T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Futbolu sevmeye dair...

Bu yazı yazılırken Türkiye-Senegal maçının sonucunu bilmiyordum. Daha doğrusu sizin Pazar günü okuduğunuz, benim normal olarak Cumartesi günü yazmam gereken bu yazıyı, maça rahat konsantre olmak için Cuma gününden yazıyorum. Umarım Türkiye yarı finalist olur, olmuştur ve şölen bizim için devam eder.

Dün futbola aşkımı ilan ettikten sonra, madalyonun siyaset ve zihniyetten oluşan diğer bir yüzü olduğuna da değinmiştim.

Konuya devam etmek gerek diye düşünüyorum. Zira futbol arenasının arka planı, Dünya Şampiyonası gibi karnavallar sırasında daha belirgin hale geliyor.

Son şampiyonanın bu açıdan en önemli hadisesi, herhalde, İtalya-Güney Kore maçında galibiyet golünü atan Koreli Ahn'ın oynadığı kulüp olan Perugia'nın Başkanı tarafından kovulmasıydı. Yarı mafyatik başkan şöyle demişti:

"Bu beyefendi bir daha Perugia'ya ayak basamayacak. Kendisini İtalya karşılaşmasında gösterdi. Bunu 2 yıldır ona kapılarını açan ülkeye hakaret olarak kabul ediyorum, İtalyan futbolunu böyle mahveden bir futbolcuya para ödemek istemiyorum. Onun yerine İtalyan bir oyuncuyu tercih ederim..."

Biz de sık sık bir kulüpten başkasına giden futbolcular yeni formalarıyla eski takımlarının sahasına gittikleri zaman, "yediğin ekmek haram olsun" sözleriyle, küfürlerle karşılaşırlar.

Ama böylesi görülmemişti...

Kaba milliyetçiliğin, aşağılamanın, her şeyin paraya ve güce endekslenmesinin böyle fütursuz ifadesine kimse cesaret edememişti. Bu çıkış bir anlamda sporun ve sportifliğin içinde bulunduğu durumu da ifade ediyor. Kara Avrupası'nın hiç bitmeyen yabancı sevmezliğinin ve ırkçılığının yüzünü açığa vuruyor. Ama hepsinden önemlisi futbolun büyük bir etki ve iletişim gücü olarak siyasette ve ticarette yüklendiği, lojistik desteğini fanatik aidiyet duygusunu körüklemesinden, belki de yeni biçimlerle doğurmasından alan işlevini gösteriyor.

Patrick Vassort Le Monde gazetesindeki son yazında şöyle diyor:

Futbol sadece bir spor değil. Hatta bu dünya kupasıyla birlikte görüldüğü gibi başlıca stratejik araçlardan biriymişcesine kendisini gösteren bir ekonomik sektör. Çünkü bireylere rekabeti, seçim yapmayı, esnekliği, geçiciliği ve yeni bir lejyonerliği benimseterek, onları ekonomik korkuya ve liberal küreselleşmeye hazırlıyor.

Bu spor kapitalist sistemin en nefret edilen iki ögesini en üst noktaya çıkarıyor.

Bir yandan en fazla kar arayışına dayanan mafyavari bir işleyiş sözkonusu futbolda. Öyle ki, yöneticiler vergi cenneti ülkelerde kara para aklamaya, yolsuzluk yapmaya, kulüplerin içinde ayak oyunları çevirmeye, dopingi finanse etmeye ve şike yapmaya kalkışıyorlar.

Öte yandan üstün insan, güç, şiddet ilkesi üzerine olduğu kadar fazlasıyla yerelleşmiş bir milliyetçi duygu üzerine kurulu bir ideoloji futbol. Avrupa'nın bir ucundan diğerine en sert ve en şiddet dolu taraftar derneklerinin, açık açık ırkçı fikirleri sahiplenmesi ve aşırı sağ görüşleri benimsemesi şaşırtıcı değil.

Nitekim futbol üzerine önemli bir araştırmaya imza atmış olan Clarke ve Taylor, yeni futbol sektörünün ürettiği taraftarlık anlayışını "ritüelleşmiş saldırgan bir davranış" olarak tanımlıyorlar. Diğer bir araştırmacı Leonardo Sciascia, "futbol bugünün engizisyon diktatörlüğüdür; kitleler stadlarda siyasi partilerinkinden daha çekici bir duygu birliği üretiyor" diyor.

Görünen köy kılavuz istemez:

Savaşcı futbolcular imajı artık futbolun hakim bir ögesi...

Biz bile milli takım futbolcuları televizyon tanıtımlarında asker üsulu tekmil verirken, hic şaşırıp, tepki verdik mi?

Sahada tekme atmanın, hile yapmanın bile futbol yöneticileri tarafından profesyonellik olarak tanımlandığı, bu tanımın milyarlarca insan tarafından kendi takımı adına paylaşıldığı bir sportif uğraştan, bir sanayiden, dahası dünyanın gördüğü en büyük sosyalleştirme araçlarından birinden, yani yaygın bir fikir oluşturma cihazından söz ediyoruz...

Dün şöyle dedik:

Aynı etnik grubun fanatik üyeleri gibi davranmaya dayanan, başkalarına acımasızlığı, sürü üyelerine sıradışı bir yumuşaklığı ifade eden taraftar psikolojisi, aslında sönmekte olan bir milliyetçiliği sokak milliyetçiliğine, hatta zaman zaman sokak faşizmine çeviriyor, yani besliyor.

Bu arada bu futbol sanayisi, bu milliyetçilik içinde Türkiye'ninde olduğu Batı'nın, vahşi kapitalist düzenin yaratığı... Japonlara, Korelilere bakın, nasıl masumlar rakip takımları alkışlarken...

Evet, futbolu sevelim, ama bunları da bilelim...



23 Haziran 2002
Pazar
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED