|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Futbol, elbette hiçbir zaman sadece "futbol" değildir. Öyle olsaydı ne kadar tatsız tuzsuz olurdu. Çünkü futbol aşktır, şiirdir, coşkudur belki de biraz hüzündür.. Gün olur saatler ayarlanır, zembereği kıran bir coşku dolar Haziran'ın yüreğine. Bütün içli şarkılar susar. Gür, inançlı, haykıran ve davet eden, coşturan marşlar yükselir... Dünya Kupası'nın çırpıntılı sürprizler denizinde "futbol yıldızları"yla başka bir coşkuya, başka bir şiire açılırsınız. Bu denizden kimi yıldızların muhteşem bir "veda" ile ayrıldığını, kimilerininse kayığını en zor denizlerde bile yüzdürerek daha büyük seferlere çıktığını görürsünüz. Bir kuş gibi kaçamak sevinçlerle uçaradım geldik Dünya Kupası'nın doruklarına. Yollarda "papyonlu" ve "laikçi magandalar" vardı. Durgun bir suyun üstünde bir zaman sonra batmak üzere salınıp duran kağıttan kayıklar, savrulan saman çöpleri gibi kaybolup gittiler hepsi... Daha derinlerde "saklı" olanı hiçbir zaman göremeden... Onca yıl birilerini sevmekten, yaşadıkları toprakların biraz "kavruk" ama yürekleri kocaman insanlarına dokunmaktan korkan "medya tower"ların "papyonlu yazıcı"ları, Dünya Kupası'nda da kendi çocuklarına küfrederek kupanın "kötü çocukları" seçildiler... "Kötü çocuklar"a rağmen, Hakanlar, Emreler, Hasanlar, Alpaylar, Rüştüler dünya futbol şöleninin o muhteşem denizinde kayığımızı yeni seferlere sürdüler. Milli Takım'ın "altın çocuklar"ı şimdi futbolun büyülü şarkılarıyla dünyanın yeni denizlerine açılıyorlar çünkü yarı finaldeler. Biz kazandık, "kötü çocuklar" kaybetti. Sizin anlayacağınız, "öteki Türkiye"den korkan "papyonlu magandalar"ın şarkıları sabun köpüğü gibi eriyip gitti çoktan... Bir futbol şöleni olan Dünya Kupası, bir bakıma yıldızlara bakma mevsimidir. Kimi tek tek durur berrak gökyüzünde, adeta sayılabilecek gibidir, elle tutulabilecek gibi... Uzanmak istersin ama tutamazsın. Hiçbirini yakalayamasan da hep en ötelerde kalır umut... Dünyanın her yanında yürekleri tutuşturan, ısıtan futbol alevi, kimi zaman dünyanın tüm kaybedenleri, mağdurları için bir övünç ve esin kaynağı, kimi zaman diktatörlerin yüzünde sahte bir gülücük, kimi zaman da dünyanın "yeni nazileri"ni tanımak için bulunmaz bir fırsat olabiliyor. Nitekim dünya futbolunun önemli bir "markası" olan İtalya, kupaya dramatik bir şekilde veda ederken, mirasçısı olduğu Mussolini'ye yakışan bir davranış sergiledi. İtalyanlar, kupada kendilerini bitiren golü atan ve İtalya'nın Perugia takımında oynayan Güney Koreli Ahn'ı buram buram ırkçılık kokan bir yöntemle kovdular. Mussolini'nin çocuklarına da bu yakışırdı doğrusu... Şimdi Dünya Kupası'yla birlikte haziran yitik bir karanfil gibi geçip gidiyor zaman nehrinin içinden. Ve kimi yüreklerde yangın, kimi yüreklerde kırık cam parçaları kalıyor... Çoğu zaman futbolun ateşi büyük düşlere yetmeyebiliyor, ya da uzun hazırlıklara zaman kalmıyor... Kupa'nın muhteşem şöleni bir rüzgar gibi geçiyor yanıbaşından ve sen onları görmeden gidiyorsun... Kupa son dansını sensiz sürdürüyor olanca hızı, acımasızlığı ve çılgınlığı ile...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |