T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Aspendos'ta

CHP genel başkanı Deniz Baykal, "Şimdi sizi konuşuyorduk" dedi ve ekledi: "Aspendos'ta operaya gittiğinizden haberim var..." Grupla birlikte Aspendos'a gitmek yerine otelde kalmayı tercih etmiş bir gazeteci ile bir büyükelçiden ibaret haber kaynaklarına bakıp, "Sayın Baykal" dedim, "Benim operaya gitmemin haber değeri yok, daha geçen hafta Almanya'da dünyaca ünlü Berlin Senfoni Orkestrası'nı dinledim; esas haber bunların operaya gitmemesi..."

Hep beraber güldük...

Hafta sonunu "11 Eylül sonrası dünya ve Türkiye" başlığı altına girebilecek konuların masaya yatırıldığı bir uluslararası toplantı vesilesiyle Antalya/Göynük'te geçirdim. Otel müşterileri yüzerken biz dünyayı konuştuk. Toplantı katılımcıları aralarda yüzdüler, ben yazı ve tebliğ yazdım. Üç gün boyunca toplantı dışı tek etkinliğim, Giuseppe Verdi'nin, ilk temsili 1842 yılında Milano'daki Scala Tiyatrosu'nda verilmiş 'Nabucco' operasını izlemek üzere Aspendos'a gitmek oldu.

İyi ki gitmişim; gündüzü gibi gecesi de sıcak Antalya'da firil firil esen hafif rüzgârlı bir akşam geçirdim. Daha da önemlisi, Verdi'nin, Musevi Tarihi'nin önemli sayılabilecek 'zorlu' bir dönemiyle ilgili operasını, olağanüstü yetkin bir Çek orkestrası ve yine Çek sanatçıların sesinden izlemiş oldum...

Bir yandan tarihi mekânın mermer basamakları üzerinde oturmuş 'Nabucco'yu izlerken, bir yandan da, Şahin Alpay'la, Aspendos'ta gördüğümüz manzaranın 'küreselleşme' boyutu üzerine fikir teati ettik...

Şu 'küreselleşme' dedikleri gelişme gerçekten çok ilginç. Verdi bir İtalyan, operasını İtalya'da yazmış... Operanın konusu Ortadoğu'da geçiyor... Çek Operası, İtalyan eserini Türkiye'de sahneye koyuyor... Eserin sahnelendiği yer olan Aspendos bundan yaklaşık 2200 yıl önce Grekler tarafından inşa edilmiş... Türkiye'de, Grekler tarafından inşa edilmiş bir mekânda, bir İtalyan'ın Ortadoğu tarihi içerikli eseri Çek sanatçılar tarafından sahneleniyor... Ve izleyicilerin büyük çoğunluğu da Alman...

Sahnenin hemen arkasında Museviler'in o ünlü yedi kollu şamdanı duruyordu. Duracak, çünkü eser Kudüs'te geçiyor ve Yahudilerin mağdur edildiği, köle olarak kullanıldığı bir dönem canlandırılıyor. Nabucco'daki tipler, Zacharia (Zekeriya) gibi, Ismaele (İsmail) gibi isimler taşıyor. Abdallo bile var kahramanlar arasında. Babylon kralı Nabucco'nun yendiği Yahudilerin, kralın kızı Fenena'yı rehin tutmalarıyla başlıyor eser ve kadınlar arası savaştan, kadınlar yüzünden savaşa doğru gelişiyor... Din değiştirmeler yaşanıyor, darbeler, karşı darbeler oluyor... Sonunda, zafer, tabii inancın...

Nabucco'yu beraber izlediğimiz gruptan, mesleğini yıllardır Frankfurt'ta sürdüren gazeteci Mehmet Canpolat, "Ne olurdu" dedi, "Biz de trajedilerimizi, umutlarımızı, beklentilerimizi böyle eserlerle ifade etmeyi becerebilseydik?" Nabucco, aslında, ilâhiler ve âyinler formunda işlenmiş bir eser; neredeyse yarıya yakını dua ve yakarış... Tarihimizden benzer veya bize özgü onlarca konu bulunabilir; son 20-30 yıl boyunca yaşanan trajedilerden bile, tabii Verdi çapında birinin eline düşerse, ne olağanüstü eserler çıkar...

Guiseppe Verdi (1813-1901), fakir bir aileden gelmesine ve Milano Konservatuvarı'na girme başarısı gösterememesine rağmen, kendinden önceki büyük besteciler tarzında yaptığı eserlere sonunda dehasını da katınca bugünlere kalabildi. Önceki gece izlediğim Nabucco operasının 'Va, pensiero' adlı bölümü, İtalyanlar için, bugün bile bir 'milli marş' değerinde. Futbolu bir tarafa bırakacak olursak, hemen her alanda olduğu gibi müziğin evrensel dilini de iyi kullanamadığımız için, kendi 'İstiklal Marşı'nı bile doğru düzgün söyleyemeyen bir milletiz biz...

Aspendos'un mekân olarak büyüklüğü bir yerlerde gözünüze çarpmıştır. Gece bütün boşluklar dahil tıklım tıklım doluydu o mekân. Arada az sayıda Türk, İtalyan ve Rus da varmış, ama benim gözümün değdiği her yerde Almanları gördüm. Bu yıl da Antalya Almanlar için tatil geçirilecek kent olmayı sürdürüyor...

Antalya Valisi Ertuğrul Dokuzoğlu bu yıl iki milyon kadar Alman'ın Türkiye'ye geleceğini bildirdi; turizmcilerin kanaati toplam Alman turist sayısının o rakamın da üstünde gerçekleşebileceği... Zaten 1435 Alman, Vali Dokuzoğlu'nun verdiği bilgiye göre, Türkiye'yi çoktan beri devamlı mesken tutmuş. 11 Eylül sonrası turist girdisinde az bir düşüş görülmüş, yılbaşından buyana ise yüzde 10 talep fazlalığı yaşanıyormuş... Bir turizmci dost, "2002 altın yıl olacak" dedi...

Göynük'teki Kilikya Palace Grand Otel'de karşılaştığım bir uygulama beni şaşırttı. Belli bir para ödeyen Almanlar (ortalama 1500 Euro kadar) uçaklarla Antalya'ya taşınıyor, iki hafta çok lüks otellerde misafir ediliyorlar. Bu süre içerisinde ne yer ne içerlerse bedava. Otel içi hizmette sınır yok, garsonlar konuğun arkasından koşuyor. Başka bir otelde rastlamadığım yüzlerce farklı yiyecekten oluşan bir mutfağı var otelin, içecek mönüsü de zengin... İki hafta sonra, semirmiş ve yanmış bir halde ülkelerine dönüyor Alman turistler...

Turizmciler ilginin denizden uzak kentlere de kaydığını bildirdiler. Mevsim sonuna kadar çok sayıda turist Mardin'i ziyaret edecekmiş sözgelimi.

"Yediğin, içtiğin, izlediğin senin olsun" diyenler, yarını bekleyecekler...


23 Haziran 2002
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED