|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Havalar ısınıp da İstanbul'un havası bunaltmaya başlayınca önce herkesde ayrı ayrı kırlara açılma, sonra da bunu dile getirme ihtiyacı belirdi. Neredeyse her hafta sonu birileri pikniğe gidiyor, bütün gün dört duvar arasında gazete çıkarmaya çalışan bizler sadece haberini yapıyorduk pikniğin. İşte bu "haksızlığın" farkına varan vicdan sahibi biri "Biz niye gitmiyoruz pikniğe?" diye soruverdi! Beklenen soruydu bu. Gitmememiz için hiç bir geçerli neden yoktu. Otoyolların kenarında bile piknik yapabilme becerisine sahip Türk milletine mensup fertler olarak bizler de bir hafta sonu piknik yapabilirdik! Ve öyle yaptık. Önce Haber Müdürü Mehmet Köşker, Şekerlik'in sahibi Mehmet Şeker, Gündem sayfaları editörü Fatma Demircioğlu ve Kültür editörü Fadime Özkan'dan oluşan bir "tertip komitesi" oluşturuldu. Komite işin ciddiyetinin farkındaydı ve gayet iyi çalıştı. Üç-dört kez toplandık ve nereye-neyle-nasıl gidilebilir, neler götürülmelidir? kimler neler getirmelidir? gibi son derece önemli soruların cevaplarını aradık. Şaşırtıcı belki ama bulduk da! Neyse, son toplantıdan elimizde bir duyuruyla çıkıp bunu gazetenin değişik yerlerine astık: "Dikkat piknik var!" Dikkat piknik var! Talipler başvurularını, "Listede kimler var?" sorusuna çok sık muhatap kılındığı için hafakanlar geçiren Piknik Tertip Komitesi Genel Sekreteri Fatma Demircioğlu'na yaptılar. Liste, otobüsün etrafında toplanılıncaya kadar netleşmediğinden, kaç kişinin geleceği uzun süre tam olarak bilinemedi ve işte biraz da bu yüzden, kaç kilo mangallık et alınacağı da hesap edilemedi. Üstelik yazılara ve yemeklere karşı iştahı bilinen, dakikada bilmem kaç vuruşla dizgiciler kraliçesi seçilen Ayfer Ablamız, enerjisinin kaynağı konusunda açık vererek de olsa "Ben bir kilo et yerim. Açık havada insanın iştahı açılır. Tabii tabii, siz kişi başına birer kilo et alın" deyince iyice karıştı kafalar. "Yok canım, o kadar da değil artık" dendi ama, yine de etki altında kalındı ve et, gerektiğinden epey fazla alındı. Son alışverişler, son panikler ve son toparlanma gayretleriyle yaklaşık 30 kişilik bir kadro, çoluk çocuk, 8 Haziran Cumartesi sabahı saat 9.30'da gazete önünde bekleyen bir otobüse bindi ve "oh, çok şükür" hareket edildi. İstikamet Çatalca-İnceğiz Köyü. Hatırlarsınız, hani Kemal Sunal'ın Şener Şen'le oynadığı bir film vardı, birbirlerine zulmedip bundan da komedi çıkarttıkları film; Davaro. İşte o film de burada çekilmiş. Filmin önemli sahnelerinin geçtiği, içinden merdivenli, triplex mağaraları varmış, yeşil alanı bolmuş, piknik alanı düzenliymiş,.. falan filan dendi. Aslında bahaneydi hepsi; amaç pikniğe gitmekti ve oraya gidildi. Sonunda varıldı hedeflenen yere. Çok kalabalık olmasa da, aileleriyle ya da okullarıyla gelen bir kaç grup çoktan konuşlanmıştı bile yeşil alana. Mademki doğanın kucağına geldik, masalara değil yerlere oturalım dedik ve geniş çaplı bir çember çizip, hoop oturduk. İlk işimiz çayı demlemek oldu. Mis gibi kokusu gelir gelmez de, onca hazırlığa rağmen işin kahvaltı kısmının es geçilmiş olması nedeniyle (tertip komitesi olarak beşinci bir toplantı daha yapmalıymışız!) domates-salatalık ve bir-iki çeşit börekten oluşan zengin (!) kahvaltı sofrasına oturduk. Doyduk hamdolsun ve mağaraları görmek isteyen dar bir kadroyla yola çıktık. Yolda peşimize takılan darbukacı çocuğun yaptığı canlı müzik eşliğinde gezilen mağaralar hayli ilginçti. Mağara duvarlarında ilk çağlardan kalma öküz, ateş, araba, ok resimleri göreceğimizi ummuştuk ama karşımıza çıkanlar Türk milletinin eşsiz duvar süsleme sanatına ait yapıtlar oldu. Kalplerin içine yazılan harflerin, "Selma seni çok seviyorum / Murat", "Yakarım burayı da yakarım", "Zalimsin yarim" yazılarının yanında, gözü açık bir yurdum insanı tarafından hayli emek sarfedilerek yazılmış "Eroğlu Ambalaj" yazısı, duvarların ratingine ilişkin önemli bir veri sundu bize. Fikir jimlastiğini bırakıp ip atladık Yazı İşleri Koordinatörü Kadir Demirel bir günlüğüne "Mangal İşleri Koordinatörü" oldu ve geçti mangalın başına. Neredeyse bütün gününü etleri çevirmek, servise açmak, ateşi kollamak gibi pikniğin en zahmetli işini yaparak geçirdi ve, plan aşamasından son dakikasına kadar sürekli çabalayan Haber Müdürü, şey pardon, Piknik Tertip Komitesi Başkanı Mehmet Köşker'le birlikte "Piknik Babası" seçilmeye hak kazandı. Mangaldan enfes kokularla birlikte cızırtılar yükselirken biz de, piknigin tarihi, şehirleşmenin pikniğin icadına etkisi, piknik kültürü gibi konular üzerine bir sohbete başlamıştık ki, vakitlece farkettik hatamızı. Kalkıp ip atladık! Pikniğe makas, ip, çakı, jelatin gibi bilumum araç gereçle tam techizatlı olarak gelen Havva Setenay İlhan, sabah erken saatte başladığı uçurtma yapma faaliyetini öğlen 14:00 gibi nihayet sonuçlandırdı ancak hemen uçuramadı. Zira akşam saatlerine kadar yaprak bile kıpırdamadı. Orada herkes biraz çocuktu Çocuklar, içindeki çocuğu saklamayı başarmış olanlar ve de keşfetmeye çalışanlar kırlarda gün boyu ip atlayıp top oynadı. Çimlerin üstünde tavla ve okey oynayanlar bir yana, Dünya Kupası maçlarından bir günlüğüne zoraki ayrılan beyler Japon kale maçla yetinmek zorunda kaldı. Gazete çalışanlarının çocukları ise ayrı bir dünyaydı. Fatma Demircioğlu'nun oğlu Çağatay, tüm gülücüklerine rağmen kendini sevdirmemek için elinden geleni yaptı. Ekonomi editörü Yaşar Süngü'nün iki kızından biri olan Mihriban, kendisinin 5 yaşındaki bir ufaklık olduğuna bakmadan, ya kendinden küçük ve savunmasız ne kadar çocuk varsa ablalık etme çabasıyla (bahane mi demeli?) hepsini sündürdü ya da, büyükleri tek tek çekiştirip ve bıkıp usanmadan "Abla / abi benimle oynar mısın? diye sordu. Yavuz Sunter'in küçük oğlu ile Mehmet Şeker'in yeğeni ise en savunmasız olanlardı ve istisnasız herkes tarafından sevilme işkencesinden kurtulamadı zavallılar. Televizyon sayfasının kıdemli muhabiri Mustafa Nizamoğlu ise, iyi fotoğraf da çekiyor olmasının ceremesini gün boyu yaşadı. Piknik alanına ve katılımcılara neredeyse, sadece objektifinin ardından bakabildi! Akşam olup da dönüş hazırlıklarına başlandığında Mehmet Köşker ile Kadir Demirel hâlâ kocaman bir yığın halinde duran et ve köftelerin tüketilmesi için ellerindeki mangal maşasıyla çatlama noktasına gelmiş "piknikgiller"e "Herkes iki tane köfte, bir tane biftek yemek zorunda!" tehtidini savurmaktaydılar. Pikniğin hemen hemen tüm ritüelleri yerine getirildi ama kimse nokta koymak istemedi güne. Zor da olsa sonunda binildi otobüse ve dönüldü İstanbul'a. O günden bugüne şimdi gazetede, yeni yeni piknik planları yapılıyor. Üstelik de, bayramı seyranı olmayan, yılın 364 günü çıkmak zorunda olan bir gazetede çalışıldığı unutulup herkes katılmak istiyor yeni pikniklere, istisnasız... Bize bir gün piknik izni verir misiniz? Piknikten çıkanlar
Haber atlamayan Haber Müdürü Mehmet Köşker'in ip de atlamayamadığı ortaya çıktı. Bundan böyle piknik için et alınırken "ben bir kilo yerim valla" diyen Ayfer Abla'nın ölçü alınmaması gerektiği tecrübe edildi. Mustafa Karaalioğlu'nun yanında getirdiği kocaman bir çantanın içinden börekler-sarmalar çıkacağı yönündeki beklentiler kısa sürede boş çıktı. Gün boyu cep telefonunda tetris oynayan ve "Keşke çizgili pijamamı da getirseydim" diye hayıflanan Karaalioğlu'nun çantasından havlu ve terlik çıktı! Neredeyse bütün gününü elindeki uçurtmaya hasreden kültür servisinin acar muhabiri Havva Setenay İlhan, "azmeden dervişin uçurtmayı havada da görebileceği"ni doğruladı. Yemekli basın toplantılarının ve restoran-tatlıcı, yemek konulu bilumum haberin değişmez muhabiri Oktay Mehmet'in piknik ekibine dahil olmamasının faydası fazlasıyla görüldü. Herkes doydu! Çiçeklerin narinliği ve bir papatya tacının birden fazla baş üzerinde denenmesi halinde yıpranıp paçavralaşacağı gerçeği uzun süre kabullenilmedi. Okey dörtlüsünün beş per yapıp bittiğini iddia etmeyen, sahte okeye ısanamadığını söyleyip her elde "şimdi bu neydi?" diye soranlardan değil, oyunu bilen ve hızlı oynayabilenlerden oluşturulması gerektiği bir kez daha doğrulandı. Kırmızı rengin yeşille müthiş bir uyuma sahip olduğu ve resimlerde iyi çıktığı Elif Çakır'ın her resimde ilk farkedilen olması dolayısıyla öğrenildi. Şehir çocuklarının kırda nasıl da çiçeklendiği defaatle ve her birinde ayrı ayrı gözlendi. Yeni Şafak piknik ekibi, günü tamamlayıp İstanbul'a dönerken geride tıka basa dolu 8 çöp poşeti bıraktı! Piknikgiller, geçen cumartesiden bu yana yürümekte hâlâ zorlanıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |