|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Alın işte..."Şibidibidipdubap" reklamındaki hulahup çeviren, parende atan hayal gençlerine hiç benzemiyor değil mi bu renklerden siyahı seçmiş, düşman bakışlı genç yüzler. "Ay çok korkunç" bularak çoluğumuzdan çocuğumuzdan uzak temennileri eşliğinde "şeytanın kulağına kurşun"larla tahtalara vurduğumuz, bu satanist gençler, hoplayıp zıplayan lolipop tadındaki gençliğe, ne kadar da uzak düşüyor değil mi? Kendi gibi düşünmeyeni, yaşamayanı -kim olursa olsun- düşman belleyip de, okul kapıları önünde perperişan ederek, bir parmak şıklatmayla copları üzerine salan, bütün bunlar yetmiyormuş gibi, o genç yüzlere dil çıkarıp nanik yapan sizler; kapkara kıyafetleri, parmaklarında ılık kan damlalarıyla yanıbaşınızda duran genç insanlar, arkadan boğazınıza sarılmak üzere... Alın bakalım... "Niye satanist oldunuz?" sorusuna "anlatsam da anlamazsınız ki..." diyerek müstehzi bir gülüşle cevap veriyor şeytana inanan çocuk, işini yapma gayretindeki şaşkın muhabiri aşağılayarak... Mutsuzluğun insana yaptıramayacağı şey yoktur çünkü. Anlatılsa da kimse anlamaz ki... Başarı pistinde kazanmaya yazgılı bir atlet gibi, hayat koşusunun orta yerine itiliveren, kazanamadığı takdirde, o çok önceden birtakım adamlar tarafından belirlenmiş çizginin aşağı tarafında bırakılarak, bir abur cubur olarak hayat canavarının ağzına atılacağını bilen insanların mutsuzluğunun isyanıdır bu... Bu devasa oyun yerine, kurallarını kendilerinin belirlediği oyunlar kurma (kabul edilebilir ya da edilemez) çabasıdır bu biçare debelenme... Olaylara, "neler oluyor bu gençlere anlamadık ki"den öte bir anlam yükleyemeyen devletlüler de, ürküntülü bir panikle soluğu psikologlarda alan medya da pek şaşkın ama, -bu bir hayalkırıklığı anlamına gelse de- ortada gizem mizem yok. İnançsız müfredat, acımasız otorite var sadece. Bu kasaba kuralları işleyen ülkeden kaçıvermek, kapağı başka -herhangi bir yere- atabilmek amacıyla fırsat kollayan mutsuz insanlar anlatır bunu. Ağlayan yürekleriyle okul kapılarında sonsuz bekleyişlere dalan umutsuz gençler izah ediverir bir çırpıda. Ah bir sorulsa... Üzerlerine salınmış kriz canavarıyla boğuşurken, herşeylerini yitirmiş genç dimağların fırlattığı bir bakış verir cevabını tüm bu soruların... Hayatın değil, ölümün dilini konuşmayı yeğleyen insanlar, yıllardır üzerlerinden eksik edilmeyen manevi vahşete karşı kendi vahşetlerini üretti. Bunun aynı vahşeti tekrardan öte bir anlam taşımayacağını düşünemeden. İnançsız bir zavallılıkla... Duvarlara sprey boyalarla Nuri Alço yazan gençleri hatırlıyor musunuz? Başları iki yana sallayarak 'cık cık' çekmek, bir el alışkanlığıyla hemen hapislere, yasaklara sarılmak da çözüm değil... Nedir çözüm? Herkesi bir dakika düşünmeye davet ediyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |