T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hikemî Şiirler Toplamı: Yarım Ağaçlar

Şiir belki son tahlilde hikemî deyişler diye anlatılabilir. Ama şiiri sırf ve mücerret hikemî deyişe indirgemek ne ölçüde doğru olur, düşünmek lazım. Nitekim Özdemir Asaf'ın sırf hikemî deyişlerden, dahası kelime cambazlıklarından ibaret olan "şiirlerini" geniş anlamında ne kadar şiir içinde mütalaa edebiliriz, tartışılabilir. Şair, elbette kelimeyi tasarruf (kullanma ve hesaplı kullanma anlamında) edebilme yeteneğini haiz olan kimsedir. Ancak bu "tasarruf" abartılırsa, orada, belki şiirin soluksuz bırakılma tehlikesi de ortaya çıkar. Öyleyse şair, kelimeyi tasarruf ederken şiirselliği feda etmemeyi, belki şiirselliği öne çıkartmayı başarabilendir diyebiliriz.

Genç şairlerden Ömer Erdem'in yakınlarda yayınlanan Yarım Ağaçlar adını taşıyan şiir kitabı, hikemî olmakla şiirselliği sahiplenmede dengeyi tutturabilmek için çaba göstermiş bir şiir toplamı olarak zuhur ediyor. Aslında, Ömer Erdem, riskli bir işe teşebbüs ediyor. Çünkü bu şiir, mutlaka başarmak zorundadır. Çünkü bu şiir, kelimelerin dolgu malzemesi olarak kullanılmasını bağışlamaz; öyle yapıldığı takdirde şiir ortadan kalkar, geriye bir laf kalabalığı ya da bir laf salatası kalır. Ancak emniyetle iddia edebiliriz ki, elimizdeki bu şiirler dengeyi tutturmuştur.

Kitaptaki 25 şiirden, yukarda söylediklerimizi örnekleyen tipik şiirlerden biri Çürük Kiraz başlığını taşıyor, şöyle: "aşk çürük bir kiraz tadındadır/ve her gün ürkek iki kuş dokunup kaçar ona/üstelik bulunurken her şeyin bir yedeği dünyada/ondan başka var mı yakıp yıkan/konduğu her yeri çapraz kanatlarıyla."

Bu tür şiir karşısında şunu da söylememiz gerekiyor: bu tür şiir, kendi özel okurunu talep ediyor. Bu tür şiirden hoşlanmayanlara onun tadını aldırmak zordur. Hele de şiirde şairanelik arayanların, hikemî tarzdaki şiire yaklaşmaları daha da zor. Ancak belirtilmeli ki, aynı zorluk bu şiirin şairi için de zordur. Çünkü böyle bir şiir ortaya koymak emek istiyor. Duygulardan soyutlanmayı, şiire akıl marifetiyle yönelmeyi istiyor. Bir konuşmamızda, Ömer Erdem de, yanlış aklımda kalmadıysa, duyguyu dıştalayarak, ama aklı öne çıkartarak şiire yöneldiğini söylemişti.

Bu tür şiirin ustalık ve işçilik istediğini bir kere daha vurguluyorum. Ama benim kişisel tercihimi soranlara, ben, dolu dizgin koşan ve coşan şiirden yana olduğumu söyleyebilirim. Sezai Karakoç'un, Cahit Zarifoğlu'nun şiirleri gibi. Akif İnan'ın şiiri de, hikemî şiir kategorisinde değerlendirilebilir. Erdem Bayazıt'ın şiirlerinden bazısı hikemî, bazısı da coşkuludur. Alaeddin Özdenören'inki lirizmin hülasası olarak değerlendirilebilir. Bu kategoride yer alan şiiri takdir ederim; ama şairane olanını benimserim.

Bir örnek daha: Çeçen, şöyle: "Şu kavanoz dipli dünyada/ateş yakar mı hiç dumanı/ne olur bir ceylan olsaydım da/dolasaydı derimi ayaklarına/ağzından kar püsküren kadınların/çeçenya!//dört kale içinde bir yarım ağaç/utandırırken ölüm denen baharı/Allah/sanki bir kere daha yere inmiş/sarsıyor adımlarıyla dünyayı." Buradaki işçiliğe ve kelime tasarrufuna dikkatinizi çekmek isterim. Yarım Ağaçlar, Kitabevi yayınlarından...


23 Haziran 2002
Pazar
 
RASİM ÖZDENÖREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED