|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dünyada gümrük duvarlarının yıkılmasıyla, kültürler arasındaki rekabet de büyük bir hız ve yoğunluk kazandı. Artık, ilgi alanı ne olursa olsun, hiçbir kurum ve kuruluşun kendi sınırları içinde kalarak mükemmeli yakalaması mümkün değildir. Çünkü dünyası sınırlı olan kuruluşların pazarları da sınırlı olur. Uluslararası pazarlarda yer alamayan bir işletme de dünya markası olacak ürün ve hizmet üretemez. Thomas Peters ile Robert Waterman'ın her kademedeki yöneticinin başucu kitabı haline gelen "Mükemmeli Arayış" isimli kitaplarında, "kusursuz şirket"lerin özelliklerini anlatmaya "Four Season's" otellerine ilişkin bir anekdotla başlarlar. Onlar bir gün Washington'da otelin lobisinde yer bulmak için kıvranırken, resepsiyondaki görevlinin kendilerine isimleriyle seslenip, nasıl yardımcı olabileceğini sorunca adeta çarpılırlar. Yazarlar bir yıl önce aynı otelde bir kere kalmış ve beğenmişler. Girişteki görevlinin onları tanıması ve isimleriyle seslenmesi, sözkonusu işletmenin, kısa zamanda elde ettiği büyük başarının da ipuçlarını verir. Bütün kurum ve kuruluşların başarısının temelinde "müşteri odaklı" olma var. Aradan bir yıl geçse de, çalışanların müşterilerini unutmadığı bir işletmenin yükselişini hiçbir güç durduramaz. Dünyanın önde gelen otel zincirlerinden biri olan Hilton'un Konya tesislerini hizmete açması, Orta Anadolu'nun globalleşme yolunda büyük bir adım attığını gösterdi. Konya Türkiye'nin en büyük ihracat merkezlerinden biri. Onun Mevlana gibi öylesine büyük bir kültür kaynağı var ki, Kıyamet'e kadar pazar onundur. Mevlana'sıyla Konya Anadolu'nun kültür merkezi olduğu kadar, üretim ve ihracat üssü de oldu. Mesnevi gibi, Konya'nın ürünleri de dünya pazarlarında. Konya'nın çok ortaklı holdingleri, Türkiye'deki ekonomik dönüşümün öncüsü oldular. Onlar, yurtdışında kazanılan kaynakları Anadolu'ya çekerek, Türkiye'deki "risk sermayesi" uygulamasının ilk örneğini verdiler. Ancak sermayeyi renklerine göre ayırmaya kalkışanlar, yalnızca Konya'nın çok ortaklı şirketlerini değil, bütün Türkiye'yi akıl almaz boyutlarda yoksullaştıran, dehşet verici bir krize sürüklediler. Bilim ve teknoloji gibi, girişim ve sermayenin de rengi yoktur. Dünyanın neresinde olursa olsun, kusursuz ürün ve hizmet üretmesini bilen kurum ve kuruluşlar, her ülkede, her şehirde saygı ve sevgiyle karşılanırlar. Bu yüzden, İkinci Bayazıt 1492'de İspanya'da sürülen Müslüman ve Yahudiler'e Osmanlı Devleti'nin kapılarını sonuna kadar açmıştır. Göçmen kabulünün insanî boyutu bir yana, onların getirdiği bilgi, birikim ve sermaye Osmanlı ekonomisine ayrı bir renk katmıştır. Onlar hâlâ Türk ekonomisine katkıda bulunmaya devam ediyorlar. On yıl önce bir konferans için Konya'ya gittiğimde, şehirde hiçbir yabancı yatırım göze çarpmıyordu. O yıllarda ünlü restoran zincirleri bile Konya'ya gelmemişti. Şimdi Konya holdinglerini büyük dünya şirketleri izliyor. Dünyaya açık olan, dünyaya da açılır. Konya Anadolu insanını dünyaya açtı, dünya da Konya'ya geldi. Önümüzdeki yıllarda otel zincirlerini diğer hizmet ve üretim kuruluşları izleyecektir. Dünyada bir trilyon doların üzerinde yabancı sermaye dolaşıyor. Böylesine büyük sermaye hacminden Türkiye'ye gelen yatırım bir milyar doları bile bulmuyor. Türkiye'de sermayeyi renklerine göre ayıranlar, bırakın yabancı sermayeyi, Anadolu sermayesini bile ülke içinde tutamıyorlar. Anadolu insanının Almanya'daki yatırımları, Almanya'nın Türkiye'de yaptığı yatırımları kat kat aşıyor. Güç odakları, sermayeyi renklerine göre ayırarak, bütün ülkeyi yoksullaştırıyor. Sınırsız dünyada ayakta kalabilmek için yalnızca şirketler değil, devletler de müşteri odaklı olmak zorundadır. Milletsiz devlet olmaz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |