T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Kupaların en büyüğü cennetteymiş... (II)

-"Bugünün dünyasına bir vahiy gelse, acaba çağın oyunu haline gelen futbol hakkında nasıl bir uslup ve bakışaçısı kullanırdı?"

Ne kadar da sahici bir soru değil mi? Evet, gerçekten de büyük bir sorunla karşı karşıyayız; üstelik hem metafizik, hem de sosyolojik bir sorunla: İslâm ve Ayaktopu...

Dinimizin Ayaktopuna bakışının ne olduğu sorulmuyor burada; yani "İslâm Fıkhı bu konuda ne der?" türünden caizli, caiz değilli meselelerin peşine düşülmüyor, bilakis sorun entellektüel bir derinliğin eşliğinde daha varoluşsal bir karaktere (!) büründürülüyor: Tanrı 'Ayaktopu' hakkında ne düşünüyor? Şayet düşüncelerini biz çağcıl kullarına "yeni bir vahiy" aracılığıyla inzâl etseydi, ne buyururdu? Bu buyruğunu nasıl bir üslûb ile dile getirirdi?!?

Fakat önce şu suâlin cevabı verilmeli: Tanrının 'Ayaktopu' hakkında ne hüküm vereceğini ve bu hükmü nasıl dile getireceğini biz kullar nasıl bilebiliriz?

Gayet kolay! Daha önce nâzil ettiği vahye (hiç değilse tercümelerine) bakar ve bu tecrübemize dayanarak yeni bir vahyin muhteva ve üslûbu hakkında serî üretime geçebiliriz:

— "Eğer ilahî hitabın tabiatını doğru kavramışsam, olayı doğrudan reddetmek yerine onun üzerinden insanlığa mesajlar verirdi diye düşünüyorum."

Görülüyor ki bu zât, ilahî hitabın tabiatına ilişkin kavrayışından hareketle Tanrının ne diyeceğini kestirdiği gibi, bu hükmünü nasıl bir üslûbla kullarına bildirebileceğini de tahmin edebiliyor. Aşağıdaki satırlar, öyle sıradan bir tahmin sûretinde değilse de hem ilginç bir nazîre teşebbüsü olarak hatırlanacak ve hem de Cumhuriyet İslâmcılığının en nihayet gelip dayandığı seviyeyi göstermesi bakımından fevkalâde şayan-ı dikkat bir ibretnâme teşkil edecek gibi görünüyor:

— "Kupaların en büyüğü cennettedir. Allahın çiğnemesini istemediği hadler, futbol oynarken riayet ettiğiniz kurallardan daha çok uyulmaya layık değil midir? Ahiret de işte böyledir; iyi ve yararlı işler yapanlara mükafat vardır, Allahtan başkasına tapanlar, futbolda kaybedince ağlayanlar gibi kıyamet gününde işte böyle ağlayacaklardır. Allah yolunda, dürüstlük ve erdem için mücadele edenleri seyirci desteği gibi binlerce melekle destekleriz. Sonunda vakit tamam olduğu zaman bir düdük sesiyle hepiniz Allaha dönecekseniz. İbret almaz mısınız Ey akıl sahipleri!..." vb.

Yaa, işte böyle... Görüyorsunuz değil mi, eli kalem tutan İslâmcı kardeşlerimizin toplumsal olgu ve gerçeklikleri yorumlama gücü ne kadar da göz yaşartıcı seviyelerde?!? Demek ki Cenab-ı Hakk şimdi kelâm eylese (beyefendinin ilahî hitabın tabiatını kavrayışına göre) aşağı-yukarı bu sûrette kelâm eylermiş... (Yeterince günaha girdiğimi düşünmesem, bu dangalaklıkların nübüvvet meselesinde nereye kadar uzanacağını da kurcalamak isterdim. Ne ki elim gitmiyor. Sırf tiii geçmek için bile kalem daha ileri gitmiyor, gidemiyor.)

'Chat' ('çihat' mı deseydim acaba?) ortamında karşılaşılan böylesi zevzeklikleri fazla ciddiye almamak gerektiğini bilmez değilim. Zaten pek ciddiye de almış değilim.

Bütün sorun şu:

Din, dinî müesseseler, dinî metinler, dinî hüküm ve anlayışlar öylesine sulandırılıyor ki insan bunları görmezlikten gelemiyor; inkisar etmekle yetinemiyor. Birkaç topçunun dinî inançlarıyla uğraşanların saldırılarına kendilerince karşılık verdiklerini düşünenlerin derinliği, karşı çıktıklarının derinliğinden farklı olmayınca, Ayaktopuna yönelik ilginin çokluğu ve etkileyiciliği karşısında ne yapıp yapıp Dine/İslâma işbu 'Ayaktopu' piyasasında yer bulmaya çalışmak ne yazık ki bir marifet addediliyor.

Dahası, "Kupaların en büyüğü cennettedir" veya "bir düdük sesiyle hepiniz Allaha dönecekseniz" ifadelerini üreten zihin, kendisini bu ifadelerin muhatabı saymıyor. Bir yanda Tanrı var, diğer yanda sıradan insanlar... Kendisi dışarıda, açıkta bir yerde duruyor ve güya "Tanrı şimdi size (başkalarına) hitab etseydi işte böyle hitab ederdi" demeye çalışıyor. İnsanları küçük çocuklar gibi kandırmak mümkün ya, "Kupaların en büyüğünün verileceği bahçe" dendi mi hepsi müslüman oldu gitti demektir. Biraz da seyirci desteği gibi melekler ordusunun tezahüratı, ardından da bir düdük çalındı mı tablo tamam: Bir tarafta ayaktopunda kaybedenlerin ağladıkları gibi ağlayanlar var, diğer tarafta da kazananların sevindiği gibi sevinenler. Ancak bu arada içki servisi, alkolsüz içeceklerden!

Ne diyeyim, Cenab-ı Hak encamımızı hayreyleye!


23 Haziran 2002
Pazar
 
DÜCANE CÜNDİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED