|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
DYP Lideri Çiller'in Kürtçe yayına yeşil ışık yaktığı haberi dünkü gündem maddelerimizden biriydi. 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi'nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır. Politikacılardan kaçının bu kriterleri okuduğunu ve bildiğini merak ediyorum. Merak ediyorum çünkü çok önemli noktaları içeren bu kriterler içinde biz Kürtçe'yi bahane ederek sadece anadilde yayın meselesini konuşuyoruz. Tıpkı Bizans düşmek üzereyken kiliselerde meleklerin kanatlarını tartışan din adamları gibi politikacılarımız da asıl gündemin dışındalar ve tartıştıkları konu teferruatın teferruatı. Kopenhag Kriterleri'nin sadece politik grubunda, istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve azınlıkların korunması başlığı altında 4 ana kriter var. Ana dilde yayın dördüncü kriterin bir bölümünü oluşturuyor. Meseleyi getirip getirip Kürtçe yayına bağlamak bence meseleyi saptırmaktan başka bir anlam taşımıyor. TRT'den sayın Çiller'in dediği gibi 10 dakika değil günde 10 saat de Kürtçe yayın yapılsa AB'yi memnun etmemiz mümkün değil. Öncelikli kriter istikrarlı ve kurumsallaşmış demokrasi konusunda biz ülke olarak neredeyiz önce onu bir tartışmalıyız.. Her 10 senede bir haki renge bürünen demokrasimizin istikrarlı olduğunu ve sudan bahanelerle siyasi partilerin dahi kapatıldığı demokrasimizin kurumsallaştığını söyleyebilir miyiz? Kendi vatandaşlarının bir bölümüne vebalı gibi muamele eden, masum insanları kodese tıkmaya, suçluları affetmeye alışmış bir sistemde hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünden bahsedilebilir miyiz? İnancı gereği giydiği elbisesi sebebiyle insanların eğitiminden ve hatta sağlık hizmetinden mahrum bırakıldığı bir ortamda insan haklarına saygıdan söz edebilir miyiz? Kopenhag Kriterleri bu noktalarda da AB'ye uyumu şart koşuyor. "Bunların hepsini hallettik sadece azınlık hakları arasında yer alan ana dilde eğitim ve yayın meselesi mi kaldı?" demek istemiyorum. Varsa azınlık –bana göre Kürtler azınlık statüsünde değildir– onların hakları da korunsun ve istedikleri dilde eğitim ve yayın yapsınlar. Ama azınlıklardan önce bu çoğunluğun hali ne olacak? Onu neden bir Allah'ın kulu çıkıp da bangır bangır bağırmaz? Siyasetçilerimiz Kopenhag Kriterlerinden sadece idam -acil olmadığı anlaşıldı, sonra da halledilebilecek- ve ana dilde yayın meselesiyle meşgul olarak dünya gerçeklerinden ne kadar uzak olduklarını lisanı halleriyle bize öyle güzel anlatıyorlar ki ben onları gördükçe ve dinledikçe ülkem adına üzülüyorum. Neymiş efendim Kürtçe yayın yapılamazmış yapılırsa şöyle şöyle mahzurları varmış. Yahu kardeşim Kürtçe yayın zaten yıllardır yapılmıyor mu? Ben kendimi bildim bileli Kürtçe yayın yapan radyolar vardır ve Türkiye'den de dinlenmektedir. Ben Kürt değilim, Kürtçeyi de anlamam. Ama Kürtlerin o yanık türkülerini bu radyolardan çok dinledim. TV yayınlarını tartışmak da bence gereksiz. Çünkü şu anda gün boyu Kürtçe yayın yapan televizyonlar zaten var. Şu anda MED Tv, Kürdsat ve Kürdistan Tv olmak üzere 3 ayrı Kürtçe yayın yapan televizyon kanalını her gün izlemek mümkün. Küreselleşme sürecinde bu yayın meselesini tartışmak kadar abes ve gülünç bir şey olamaz. Bizde oluyor çünkü internet yayınlarına bile sınırlama getirmek amacıyla tatbiki imkansız kanunlar çıkararak gülünç duruma düşen de maalesef bizim politikacılarımız. Ben bunu söylerken siyaset kurumunu yıpratmayı amaçlamıyorum, sorunlarımızın çözümünün siyaset kurumunda olduğuna inanıyorum ama mevcut siyasetçilerin dünyadan ve halkından kopuk tavırlarıyla siyaset kurumunu yıprattıklarını düşünüyorum. Kürtçe konusunu bu kadar dert eden politikacının ufkundan şüphe ederim. Yok efendim bu tavizler böyle devam ederse güneydoğuyu bizden koparırlar gibi hamasi nutuklar da mantıksız. O zaman AB sevdasından vazgeçersiniz. Kimse sizden ne idam konusunu ne eğitim konusunu hiçbir şeyi istemez. Mesele hallolur. Hem AB'ye girişi onaylayıp hem de itiraz hakkınız olamaz. İtirazı bu kriterlere uyum için söz verdiğiniz gün ve zamanda şerh düşerek yapardınız, tenakuzdan kurtulurdunuz. Evet bizim ülke olarak istikrarlı ve kurumsallaşmış demokrasiye ihtiyacımız var, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğüne ihtiyacımız var, insan haklarına saygıya ihtiyacımız var. Kopenhag kriterleri olmasa da ihtiyacımız var. Bunları AB istiyor dile değil biz kendimiz muhtaç ve layık olduğumuz için istemeliyiz. Bence AB'ye bu gidişle kolayına kabul edilmeyiz ama bu kriterlerden asla vazgeçmemeliyiz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |