|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ecevit'in üst kurullar açıklamasından sonra IMF Başkanı ile Hüsamettin Özkan arasında yapıldığı iddia edilen telefon görüşmesi ve Başbakan'ın bu görüşmelerden sonra "yanlış anlaşıldım" diyerek geri adım attığı haberleri kimseyi aldatmasın... IMF kendi kurallarını ve "global yeni yönetim modeli"nin dün uzun uzadıya anlattığımız icaplarını uyguluyor. Ecevit ise bu duruma karşı çıkışmaktan çok kendi alanını koruma çabasında. Muhtemelen başlayacak diğer bir tartışma, "milliyetçilik merkezli iç işlere müdahale" iddiası ya da "AB Türkiye'yi olumlu yönde değiştirmek istiyor, bu konuda üst-kurullar da kaçınılmazdır" tutumu tam olarak "abesle iştigal etmek" olacaktır. Dün sözünü ettik; toplumsal siyasetin güç dengeleriyle üreyen uluslararası hukuk ve egemen ekonomik politikalar karşısında gerilmesi hemen Batı'yı kuşatan, olumlu ve olumsuz yönleriyle hafife alınmayacak bir eğilim. Ne var ki, bu eğilimin yarı otoriter devletçi bir rejimin hüküm sürdüğü ülkelerde, mevcut sorunları azdırıcı, siyasi konuları ve yapıları devletleştiren, hatta askerileştiren son derece vahim yönleri var... Bizde olan da tam olarak bu... AB'de ve Orta Avrupa'da içerdiği tüm sıkıntılara rağmen "anti-popülizm" ve ulus-devletin etkisinin azalması karşısında "uluslararası standartlaşma", "rekabetin sağlanması" gibi tümüyle farklı hedeflere kilitlenen "özerk kuruluşlar uygulaması", bakın Türkiye'de ne hal alıyor. Bir kere özerk kurulların hepsinin özerklikleri kağıt üzerinde kalıyor. Kurullar kendilerini ve düzenlemekle yükümlü oldukları alanlar siyaseten kopacaklarına, başka bir siyasetin, partileri devre dışı bırakan devlet siyasetinin parçası haline geliyorlar. Nitekim Türkiye'de RTÜK, BDDK, Telekomünikasyon Üst Kurulu, Elektrik Piyasası Üst Kurulu ve bir ölçüde Rekabet Kurulu gibi üst-kurullar neredeyse bir "devlet kamuflajı" haline dönmüşlerdir. Başka bir deyişle "rant sisteminin farklı bir koldan yeniden üretilmesi" kadar "milli güvenlik ideolojisi"nin ve "milli politikalar"ın temel araçları haline dönüştürülmüşlerdir. Gerek milli güvenlik temeli üzerine oturan, kendilerine yürütme, yasama, hatta yargı gücü veren yasalarıyla; gerek devletin etkisine açık üye yapılarıyla; gerekse MGK'nın etki alanında bulunmalarıyla, bazıları daha az bazıları daha çok, devlet ideolojisi ve rantının pekiştirilmesinin cihazları haline getirilmişlerdir. O zaman şunu bir kez daha söylemek mümkün: Her dış girdiyi kendi yapısını pekiştirmek için kullanan, kullanamayacaklarına ise sonuna kadar direnen devlet yapısı ve zihniyetini tartışmadan, Türkiye başka sorunlarını tartışamaz; bu yapı ve zihniyeti içeride değiştirmeden dış konjonktürün etkisiyle kendi başına değişemez... Şunu da söylemek mümkün: Dünyadaki gelişmelerden meşruiyet alan ya da zorunlu olarak oradan yansıyan bir eğilimin içeride devletçiliği pekiştirirken, milliyetçi-devletçi tepkilere yol açmasının işaret ettiği 'şizofreni'; bu ülkede her tür tartışmanın ne denli karından konuşmaya ve ilkel bir hesaplaşmaya işaret ettiğini gösteriyor... Zihinlerimizi bile bulandıran bir kapanın içindeyiz... Dışa açılma zorunluluğu ile içe kapanma refleksinin birlikte oluşturduğu bir kapandır bu. Aslında her sefer aynı şey olur, ülke bu kapana düştükçe, onu kullanarak hastalıklarını yeniden üretir. Karar mekanizmalarının demirbaş oyuncularının krizlerde sorun olarak görülen çeşitli rolleri, örneğin Silahlı Kuvvetler'in siyasi rolü, politikacıların popülist rolü, bırakın değişmeyi, her değişim sürecinde biraz daha pekişir. Ecevit'in ortaya attığı özerk üst-kurullar meselesi de tam bu noktaya yerleşmektedir. Ne dünyayı tartışmakta, ne de bizdeki uygulamaları dünya uygulamalarına yaklaştırmaya çalışmaktadır; ilkeyi değil yetkisini, gücünü talep etmektedir başbakan. Yaşanan gerginlikler de milliyetçilikten devletçiliğe çeşitli ideolojik paketler içinde sunulsa da, bu yeni karar yapılarını kontrol etmek içine sıkışıp kalmaktadır. Prof. Katırcıoğlu'nun bir yazısını hatırlıyorum. Şöyle diyordu: "Öyle anlaşılıyor ki, yeni dönemde eski tarz siyaset yapmanın araçları üst-kurullar olacak. Eski tarz siyaset ve siyasetçiler ve bazı devlet kurumları bundan böyle kendilerini bu üst kurullarda kamufle edecekler. Bundan böyle kamu bankalarını, KİT'leri ve daha nicelerini kullanarak, hortumlayarak ya da hortumlanmalarına göz yumarak siyaset yapmak yerine, üst kurullardaki adamlarının güçleriyle varlıklarını sürdürecekler. Yeni yönetim modelinin bizdeki aksi işte böyledir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |