|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yaz günlerinin kadınlar için en güzel vakitleri belki de akşamüstleridir. Gündüzün bütün yorgunluğunun çıkarıldığı demler, bu ikindinin akşama devrildiği vakitlerdir. Çocuklar durmaksızın oyunlarını sürdüredursun, bütün kadınlar bir evin avlusunda toplanır. Bu yavaş yavaş olur, bir iki kadın derken bütün sokak sökün eder. Bu toplanma devam ettikçe kilimler, hasırlar serilir, yer minderleri, küçük hasır iskemleler getirilir ve herkes yerini bulur. Kimi taze fasulye kırarken, kimi sökük diker, yama yamalar, kimi pirinç ayıklarken, kimi oya veya işleme yapar, kimi çocuğunu pışpışlayarak emzirmeye çalışır, hiç işi olmayan da işi olanlara yardım eder. Dertleşmeler, dedikodular tâ akşam vaktine kadar devam eder. Bu arada sokağa gelen satıcıların sebebiyet verdiği hareketlilik çabuk geçer ve avlu yine kadın seslerinin hakim olduğu bir alana dönüverir. Bu aslında mahalle hakkında bir durum değerlendirmesinin yapıldığı bir toplantıdır. Askerliği gelen delikanlı, düşük yapan gelin, hastalığı ağırlaşan nine veya dede, görücüsü gelen kız, görücüye gidilen kız, sevdalanan delikanlı, taşınacak aile, salıncaktan düşüp başı yarılan haylaz, gençkızlığa adım atan hanımkız, yaklaşan düğün, sokağa geleceği söylenmeye başlayan elektrik ve su, beli tutulan kadın, bıyıkları terlemeye başlayan delikanlı, kedinin bastığı kümes, işçi almaya başlayacak olan fabrika, hamile kalan gelin, kavga eden karı koca, hırsız giren ev ve çalınan eşyalar, işten çıkarılan adamcağızın yeni başladığı iş, öğretmen olan genç, kuluçkaya yatırılacak olan tavuk vesaire vesaire. Hiçbir hâdise, hiç bir vukûat ve gelişme kaçırılmaz teker teker gözden geçirilir, hakkında fikirler ileri sürülür; arada bir kadınlardan biri kalkar yemeğini ateşe oturtur, bir diğeri dantel örene örnek göstermek için evine gidip sandığından dantel getirir. Bir çocuk bir çocuğun başına taş atar; herkes telâşlanır, toz şekerle ekmek çiğnenerek şişmiş yere basılır, taşı atan çocuk annesinden dayak yer ve babasına şikâyet edilmekle tehdit edilir, çaylar, ayranlar, soğuk sular içilir, meyveler ve çerezler yenilir, analarına musallat olan çocuklar paylanır, kavga eden çocuklar ayrılır ve hayat bir atardamar gibi gürül gürül atar durur... Kadınlar bu serin avlularda konuşurken, sokağı bir baştan bir başa oynayan çocukların çığlıkları doldururken genç kızların ne yaptığını zannediyorsunuz? Onların mahallenin delikanlıları gibi gezerek, dolaşarak vakit öldürmek gibi serbestileri yoktur ama bir başka evin avlusunda bazen başbaşa verip fısıltılarla konuşmalarına, zaman zaman kahkahalara dönüşen gülüşmelerine, coşup coşup söylemeye başladıkları türkü ve şarkılarına anneler arada bir müdahele etseler de fazla karışmazlar. Anneler kızlarının geçmişleridir... Anneler kızlarının geleceğidir... Kızlar meclisi... Kızların annelerinden uzak rahatça dertleşmenin zevkini yaşadığı bu saatlerde, konuşacak ne çok şeyleri vardır Ya Rabbî! Kimin kime baktığı biliniyordur. Yani hangi delikanlının hangi genç kızı süzdüğü ve ah çektiği. Macerada eğer değişen birşey varsa hemen aktarılır. Meselâ yoluna mı çıkmış, haber mi yollamış, ağız mı yoklatmış, mektup verse acaba alır mıymış; cevabı gelir miymiş ve daha kimbilir neler neler. Mektuplaşmak büyük bir hâdisedir. Bu meselenin ciddiyetine ait bir işarettir de, o yüzden mektuplaşmak büyük bir cesaret ister. Bu mektuplar da bir acaiptir ha! İlla bir tarafı yanık olur, bu senin aşkından yanıyorum demektir. Eh her aşık biraz şairdir ya, mektupta bir mani veya şiir olmazsa olmaz. "Gülü soluncaya, seni ölünceye kadar seveceğim" gibisinden sözler. Sadece bu kadar değil elbette. Ok yemiş kalpler, yanyana, içiçe geçmiş kalpler; kalplerin içinde isimlerin başharfleri... Bu mektuplar genellikle delikanlıdan gelir. "Kız kısmısı" naz ehli olduğu için erkeklere böyle mektuplar yerine daha sade mektuplar gönderir. Birkaç kısa cümle ile meramını anlattığı pusulalardır bunlar. Fakat kendisi de vurgun olan kızlar aşığına denk mektuplar yazmadan edemez. Bu muhteşem akşamüstleri bu mektup birer ikişer odalara sofalara geçilip gizli gizli okunur, maceradan diğerleri haberdar edilir. Tek korku birilerinin haberi olmasıdır. Derken o da olur; anne bir şekilde kızın mektuplaştığını öğrenir ve kızını sıkıştırarak eğer ciddî ise çocuğun gelip istetmesi gerektiğini, şayet ciddî değilse bu işe bir son vermesini ihtar eder. İşin büyüsü bozulmuştur. Delikanlı ebeveynini gönderip istetir ve söz kesiliverir. Bir müddet de bu konuşulur durur, nişan da olunca işin hiçbir büyüsü kalmaz. Kızlar sadece bu gönül işlerini konuşmaz tabii ki; beğendikleri saç şekillerinden, almak istedikleri çanta, ayakkabı ve benzeri şeylerden de konuşur. İçlerine gazetelerden, mecmualardan kesilmiş beğendikleri sinema artistlerinin, modellerin fotoğrafları yapıştırılmış, "Issız bir adada kalmak zorunda olduğunuzda yanınızda bulunmasını istediğiniz üç şey nedir?" gibi tuhaf soruların olduğu anket defterleri elden ele dolaşır, hayallerinin şehzadelerinden bahsedilir, yeni elbise örneklerinden söz açılır. Ve ah o aynalar, o aynalar... Bazıları annelerden uzak oldukları bu kısacık vakitlerde ilk acemi ve kaçamak makyajlarını yapmışlardır bile... Aynanın karşısında "Nergis" gibi kendilerini hayran hayran seyretmişlerdir. Kızlar heveslerini alınca annelerinin korkusuna elini yüzünü iyice silmeyi unutmaz. Yine de eser kalırsa bahanesi hazırdır. "Aman anne öylesine bir denedim işte!.." Kadını kızı böyle ayrı ayrı köşelerde akşamı karşılarken, delikanlılar asla sokağa, eve yaklaşmaz. Ancak zarûret halinde eve gider. Genç kızlar gibi onlar da kendi dertleriyle meşguldur. Onun için kadından kızdan uzak yerleri seçer, sigara tüttürür ve hicranlarını üflerler.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |