


13 Haziran 2002
Perşembe
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED