|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başarılı geçtiği iddia edilen Beyrut'taki Arap Birliği Zirvesi'nin hemen ardından Filistin'in tarihinin en ağır saldırılarından birine maruz kalması, aşağılanması, karargahına tanklarla girilen Devlet Başkanı'nın bodrum kata sıkıştırılması, Arap liderlerin Beyrut'ta aldığı kararlara İsrail'in bir "tepki"si mi yoksa bu liderlerin içinde bulunduğu, ABD ve İsrail'in çok iyi bildiği "acziyet"in bir göstergesi mi? Filistin lideri Yaser Arafat ve onun şahsında Filistin ulusu, dün, dünyanın gözleri önünde çok rencide edici bir saldırıya maruz kaldı. Ramallah'taki karargaha giren İsrail askerleri, Arafat'ı ateş altına aldı. Filistin lideri binanın bodrum katından dünyaya yardım çağrıları yaptı. Bu aşamada Arafat pekala öldürülebilirdi ve bunu engel olacak hiçbir güç veya "uluslararası irade" yoktu. 11 Eylül'den sonra İslami gruplara karşı küresel savaş başlatan Amerika ile kendi halklarının öfkesi arasında sıkışan, 17 aydır kanla boğuşan Filistinliler'e hiçbir destek vermeyen, Filistin sorununu kendi iktidarlarının güvence altında tutulması açısından ABD ve kendi halklarına karşı koz olarak kullanan, varolma savaşı veren Filistinliler'i kobay olarak gören, ABD ve İngiltere'nin Irak'a saldırısına görünüşte karşı çıkıp arka planda gizli anlaşmalar yapan Arap yönetimleri, Beyrut Zirvesi'nde iki somut karar aldı: Suudi Barış Planı onaylandı ve Irak'a müdahaleye karşı olunduğu açıklandı. İlk günü üç Arap blokunun çatışmasına sahne olan, "ABD-İsrail-Türkiye ekseni"nde yer alan Ürdün ve bu eksene yakın Mısır liderlerinin ABD ve İsrail'e karşı sert kararlar çıkmasından endişe ederek katılmadığı zirve, Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki Arap dünyasının liderliği konusundaki çekişmeye ve ABD'nin saldırgan politikalarına karşı Avrupa Birliği'ni bölgeye daha çok çekmeye çalışan Suriye ve Irak'ın Amerikancı cepheyle mücadelelerine sahne oldu. Beyrut zirvesi neleri gizledi?
İkinci gün durum "kurtarıldı" ve Suudi Barış planı onaylandı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad bile, bu planın uygulanabilir olmadığını açıkladı. Arap kamuoyu ve Filistinli gruplar bunun bir Amerikan planı olduğuna ısrar ediyorlar. ABD yönetiminin Afganistan'a saldırıya başlayacağı dönemde "Filistin Devleti kurulmalı" şeklinde açıklamalar yapması, Afganistan'da "zafer" kazandığına karar verdiği anda ise bunu unutması gibi, Irak'a müdahale hazırlıkları sürerken yine Filistin sorununu gündeme getirdiği ve Arap kamuoyuna yeni bir "yem" sunduğu, bunu da Suudi Arabistan kanalıyla yaptığını söyleyenler var. 17 aydır süren çatışmalarda Araplar'ın tutumunu "utanç verici" olarak niteleyen bazı Filistinliler, Suudi planının tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolup gideceğini belirtiyorlar. İsrail ise planı "dikkate bile almayacağını" açıkladı. "Biz gerekeni yaptık. Top şimdi İsrail'de" demek Filistin'e ne kazandıracak? Zaten top her zaman İsrail'deydi. İsrail'in "işgalci güç" olarak nitelenmesinin de pratik hiç bir sonucu yok. Sorun bu işgalci gücün nasıl dizginleneceğidir. ABD'nin korumasında olan ve Filistin'e yönelik bütün saldırıları ABD'nin bilgisi ve desteği dahilinde gerçekleşen, en temel uluslararası sözleşmelerden bile muaf tutulma imtiyazına sahip İsrail için böyle bir sonucun hiç bir şekilde caydırıcı niteliği yok. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, bölge ziyaretinde Filistin lideri Yaser Arafat'la görüşmedi bile. Yani ABD, İsrail'in Arafat'a yönelik yok etme politikasına uygun olarak Filistin liderini meşru görmediğini ortaya koydu. Bu aynı zamanda ABD yönetiminin Filistin sorununu çözme gibi bir önceliğinin bulunmadığına işaret ediyor. Zirvenin "önemli" kararı ABD'nin Irak'a saldırısına karşı çıkan maddesi oldu. Ancak ne gariptir ki, bu kararın alındığı gün bile Amerikan ordusu, Arap Birliği'ne üye ülkelerin topraklarında yeni üsler kurmaya, Arap topraklarındaki askerlerinin yerlerini değiştirmeye, Irak'a harekat için hazırlıklarını sürdürmeye devam ediyordu. Küresel savaşın patronu Cheney'nin 9 Arap ülkesini ziyaret sırasında neler görüşüldüğünü kimse bilmiyor. Kamuoyuna Araplar'ın Irak'a müdahaleye karşı durduğu ve öncelikle Filistin sorununu çözüldüğü propagandası yapıldı. Oysa Beyrut Zirvesi'nde yaşananlar ve bölgedeki ABD-İngiliz askeri gücünün hareketi bunun tam tersini söylüyor. Zaten Cheney de ülkesinde döndükten sonra Arap liderlerin sanıldığı gibi Irak harekatına karşı çıkmadığını, aksine Irak'ı tehdit olarak gördüklerini söyledi. Filistin ve Irak kimin umurunda?
ABD-İsrail ekseninin dışına çıkması mümkün görünmeyen Ürdün ve Mısır mı buna karşı çıkacak? Kendini tam anlamıyla kuşatılmış hisseden Suudi Arabistan mı? Yoksa Irak'a saldırıda ana üslerden biri olmaya hazırlanan, İsrail'le çok yakın işbirliği içinde bulunan Katar mı? Amerikan ordusu, Suudi Arabistan'daki askerlerin bir kısmını, 1995'te babasını devirerek iktidara getirdiği Şeyh Hamid bin Halife el Tani'nin ülkesi Katar'da kurulan dev askeri üsse taşıyor. Kuveyt'teki Amerikan askerlerinin saysı şimdiden 35 bine çıkarıldı. ABD özel güçleri için Umman'da yeni merkez kuruluyor. Bölgedeki Amerikan ordusunun merkez karargahı Körfez bölgesine taşındı. Amerikan askeri Kuzey Irak'ta haftalardır Kürt gruplara askeri eğitim veriyor ve onları Irak harekatına hazırlıyor. Bölgede önemli miktarda Türk askerinin de bulunduğu belirtiliyor. Bütün bunlar Irak'a müdahalenin kesin olduğuna işaret ediyor. Eğer Saddam yönetimine yönelik müdahale geniş çaplı bir askeri harekat şeklinde olursa Kuzey Irak, Körfez ve Ürdün topraklarından yapılacak. Arap liderlerin böyle bir harekata karşı koyma iktidarları olmadığı gibi, böyle bir iradeleri de yok. Tıpkı Filistin sorunu gibi, Irak konusunda da ciddi bir Arap inisiyatifinden sözetmek mümkün değil. Aksine onların yeni süreçte tek bir kaygıları var: Amerika'nın küresel savaşına ve İsrail saldırganlığına karşı harekete geçen Arap ulusunun öfkesi... Onların, "Filistin sorununu nasıl çözeriz, Irak'a müdahaleyi nasıl engelleriz"den ziyade "Arap kamuoyunu yönlendiririz, öfkeyi nasıl dizginleriz, tehlikeyi nasıl erteleyebiliriz, tepki dalgası iktidarı tehdit eden bir muhalefet hareketine dönüşür mü" kaygıları var. Başta Filistinli örgütler, Arap kamuoyunun büyük bölümü, yeni süreçten ciddi biçimde rahatsız. Bu rahatsızlık Filistin'deki İsrail saldırıları, İslam dünyasına yönelik Amerikan saldırıları ve Müslüman ülke yönetimlerinin "aciz ve iki yönlü politika"larıyla daha da büyüyecek. Önümüzdeki dönemde genelde İslam dünyasında, özelde ise Arap dünyasında yerel iktidarlara ve "ABD-İngiliz-İsrail üçlüsü"nün küresel savaşına karşı çok ciddi tepki hareketleri kendini gösterebilir. Arap yönetimlerinin öncelikli sorunu bu. Filistinliler'in içinde bulunduğu yalnızlık ve bu yalnız halka yönelik katliamlar, Saddam Hüseyin yönetiminin ayakta kalıp kalmaması Arap yönetimlerini o kadar da kaygılandırmıyor. Onlar iktidar telaşı içinde ve bu ortamda kendilerinden istenen her türlü tavize evet diyecek durumda.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |