|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Almanya'da yaşayan Türkler'de dert bir değil; ama dertlerinin en büyüğü, buradan para toplamış olan holdingler... Bazı okurlardan uyarı almıştım, ABD'ye gittiğimde kulağıma fısıldananlar hiç hoşuma gitmemişti; şimdi Alman kentlerinde gezerken yaranın sürekli kanadığını görüyorum. İnsanlar hayat boyu biriktirdiklerinin geri gelmeyeceği endişesindeler... Bu endişeyi veren holdingler arasında, ne çare, sağlam görüntülü olanları da var. Marktan Euroya geçerken Almanlar oyun oynamış olabilirler mi? Buradaki herkes sanki bilirmişim gibi bana bunu soruyor. Euro uygulaması başladığında parite Dolara yakın tutulduğu halde hemen her şeyin fiyatı bir misli artıvermiş... İnsanların akılları başlarına gelip "Bu fiyatlar neden bu kadar yüksek?" diye sorması aylar sürmüş; biri, "Bu arada voleyi vuran vurdu" dedi... Anormal yükselen fiyatlar, şimdi de, neden olduğunu kimselerin anlayamadığı biçimde yeniden düşmeye başlamış... Marxloh diye 20 bin nüfuslu bir kasaba var; nüfusun üçte biri yabancı, yabancıların çoğu da Türk... Yolumuzu oraya düşürüp kasabanın yönetiminden Türk ve Almanlar'la görüştük, yeni projeler dinledik, DİTİB'e (Diyanet) ait camiye gidip çalışmalar hakkında bilgi aldık. Orada tanıştığım bir Alman, böyle çok uluslu bir yerde yaşamaktan duyduğu keyfi anlatırken kendinden geçti. Karşı komşusu Türk'müş; bir aşağı katta Brezilya'lı bir aile yaşıyormuş... "İlk maçtan sonra Türk'le üzüldüm, Brezilya'lıyla sevindim" dedi. Dışarı çıkınca, sağda Türk kebapçı, solda Yunanlı fırıncı varmış, "Az ileride de İtalyan lokantası..." Hava iyi olduğunda, apartmanın önüne masa kurup keyif çatıyorlarmış... Bir Alman, "Türkler'le birlikte bazı alışkanlıklarımız da değişti" dedi bana. Daha önce manav ve marketlerde taneyle satılan meyvalar artık kiloyla gidiyormuş... "Bu, basit görünen, ama köklü bir değişim" dedi o Alman... Bir başka alışkanlık ise piknik olmuş... Pazar günü, Berlin'de, kocaman parkın yanından geçerken, "Dikkatle bakarsanız, Türkler piknik yapıyor olabilir" dedi aynı Alman... Güldüm, "Saat sabahın 10'u henüz; hareket birkaç saat içinde başlar" dedim... Marxloh ve çevresinde 40 kadar cami olduğunu duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Berlin yabancılar sorumlusu Barbara John, "Bizde cami sayısı 75" dedi. Bazı camiler birbirine yakın. "Neden?" diye sorulduğunda, "O cami falanca cemaatin, bu ise filâncanın..." cevabı geliyor. Parayı bol bulunca, buradakiler camilerini ayırıyorlar... DİTİB'e ait eski bir binada faaliyet gösteren mescidin yerine görkemli olmasını istedikleri yeni bir cami inşa edecek Marxlohlu'lar... Cami duvarına yapıştırdıkları plana bakınca, "Türk-Osmanlı mimarisi" diye avunmaktan başka bir işe yaramayan o bildik yapı tarzı olduğunu gördüm. Sanki bu topraklar Selimiye'yi, Süleymaniye'yi inşa eden Sinan'ı çıkartmamış gibi, ondan yüzyıllarca sonra onun yaptığından on defa daha kalitesiz Kocatepe'yi Ankara'nın tepesine inşa etmedik mi? İşte öyle... Oysa, yepyeni bir zihniyetle, bir çok hizmet köşesi de düşünülmüş bir cami Avrupa'nın ortasına ne güzel yakışırdı... Yıllar önce, yolum Zagreb'e düştüğünde, Hırvatistan başkentinde inşa edilmiş muhteşem güzellikteki cami, mimari tarzıyla, beni kendisine hayran bırakmıştı. Bir ara Markların su gibi aktığı Almanya'da yüzümüzü ağartacak, "Bu da bizim eserimiz" diye göğsümüzü kabartabileceğimiz tek bir 'güzel' eserimiz yok... Marxloh'taki çok-kültürlü hayatla ilgili bilgileri dinlerken, caminin yanındaki kahvede duvara asılmış bir nazımla karşılaştım. "Kana kuvvet, göze fer" diye başlayan 'çorba' şiirini biliyordum, ama 'çay' konusunda böyle mısralar çiziktirildiğini ilk kez fark ettiğimi itiraf ederim. Bakalım sizin de hoşunuza gidecek mi? "Bir çay beyhude, iki çay kâide. / Ancak üç çay sana fâide. / İç dördü, at derdi. / O ki çıktın beşe, sürgit onbeşe." Türkler'in yoğun yaşadıkları muhitlerdeki kahvelerde sabahtan akşama oturan, muhtemelen sürgit çay içenler var. Berlin'de işsizlik had safhada ve en fazla etkilenenler de genç Türkler... Bu arada, 'ilk nesil' diye kendilerinden söz eden yaşları ileri anne-babalar da emekliliklerini kahvelerde geçiriyorlar. 180 civarında değişik ırktan insanın yaşadığı Berlin'in Kreuzberg semtinde Türk yoğunluğu yüzde 35. Yabancılardan sorumlu bölümün başındaki Bn John, "İtiraf etmeliyim ki" dedi, "Maalesef, İslâm eşit muamele görmüyor... İslâm'dan korkuluyor..." 11 Eylül sonrası daha da azan bir korku bu. Sonuç olarak da, karşılarına gelen taleplere, eğer dini ise veya dindar bir kurumdan geliyorsa, zorluk çıkartılıyor. Okullarda din tedrisatı için İslâm Federasyonu 20 yıl süren bir mücadele verdi; yine Türkiye'den "Biz İslâm'dan farklıyız" diyen bir gruba ise "O halde kendi dininizi siz öğretin" diye 24 saat içinde izin çıktı... Almanlar ciddi bir sorunla karşı karşıya bulunduklarının farkındalar ve şu sıralarda İslâm Dünyası'na fazla ilgi gösteriyor, Müslümanlar'la iyi geçinmenin yollarını arıyorlar. Hemen her üniversitede varolan İslâmî ilimler bölümleri, son zamanlardaki bu ilgi artışı yüzünden, cicim ayları yaşıyor. Burada kalmaya kesin kararlı Türkler'in de, kızlı-oğlanlı, bu bölümleri tercih ettiklerini gördüm... Diğerleri, bütün gün kahvelerde oturup holdinglerde giden paralarına yanıyorlar..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |