|
|
|
|
Fransızca "Argot" sözcüğü ile gelen "argo" kelimesi bile ilk kez 1628'de yazılı belgelere girmiş, Fransız edebiyatında cirit atmış ve Fransız Akademi Sözlüğü'ne ancak 1740 yılında girebilmiştir. İki yüz yıl sonra biz aynı şeyi hâlâ tartışıyoruz, demek istiyorum. Bu arada kelimenin Yunanistan'daki "Argos" şehrinden kaynaklandığını iddia edenlere karşın yazar Roquefort, argo gramerini ilk kullanan derbeder şair Ragot'nun adından geldiğini ileri sürmüştür. Bir başka kaynak Yunan mitolojisinde 100 gözü olan ve her şeyi gören Prens Argus'un adından geldiğini öne sürer. Yaygın bir kanaat de, eski Fransız taşrasında ve eski Fransızcada "eski elbise, pejmürde" anlamına gelen "hargaut-okunuşu argo"dan geldiği şeklindedir. Daha bin yolu bulunmuştur bir kelimenin doğuşu ve doğruluğu için. Böylesine derin bir ilim olan etimolojinin birer sanatkârı olmak gerekirdi, o devrin yayıncılığında hayatta kalabilmek için. Bugün ise!.. Yıl 1978... Bir gece İlker Yasin off-tube yayın için stüdyoda konuşlanmış, ben de ikinci bir göz olarak yanındayım. Çok sıkı bir UEFA Kupası yarı finali anlatıyor. Almanlar'ın o dönemdeki dev takımı Borussia Moenchengladbach kendi evinde İngilizler'in Liverpool takımını ağırlıyor. Erken final yani. Durum ev sahibi takım lehine 2-1... İlker Yasin, olayı yerinden anlatıyormuş gibi elinden geleni yapıyor. Ev sahibi takım 2-1'e eleniyor, elemesi için bir gol daha atıp 2 farklı yenmesi gerek. Çünkü ilk maçı 1-0 kaybetmişler. Sonra birden ev sahibi Moenchengladbach takımının orta alanından bir şut çıktı ve topu içerde gördük. Top ağlardaydı ve üzüntü ve sevinci gösteremeden bu kader golünü tekrar tekrar verdiler. İç yan ağlarda kalmıştı top. Ünlü kaleci Ray Clemence topa uçuyor, tekrarda bir daha uçuyor, kale arkasından verilende aynı topa üçüncü kez atlıyordu. Aynı pozisyonu üç açıdan tekrar verip, iki de ağır çekim yerleştirince, tekrar maça döndüğümüzde top oyundaydı. "Başlama vuruşunu atladılar salaklar" diye içinden, "Pozisyonu her açıdan izliyoruz" diye dışından hayıflanarak devam etti İlker ve üç-beş dakika sonra da maç bitti. Bitiş düdüğüyle birlikte zaten sarkıp çok geç saate kalmış olan "Güne Bakış" için Can Akbel'e devrettik yayını. İlker'in son cümlesi tur atlayan Moenchengladbach'ı kutlayan ve bir sonraki tur için rakiplerini sayan bir cümleydi. Büyük ve ünlü Liverpool'u ise kupanın dışında bırakıvermiştik. TRT'nin bahisçileribile paraya el değiştirtmişlerdi çoktan. Hemen ardımızdan yayına giren "Can Baba" ise ilk haber olarak konuk takımın 2-1 tamamlanan maçta tur atladığını vermez mi?.. Bizim tur atlattığımız ev sahibi Almanlar'ı eliyor, İngilizler'e ise tur atlatıyordu "Can Baba." Stüdyoya koştuk babanın hatasını düzeltmek için, oysa elinde kapı gibi belge vardı ve Ajans Press kâğıdını gözümüze sokarak verdi bize. O top yan ağlardaymış ve maç 2-1 bitmiş. İlker ise Türk halkını yanıltıp maçı 3-1 bitirmiş. Biz skandal, sürgün, sorgu beklerken olay çok iyi bir sonuç verdi. Başbakan Bülent Ecevit imzalı bir açıklama ile tekrar seyahatlerin açıldığı ve maçların yerinden anlatılabileceği emri geldi. Çünkü seyirci televizyonuna sahip çıkmış, hakkını aramış ve telefon ile mektup yağmuru arasında iş yapamaz olmuştuk. İşin ilginç yanıo zamanlar seyircinin tepkisi ciddiye alınırdı. Bugün seyirci küfrediyorsa bunu başarı olarak algılama sendromu ile karşı karşıyayız. İşte o hafta sonu rahmetli Kemal Deniz beni çağırdı. Kemal Deniz TRT spor yayıncılığına ömrünü vermiş, Almanya seyahati sırasında yayalar için yanan her kırmızı ışıkta caddeye saldırıp "bana bi araba çarpsa da tazminat alsam, hayatım kurtulsa" diye dolaşmış ve bunu da başarmış çok önemli bir isimdir. "Buyrun müdürüm..." diyerek odasına girdim. "Oğlum," dedi gizli belgeleri paylaşan MİT subayı tavrıyla. Kapı içerden kapatılmış, koca odada yalnızdık. Çekinmedim de değil hani. "İngiltere'deki maça sen gidiyorsun. Ancak diğer arkadaşlarına sakın söyleme. Kırılmasınlar. Viskimi isterim hadi..." FA Cup Final, yani İngiltere Kral Kupası finali ve Wembley... Futbolun mabedi... Rüyada gibi döndüm spor servisine. Paylaşmak istiyorum ama Kemal Deniz'in söylediklerini de unutamıyorum. Sonunda bu tür olayları kronolojik sıraya koyup titizlikle takip eden İlker huylandı... Biraz deştiler ve öttüm tabii. "Çocuklar, seyahatler açılmış ve İngiltere'ye ben gidiyorum, ama aramızda..." İlker top gibi atladı ortaya: "Bu sabah görevi aldım. Ben gidiyormuşum. Yazımı bekliyorum." Tansu ise en son döken oldu içini: "Kemal Abi, bana hazır ol sen gidiyorsun, dedi." Uyandım ve sordum: "İlker sipariş var mı?" "Var. İki karton sigara..." "Tansu sende var mı?".. "Var. Kuşuna özel yem ve bir kravat." Mesele anlaşılmıştı. Seyahatlerin açıldığını duyan Kemal Deniz "Nasılsa biri gidecek, bari benden bilsin kıyağı" düşüncesiyle üçümüze de olta atıvermiş, biz de sazan gibi atlayıvermiştik. İngiltere'ye Abidin gitti ve avanta vermekten kurtulduk... Bu gibi hatalar, bu kadar uzun bir yayın döneminde olmasa zaten olmazdı... Canlı spor yayıncılığının "amentüsü", hatalardır. Doğru olan hatayı yutturmak değil, bilakis hatayı gösterip hoşgörü isteyebilmektir. Seyirci akıllıdır... Sevecen ve bağışlayıcıdır ama asla aptal değildir... Beşiktaş, bir Avrupa Kupası maçının ilk ayağında Türkiye'de elverişli bir sonuç yakalayıp rövanş için Macaristan'a gitmişti. Rakibin adı DİOSJGÖR... Okunuşu DİYOJGÖR... Bütün isimlerin birçok harfinin üstten çizgili, alttan çengelli olarak yer aldıı karmaşık bir liste. İçinden çıkılması mümkün olmayan bir durum yani. İlk maçı İstanbul'da anlatan Öztürk Pekin de rövanşa gitmiş ve maçın iki saat öncesinden stadın bir yerinde kıvranıp duruyor. "Yahu Ümit... Bana saha kenarında maç anlattırıyor bunlar..." "İdare et artık Öztürk..." Maça 15 dakika kala çabalayan Öztürk Pekin'in son feryadı: "Hâlâ kadroları vermediler... N'apacam şimdi ben..." DEVAMI HAFTAYA
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |