T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Özel formül'

Dünkü muhteşem zaferden sonra, Türk milli futbol takımı, rüyada görülse kolay inanılamayacak bir başarının sahibi oldu: Dünya Kupası'nda yarı finali oynayacak dört ülkeden biri Türkiye... Türk futbol tarihinde 48 yıl aradan sonra ikinci kez Dünya Kupası'na katılma hakkı elde eden millilerimiz, inanılmaz güzellikteki Senegal gâlibiyetiyle, finale giden yolda en önemli engeli aştılar.

Günlerden beri futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. Günlük hayatında futbolun neredeyse hiç yeri bulunmayan benim gibiler bile, Türk milli takımının maçlarını mutlaka, diğer takımları da -ileriki turlarda karşımıza rakip çıkabilir beklentisiyle- göz ucuyla izliyorlar. Kendi nâmıma kaydedeyim: İlgimi kestiğim yıllar öncesinden bugüne dünyanın futbol kalitesi müthiş artmış... Karşılaşmalar daha matematiksel, hatta şiirsel; bu sebeple de çok daha göz doyurucu...

Bu dünya kupasının herkes için en önemli keşfi ise Türk milli takımı. Neredeyse her karşılaşmada sonuç getirici ve düzeyli bir oyun gerçekleştirdi millilerimiz; Senegal karşısında ise "Ben buraya kadar tesadüfle gelmedim" diye haykıran bir olağanüstü mücadele sergiledi. Başarıya kilitli efendice bir futbolun nasıl oynanacağını, kimse kusura bakmasın ama, Şenol Güneş'in öğrencileri uygulamalı biçimde gözler önüne serdiler...

Kolay unutulduğu ve başarılar da unutkanlığı ayrıca teşvik ettiği için bu noktaya kestirmeden gelinmediğini hatırlatmam gerekiyor. Bir takımın rakiplerinin başarıyı istememesi doğal; ancak bir milli takımın başarısının kendi ülkesinin spoar basını tarafından kıskanılması hiç de doğal değil. Milli takım, Kore'ye ve Japonya'ya Türkiye'den ulaşan haksız ve insafsız eleştirilere kulak tıkayarak, dünyanın ilk dört takımından biri olmayı başardı. Her zaferden sonra elim otomatik olarak şu satırları yazıyor: "Bu başarıya en fazla üzülenler Türkiye'de..." Senegal zaferi için de durum aynı.

Dünya Kupası'nın, bildik kişiler ve irtibatlı oldukları çevreler tarafından, futbolda tasfiyeyi gerçekleştirme amaçlı bir operasyona âlet edilmek istendiğini biliyoruz. Yapay bir tartışma eşliğinde başlatılan haksız bir kampanya ile, yarı-yoldan döneceği hesaplanan millilerimiz arasında, ayrımcılık ve bölücülük tohumları ekilmek istendi. Profesyonel bir uğraş olduğu ve bu sayede beceri gözlerden saklanamadığı için futbola uzanamayan 28 Şubatçı zihniyet, kupayı vesile olarak kullanmaya kalkıştı. Senegal'i yenmekle, Türk milli takımı, bu iğrenç oyunu bir kez daha bozdu. Kendilerini bir de bu yüzden şükran borçluyuz.

Halkımızın duaları Türk milli takımının muzaffer olmasını isterken, kupadaki ikinci Müslüman ülke olan Senegal'e de şerefli bir mağlubiyet diledik. Umudumuz bu noktada da boşa çıkmadı: Büyük bir centilmenlik gösterdi Senegal, futbolcuların sporun ruhuna uyan şık davranışlarıyla karşılaşıldı. Maçın sonunda, sadece bizim milli takımımız değil, Senegal de, sahayı başı dik terk etti.

Çeyrek final rüyalarımızın son sınırıydı; her maçta oyunlarını biraz daha güzelleştiren ve bu arada rüya sınırlarımızı da genişleten milli takımımız şimdi yarı finalde. Bir sonraki aşamada rakibimiz ilk turda yenildiğimiz Brezilya. Brezilya, kupanın hiç kuşkusuz en iyi takımlarından biri; ancak son maçında gördüğümüz gibi 'yenilmez armada' da değil. Açıklar verebilen bir stili var. Milli takımımız, oyuncularımızın dünya âleme ilân ettikleri müthiş performanslarıyla, ilk karşılaşmanın rövanşını Brezilya'dan neden alamasın?

Zor olduğunu elbette biliyorum; ama Senegal de yenmesi zor bir takım değil miydi? Çeyrek finale kadar Senegal'in yenerek elediği takımlara bakarsak, Senegal'i yenen Türkiye'nin Brezilya karşısına başı önde çıkması için hiçbir sebep bulamayız. Tersine, önceki yenilgiyi telâfi etme fırsatı vereceği için, milliler, Brezilya karşısında daha da cesur oynayacaklardır.

Türkiye futboldaki başarısını her alanda tekrarlamak zorunda olduğu bir dönemden geçiyor. Ekonomide, sosyal hayatta, siyasette, uluslararası ilişkilerde düştüğümüz darboğazları, tıpkı futbolda yakaladığımız 'milli takım ruhu' ile alt etmek işten değil. Beyinle bedeni inançla bütünleştiren 'özel formül' futbolumuzu en tepeye taşıdı; aynı formül her alandaki zorlukları yenmek için de gereklidir.

Ayakla oynanan bir spor futbol; ama futbolun sarsmasıyla aklımız da yavaş yavaş yerine mi geliyor, ne?


23 Haziran 2002
Pazar
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED