T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyaset ve ekonomi

Florida'nın Atlantik Üniversitesi'ne Kenan Evren Kürsüsü kuruldu. Herhalde bu kürsüde, Darbeler Tarihi okutulacak. Türkiye, Devlet Tanıtma Fonu'ndan 500 bin dolar vermek suretiyle söz konusu kürsünün açılmasını temin etti.

"Neden Atlantik Üniversitesi?" sorusu zihinlerde oluşabilir.

Bence ciddi hiç bir üniversite darbe yapan bir paşanın ismiyle kürsü kurmayı kabul etmemiştir. İşte bu yüzden nispeten kenarda köşede kalmış bir üniversiteye, 500 bin dolar aktarılmıştır.

28 Şubat süreci yaşanmasaydı ve mevcut iktidar taşeron işlevini yürüterek halâ birilerine yaranma duygusunu taşımasaydı, kimse Evren Kürsüsü'ne 500 bin dolar vermezdi.

Siyaset ve para

Hasan Celâl Güzel'in Türk Dünyası Ansiklopedisi'ne, acaba Tanıtma Fonu ne kadarlık bir malî destek sağladı? İlk defa binlerce özgün makaleyle, tarihten bugüne bütün Türk devletleri, (kültürlerini, sanatlarını, savaş ve yönetim biçimlerini içine alacak şekilde) 20 ciltlik büyük bir ansiklopedinin konusu oldu. Hasan Celâl Güzel, Osmanlı Ansiklopedisi'nden sonra, Türk Dünyası Ansiklopedisi'yle hizmetlerini sürdürüyor. Çok dar bir kadroyla, kâr amacı gütmeden hatta zarara girerek bu önemli eseri hazırladı.

Keşke devlet, imkânlarını doğru işler için kullansa.

Siyasetle ekonominin bağını koparmak doğru değil. Ecevit'in İMF'de sarsıntı yaratan sözleri, haklı bir temele dayanıyor. Ama, Türkiye'de devletin imkânları eşe dosta yakınlara öylesine peşkeş çekildi ki, özerk kurullar bu yağmayı önleyecek bir çare gibi görüldü.

Lâkin, ahlâk ayağa düşünce, özerk kurullar siyasetten olmasa bile, başka durumlardan etkilenebiliyor.

Devletin malı deniz

Halk Bankası, borcuna mukabil, Sabah tesislerini icra yoluyla satışa çıkarmıştı. Kulağımıza gelenlere göre, Star Gazetesi'nin ihaleye katılması sebebiyle, satış durduruldu. Hesap, kimsenin iştirak etmemesi ve tesislerin gene eski sahipleri veya yakınlarınca kapatılması üzerine yapılmıştı. Aslında, aynı tesisler, BDDK'ya da teminat olarak gösterilmiş, borç ödeme planı içinde yer almıştı.

15 Şubat 2002 tarihli yazısında (HaberX) Emin Şirin, Derviş'i uyarıyordu: "Kemal Derviş ve BDDK'ya duyabilecekleri en yüksek sesle sesleniyorum. Piyasada dolaşan bir dedikodu var: Önümüzdeki aylarda Sabah gazetesinin kamu bankalarına olan borçlarının vadesi gelecek. Bu durumda vade uzatılmayacak, kamu bankaları süratle icra takibine geçerek Sabah'ı ve tesislerini satışa çıkaracak.

Piyasadaki dedikodulara göre, icradan yapılacak satışın neticesi bile belliymiş.

...Kamu bankaları, icra takibi yoluyla Sabah'ı satarsa, BDDK'nın alacağı ne olacak? Sabah gazetesinin ismine ve tesislerine gerekli hacizler kondu mu? Kamunun menfaati korunabilecek mi? Yoksa icra kanalıyla malın arzu edilen kişinin eline geçmesi mi sağlanacak?"

Yukarıdaki makale Halk Bankası'nın Sabah tesislerini icra yoluyla satış kararının açıklanmasından çok önce yazılmıştı.

Görüldüğü gibi kamu parasını kullananlara karşı, kamuoyunun belirli bir kuşkusu var. "Devletin malı deniz, yemeyen keriz" sözü de bu kuşkudan kaynaklanıyor.

Hz. Yusuf

Banka batırıp, yüz milyonlarca doları kendi işletmelerine aktaran, jestiyon adı altında veyahut farklı yöntemlerle 100 binlerce, hatta milyonlarca doları da cebe indiren eski banka sahipleri ve yöneticilerinden bazıları, şu kadar kişiye istihdam sağlamakla övünüyor. Bazı siyasetçiler veyahut köşe yazarları da onlara arka çıkıyor.

Kiminin borcu 500 milyon dolar, kimininki 1 milyar doları buluyor. Bu paranın çok daha azıyla kaç tane fabrika kurulur, kaç bin kişiye istihdam sağlanırdı. Bırakınız istihdam sağlamayı, bu gibiler, bankalarının sermayesini kediye yüklemeleri yüzünden çıkan ekonomik krizde, binlerce kişinin işsiz kaldığının, umudunu yitiren gençlerin ülkeyi terk etmeye hazırlandığının farkına varmaz görünüyor. Bu kişilerin ülkeye maliyetleri çok fazla.

Ya Demirel'in, Cavit Çağlar'ı, hapishanede çektiği çile yüzünden Hz. Yusuf'a benzetmesine ne demeli? Demek 9. Cumhurbaşkanı, batan, batırılan paraları unutuyor, Çağlar'ın sadece bir siyasî lince kurban gittiği veyahut ekonomik talihsizliğe uğradığı kanaatini taşıyor.

Bence Çağlar'ı, Hz. Yusuf'a benzetmek bu millete saygısızlık. "Aile fotoğrafı" kamuoyunda az mı konuşuldu? Demirel'i yıpratmak için kullanıldı.

Demirel, Türk kamuoyunun, Cavit Çağlar'ın fabrikasında çalışan bir avuç işçi gibi düşünmediğinin acaba farkında değil mi? Yoksa, sahiden "Türkiye'nin Cavit'le gurur duyduğunu mu" sanıyor?

ANAR'ın araştırması

Kenan Evren Kürsüsü'nden başladık, söz nerelere kadar geldi.

Bir kamuoyu araştırmasıyla bugün son noktayı koymak istiyoruz. ANAR'ın 9 Mart 2002 tarihli araştırması, bugün seçim olsa, AK Parti'nin % 22.8 oranında oy alacağını gösteriyor. Diğerlerinin oy oranları şöyle dağılıyor: DYP % 7.1, CHP % 7, MHP % 5.7, DSP % 4.5, ANAP % 3.9, HADEP % 3.9, SP % 2.4, BBP % 1.8, Diğer % 3.6, Kararsız % 14.9, Hiçbiri % 22.4.

Bazı kişiler, "en büyük parti, hiçbiri ve kararsızlar % 37" diyerek, bu pastaya talip oluyor. Yeni siyasi oluşumlar kararsızların cazibesine kapılıyor. Ama "Hiçbiri ve kararsız" blokunun topluca yeni bir siyasi oluşuma yönelmesi imkânsız.

Kaldı ki, hiç bir seçimde % 100 katılım olmadığına göre, "hiçbiri" diyenlerin büyük ölçüde sandık başına gitmediğini varsayarsak partilerin aldıkları yüzdeler, otomatik olarak, daha yukarlara tırmanacak.

Meselâ 100 tabanında 22.8 olan AK Parti'nin oyu % 80 iştirakin gerçekleştiği bir seçimde % 29.4 olarak neticelere yansıyacak.

Bugünkü durumda, AK Parti % 30'lar civarında bir oy alacak, barajı AK'ın haricinde sadece DYP ve CHP geçecek gibi görünüyor.

Seçimlere kadar yeni bir liderle ve basının pompalamasıyla farklı hava estirilmezse veyahut baraj indirilmezse, ya da ittifaklara izin veren bir kanun getirilmezse, ortaya çıkacak siyasi tablo belli.

Bir kısım medya bu yüzden huysuzlanıyor. Bugüne kadar işlerini kitaba(!) uyduranlar düzenin değişebileceğini fark ettiler. Erdoğan'a yaylım ateşinin sebebi yolsuzluk değil; hesap vermek korkusu.

Diğer sorular

ANAR'ın anketinde güncel sorular da var:

* Hükümeti başarılı bulan: % 10; başarısız bulan % 86

* Hükümetin ülkeyi sorunlardan kurtaracağına inanan: % 10; inanmayan % 86

* Erken seçim isteyen: % 62.2; istemeyen % 31.9

* İdam cezasının devamı mı yoksa Türkiye'nin AB'ye üyeliği mi önemli: İdam cezasının devamı % 29.8; AB üyeliği % 60.2

* ABD'nin Irak'a operasyonunu olumlu bulan: % 7.4; olumsuz bulan % 82.3

* Türkiye'nin AB'ye üyeliğine: Taraftar olan % 71.2; karşı olan % 19.9.

İdam üzerinden siyaset yapmaya çalışanlara duyurulur.

Millet, Avrupa Birliği üyeliğini herşeyin fevkinde görüyor. Ve bir tercihle karşı karşıya kalırsa AB'yi seçeceğini belli ediyor.

Hükûmete güven % 15 civarında dolaşıyor.

Meclis Başkanı Ömer İzgi, milletvekilliğini bırakacağını açıklamış. Zaten, bu gidişle, iktidar milletvekillerinin tümü, mecburen siyaseti bırakacaklar. CHP gibi, bir dönem parlamento dışında kalıp "dinlenecekler"!!


30 Mart 2002
Cumartesi
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED