T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Militarist kapitalizm

Birbirinden ilginç elektronik postalar geliyor. Bir tanesinde, 20 dolarlık Amerikan banknotu birkaç kere katlandıktan sonra, ortaya dumanlar içinde ikiz kuleler çıkıyor! Başka birinde, birkaç tuşa bastıktan sonra karşınıza Sion yıldızı çıkıyor. Bu ve benzeri "gerçekler" bize ne söyleyebilir? Hakikatı anlamamıza yardım edebilir mi? Bence hayır. Esas olan, orta ve uzun vadeli "yapısal" dönüşümleri ve bunların sürükleyici güçlerini anlamaktır. Birileri bir "numara" çevirmişse, bunu karmaşık işaretlere dayalı dedikodulardan ziyade, bilimsel analizlerden hareketle deşifre etmeye çalışmalıyız.

Birkaç ay önce, Gerçek Hayat dergisinin mülakatında şu soru yöneltilmişti: "11 Eylülde ne oldu? Ve '11 Eylülden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!' ne demek?" Cevabım kısacıktı: 11 Eylüldeki İkiz Kuleler ve Pentagon tatbikatı, muhtemelen insanlık tarihinin en estetik cinayetidir. Yol açtığı beşerî acıyı bir yana bırakırsak, bizimkilerin bu işi kotarmış olmasından derin bir sevinç duyardım. Bizimkilerden kasdım sadece Müslümanlar değil, hakimiyet merkezlerine mensup olmayan ve insanlığı çepeçevre sarmış kapitalist sömürü sistemine meydan okuyan bütün insanlardır. Bu kadar muazzam örgütlenme becerisi gerektiren bir işi "biz" başarmış olsaydık, bundan sonraki mücadele müthiş heyecanlı olurdu. Ne yazık ki, şirket ve devletlerinin örgütlenme yeteneği meydanda olan merkez-dışı odakların bunu başarması bugün için mümkün gözükmüyor.

Peki, kim yaptı öyleyse? Komplo teorisyeni değilim. İstihbarat örgütlerinin sızdırdıkları bilgilere dayanarak da yorum yapamayız. Söyleyebileceğimiz tek şey, bunun ancak merkezde veya merkeze doğru yürümekte olan güçler tarafından başarılabileceğidir. Şahinlerin kol gezdiği bir dünyada, güvercinlere zor sual sormak insafa sığmaz. "11 Eylül'den sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!" ifadesini ise daha ziyade Türk medyası içindeki Amerikan savunma kuvvetleri kullandılar. Oysa ABD gibi hegemonik bir dünya gücünün, önümüzdeki 10, 20, hatta 50 yıl içindeki hesapları 10 Eylül'den 12 Eylüle değişmiş olamaz. Bu olayı kimin tezgahladığı bu bakımdan marjinal öneme sahiptir. Sistem, eskisi gibi işlemeye devam edecek; ABD, hegemonik kalabilmek için, yapmak zorunda olduklarını yapmayı sürdürecek, diğer sistemik güçler ise buna karşı kendi planlarını hayata geçirmeye çalışacaklardır.

Bizim için daha anlamlı olan soru şudur: ABD'nin önümüzdeki 25-50 yılda atmak zorunda olduğu başlıca adımlar nelerdir? Daha önce de yazdım, bu soruya "medyatik" kafayla cevap veremeyiz. Medyatik kafa, olaylarla ve kişilerle ilgilenir. Adeta günlük düşünür ve sözümona yorum yapar. Zaman perspektifi bir neslin sınırlarını aşmaz. Ne yapıları anlayıp değerlendirebilir, ne de konjonktürel dalgalanmaları. Konjonktürleri anlayıp değerlendirebilmek için en azından "akademik" bir kafaya sahip olunması gerekir: İktisatçı, siyaset bilimci, uluslararası ilişkiler uzmanı.. gibi. Bunların zaman perspektifi bir nesil yerine, bir insan ömrüne veya ortalama 100 yıla kadar uzanabilir. Kişilere ve olaylara takılıp kalmadıkları için, yorum ve değerlendirmeleri çok daha güvenilirdir. Fakat ne yazık ki, Türkiye'deki birçok akademisyen medyatik kafaya eğilimlidir. Açıklama ve yorumları hiçbir zihnî açılıma imkan vermez.

Daha sağlıklı bir değerlendirme ise, akademik kafanın "sistemik" kafaya, bütüncül sosyal bilimci kafasına dönüşmesiyle mümkündür. Sosyal bilimci, analitik olmakla beraber, kendini iktisat, siyaset, hukuk gibi bir alana hapsetmez. Ciddi bir tarih bilgisiyle, bütün bunları kaynaştırır. Ancak böyle bir kafa bize içinde yaşayageldiğimiz sosyal sistemin doğasını, yapılarını, işleyişini ve mümkün geleceğini anlatabilir. Zaman perspektifi ortalama on insan ömrüdür; yaklaşık 500-1000 yıl arası.

En ciddi değerlendirme ise, zaman perspektifi birkaç binyıl olan bilgin kafasıyla yapılabilir ancak. Bu kafa, mevcut sosyal sistemle sınırlı olmadığı için, bize alternatif sosyal sistemlerin imkânlarını sunabilir, dolayısıyla gelecekte daha sağlıklı sosyal sistemlerin inşâsına daha aktif, daha bilinçli ve hazırlıklı katılabiliriz.

Devlet ile sermaye arasında derin çelişki

ABD, yaklaşık 500 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülen modern kapitalizm evresinde, dördüncü hegemon konumundadır. Kapitalist sistem bu kadar uzun ömürlü olmasını, sermayenin aşırı akışkanlığına borçludur. Biriken sermaye, en yüksek kazanç bölgelerine kaymaya meylettiğinden, devlet ile (kozmopolitleşme eğilimi içindeki) sermaye arasında derin bir çelişki oluşur. ABD, son hegemonik güç olduğunun farkındadır ve bir sermaye egemenliği rejimi olan kapitalizmin işleyiş mantığında köklü bir dönüşüm sağlamadıkça, kendi hegemonyasının da tıpkı Ceneviz, Felemenk ve İngiliz hegemonyaları gibi tez zamanda tarihe karışacağını bilmektedir. Hegemonyanın ömrünü uzatmanın tek yolu, kapitalizmi neo-klasik bir imparatorluğa dönüştürmektir. Yani silah gücünü ekonomik güce hakim kılmak. ABD'nin 11 Eylül sonrasında yapageldiklerini böylesine kapsamlı bir çerçeve içinde ele almadıkça, hiçbir şeyi anlamamıza imkân yoktur. Amerikan şahinleri, tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, yeni bir militarist kapitalizmi dünyaya hakim kılmaya çalışıyorlar.


23 Haziran 2002
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED