|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Arap Birliği Zirvesi'nin kararları, İsrail'i de, onunla birlikte ABD'yi de köşeye sıkıştırdı. Bir yandan Irak'a müdahaleye karşı ortak tavır, diğer yandan Filistin intifadasına açık destek ve bu arada Suudi Barış planı... Artık top, her zamankinden daha çok ABD'de ve İsrail'de... Türkiye'nin bile Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in ağzından "İsrail inandığı kavramları ve algılamalarını gözden geçirmeli" gibi anlamlı bir tavır sergilediği bir zamanda, bir yandan ABD'nin, diğer yandan da İsrail'in politikalarının tıkandığını görmemek için gözleri gerçeklere kapamak gerekiyor. 11 Eylül'den sonra dünyaya nizam vermeye yönelen ve Afganistan'dan sonra Irak'a göz diken Amerika, bölgede politikalarını kim üzerinden yürütecek, sorusu ile karşı karşıya... Ne bir Arap ülkesi ne de Türkiye, Filistin sorunu bu haldeyken Amerika'nın yanında yer alabilir? İsrail ise, yalnızlaşmış, kuşatılmış, güvenlik kaygısı derninleşmiş bir sonuçla yüzyüze. Evet, İsrail'in Filistin topraklarını işgal altında tutma, canı istediğinde Filistin topraklarına en kanlı bir biçimde girme, tehditler savurma, yakma, yıkma, can alma imkanı var. Şaron ağzını açtığında en vahşi tehditleri savurabilecek gücü hissediyor kendisinde.... "Arafat düşmandır, tecrid edilecektir. Terörün zemini yokedilinceye kadar operasyonu sürdüreceğiz" ifadeleri Şaron tarafından dün söylendi ve dün İsrail güçleri, Ramallah'ı teslim aldı, Arafat'ın boğazını sıktı... Ama bu neyi değiştirir ki? İşte daha iki gün önce bir adam, bir tek adam, canını vatanına adamış bir tek Filistinli, bedenine sardığı bombalarla Netanya'da bir oteli cehenneme çevirebildi. Bu açıdan bakıldığında "Arafat'a bir şey olursa İsrail'i cehenneme çeviririz" biçimindeki Filistin seslerini de ciddiye almak gerekecek. Ne olacak sonunda? Bugün Batı camiasında bile İsrail'in bir Nazi üslubu içerisine girdiği ve Filistinliler'e karşı toptan kırım (jenosid) noktasına geldiği görüşleri serdediliyor. Filistin'in bir ordusu yok. Tek tek savaşçılar var ve onlar da hayatlarını ortaya koyuyorlar. İsrail Filistinli'yi kendi vatanında esirler topluluğu halinde tuttuğu sürece, bunun karşılığını da bireysel "istişhad eylemleri" biçiminde görecek. Ve "misilleme" gelecek... Tek Filistinli kalmayıncaya kadar "misilleme" sürecek öyle mi? İsrail için ana strateji bütün Filistinliler'i kırmak mı? Ya da Filistin direnişini kırmak için yokedilmesi göze alınabilecek Filistinli sayısı kaçtır? Şükrü Sina Gürel, "İsrail inandığı kavramları gözden geçirmeli" derken, İsrail'in muharref Tevrat kaynaklı kıyım telkinlerini mi kastetti acaba? Şaron böylesine gözü dönmüş bir terör politikasına yönelirken duygularını nerede besliyor acaba? Oysa her halükarda İsrail'in önü tıkalı. İsrail Filistinliler'in kökünü kazıdığında da, güvenlikse aradığı şey, ona ulaşamayacak. Çünkü bu defa da, bölgenin tümünde bir Filistin öfkesi yeşerecek. O yüzden, Suudi Barış Planı, hele Arap Birliği zirvesinde kabul edildikten sonra, İsrail'i de Amerika'yı da tıkanmadan kurtaracak şu andaki tek müzakere metni durumunda. Eğer o değilse, ne? İsrail savaştan başka ne diyor? Amerika İsrail'in tavrından başka neyin savunuculuğunu yapıyor? Amerika için de yolun sonuna gelindiği açık. Tüm politikaları İsrail'le örtüşen bir Amerika görüntüsünün akıbeti, Cheney'in bölgedeki turunda aldığı sonuçtan farklı olamaz. Cheney'in önüne, uğradığı her yerde, herşeyden önce Filistin sorunun konduğu biliniyor. Cheney'in ardından yaşananlar ise ortada... Ne diyor Amerika olan biten karşısında? Şu ana kadar etkin bir çıkmış değil Amerika'dan... Fransa, İsrail'in politikalarını gözden geçirmesi yolunda çağrı yaptı. Bu Avrupa tarafından bir ölçüde paylaşılan bir tavır sayılabilir. Ama Amerika'dan sadece belirsizlik yansıyor. Bu tavrı dünya, "Amerika İsrail'e söz geçiremiyor, Filistin'in de elini tutamıyor" şeklinde mi okumak gerekiyor. Amerika Afganistan'ı bombaladı. 11 Eylül'ü bunun için tepe tepe kullandı. Ama asıl büyük devlet olmanın gereği olanı, Ortadoğu'da barışa gidecek yolu açmayı, bunun için de adil politikalar geliştirmeyi başaramıyor. Amerika şahinlikte başarılı, çünkü o kaba güce dayanıyor ve çok fazla akıl gerektirmiyor. Şaron da güç kullanırken başarılı, çünkü orada da akıl gerekmiyor. Ama farklı güçler arasında barışı gerçekleştirmek akıl, diplomasi, zeka işi... Ve burada sorun var. Hem Şaron açısından hem de onunla bütünleşen ABD açısından sorun var. ABD ve İsrail, gücü kutsayan bir tavır içinde bugün ve bu barış ortamını yok ediyor. Buradan Şaron'a söylenecek söz neredeyse yok. İsrail halkına belki, ama Amerika'ya söylenecek iki çift laf var: Gücün yetiyorsa tut bu 'Kasap'ın elini? İsrail bölgede olacaksa, daha fazla kan dökülmemesinin yolunu bulmak, onun sırtını dayadığı sana düşüyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |