|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türk medyasına sorarsanız, Binbaşı Cengiz Toytunç'u Filistin polisi öldürdü; yıllarca hayat hakkı ve alanı bulamamış, terörist İsrail'in saldırılarına ancak (havaya) "geriye çekilme atışları"yla karşılık verebilen, üstelik kendi güvenliğini sağlamaktan aciz Filistin polisi... Şehid Binbaşı'nın eşini bulup konuşturmuşlar. Filistin yönetimi aleyhinde bazı sözler söyletmişler. Çünkü suçlamaların odağına, elan kuşatma altında yaşayan Arafat'ı koymaları isteniyor kendilerinden; ya da, Filistin davasına olan sempatiyi yok etmeleri... ("Şehid Binbaşı'nın eşini konuşturduk" haberleri de palavraymış meğer... Toytunç'un eşi, "Ben kimseye konuşmadım, Filistin yönetimini suçlamadım, eşimin katillerinin bulunmasını istedim, o kadar" diyor.) Türk medyasının "satılmış" kesiminden sözediyorum. "Dış politika yazarı" etiketi altında faaliyet gösteren ve aslında kime, hangi gizli servise hizmet ettikleri meşkuk (aslında malum) ağzı kalabalık efradı... Büyük gazetelere çöreklenmiş durumdalar. Onları ele veren, haber ve yorum dili; İsrail kuşatmasına direnen Filistinliler'e yakıştırdıkları isim "terörist.". Terör uygulayayarak "topyekün imha" hareketine girişen katiller ise "İsrailli yerleşimciler..." Ulusal televizyonlarda da büyük ölçüde onların borusu ötüyor. Bir Amerikan televizyonuyla aynı lejandı kullanan Türk ulusal televizyonunun "Filistin" konulu haberlerini izleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Peki, Toytunç'u kim öldürdü? Filistin polisi mi? Yoksa, metazori yöntemlerle kurulmuş, metazori yöntemlerle ayakta durmaya çalışan, "Hilal-Haç" çekişmesinde aradan fırlayıp mukaddes topraklar üzerinde çöreklenmiş terörist devletin "Filistin polisi" üniforması giydirilmiş ajanları mı? Daha önce de yazmıştım: Bu sütunun önceki sahibi, Fethi Şikaki cinayetinin izini sürerken, tesadüfen eline geçen bir kitaptan, MOSSAD kaçkını bir ajanın (Victor Ostrovsky'nin) romanından sözetmiş, elde ettiği bazı bulguları yine bu sütunda okuyucularıyla paylaşmıştı. İşte o romandan bir pasaj (konuşan fanatik bir gizli servis görevlisi): "Barış bize ne kazandıracak? Yani, toprak vermek zorunda kalacağız. Belki de yerleşim merkezlerini (işgal bölgelerini) ortadan kaldıracağız. Stratejik derinliği kaybedeceğiz. Güvenlik, genel ordu ve askeri bütçelerde kısıtlamalar olacak. Belki Amerikalılar da yardımı azaltacaklar. Sonuçta savaş sona ermiş olacak. Dünyanın dört bir yanındaki Museviler artık bize yardım etmek zorunda olduklarını pek düşünmeyecekler. Biz bütün bu acıları çektikten sonra, bir fırsat kollayıp bizi denize döküverecekler. Rabin yaşlandı. Barışı, sırf Amerikalılar'a yaranmak için istiyor. Ayrıca bize bir şey yapabilmek için izin gerekli. Ama hiçbir şey yapmamak (Rabin suikastini önlememek) için izne ihtiyacımız yok. Biz de öyle yapacağız." Kitap, İzak Rabin suikastinden iki yıl kadar önce yayımlandı. Rabin'i öldüren Yigal Amir'in bir MOSSAD çalışanı olduğu hatırlanırsa, kitapta yer alan itirafların dehşet boyutları ortaya çıkacaktır. Tüm bu olup bitenlerin Toytunç cinayetiyle ne ilgisi var? Belki hiç ilgisi yok... Ama, ortada, Türkiye'deki sıradan bir futbolcuyu bile "sempati unsuru" olarak kullanan, üstelik kendi Başbakanını gözünü kırpmadan öldürmüş, öldürebilmiş eli kanlı bir örgüt ve o örgütün "kulaklara küpe" binlerce cinayeti var...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |