T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bu Günaydın, artık "O Günaydın" değil

Sabah gazetesi bir süredir "Günaydın"ı ek olarak veriyor.. Ama "Günaydın"ın tanıtımı öyle yapıldı ki, sanki "Günaydın Gazetesi" yeniden yayın hayatına giriyormuş zannettik..

Günaydın.. Yani Haldun Simavi'nin Günaydın'ı..

Ben de, 1975-76'da, Haldun Simavi'nin Günaydın'ında çalıştım..

Bugün yazılı basında adı bilinen pekçok gazeteci, Günaydın'da çalıştı..

Şöyle bir hatırlamaya çalışıyorum..

Hasan Cemal, Melih Aşık, Altan Öymen, Can Ataklı, Zafer Mutlu, Rahmi Turan, Ahmet Vardar, Can Pulak, Teoman Erel, Can Aksın ve tabiî Necati Zincirkıran..

Daha nice isimler..

Bugünkü Sabah'ın ekini yöneten Aydın Öztürk de, bu açıdan "Haldun Simavi Günaydın"ı ile meslekte parlayan isimlerdendir.

"Günaydın", aileden "Hürriyet"in de ortak sahibi olan Haldun Simavi'nin, gazetecilikteki iddiasını temsil ediyordu..

"Hürriyet'i de geçerim" iddiasıydı Haldun Simavi'nin Günaydın'ı..

Televizyon çağına yeni geçmiş gazete okuyucuna, "Bakmak ile okumak arasındaki" bir gazete modelinin sunulması deneyiydi..

Ben birlikte çalıştığım dönemde, Haldun Simavi'den çok şey öğrendim.. En ciddi, en ağır konuların bile "okunabilir" olacağını, Haldun Simavi'den öğrendim..

Örneğin, iyi yazılmış bir resim-altı, bir manşet haberin içeriğinden daha fazla okunur..

Haldun Simavi, bunun için bir süre resim-altlarını Aziz Nesin'e yazdırmayı da denemişti..

Ayrıca bir gazetenin, en eğitimsiz kesimlerce de okunacağı gerçeğinden giderek, açık ve basit bir anlatımın şart olduğunu vurgulamıştı Haldun Simavi Günaydın'da..

Bir gün sayfalar üzerinde çalışıyordum..

Rakamlarla dolu bir ekonomi haberine başlık atıyordum..

Haldun Bey geldi yanıma..

-Sen kendini Le Monde'da mı sanıyorsun?.. Fotoğrafçıları İstanbul'a sal.. Günaydın okuyanları çeksinler.. Bu fotoğrafları duvara as.. Onlara bak ve okuma-yazması az olanların bile Günaydın aldıklarını görerek, bu haberi basitleştir, dedi..

Bu gün çok derin içerikli yazıları bazan zor anlaşılan Hasan Cemal, "Günaydın"da yayınlanan ve İhsan Sabri Çağlayangil'in Bursa'daki davetini anlatan, "Ekose eteklikli mayonezli levrek" röportajı ile basında parlamıştı..

Haldun Simavi, toplumun özlemlerine de iyi teşhis koymuştu..

Örneğin bıyıklı, yağız tenli Türk erkeklerine, sarışın tüm Alman kadınlarının âşık olduğu inancını pekiştirmek için, Sultanahmet'teki bir temizlik işçisi ile mini-etekli bir Alman turistin fotoğrafları çekilip, turizm mevsiminde "kontun kızı Helga, çöpçü Ahmet'e âşık oldu" diye yayınlanırdı..

Kimse, ertesi günkü Günaydın'ın manşetinin ne olacağını tahmin edemezdi..

Haldun Simavi, devletten ve siyasetten tam bağımsız, gerçekten özgür ve özerk bir gazete patronuydu.. Bu yüzden kimseden çekinmezdi..

Renkli-fotoğrafa dayalı Günaydın'a, siyah-beyaz bir haber-eki yaparak, buna da köşe yazarlarını, ekonomiyi, siyaseti yerleştirmişti..

Altan Öymen, bu haber-ekine ANKA ajansı ile haber servisi yapardı..

Bir fikir Haldun Bey'in aklına yattığı zaman, o anda uygulamaya geçerdi.. Ben "Fonksiyonel gazetecilik yapalım" deyince, ertesi gün sayfalar açılmış, tüm Anadolu kentlerine özel kalıplar hazırlanmaya başlamıştı..

Aydın Öztürk de bunları biliyor.. Ama ne yazık ki, bugün o çizgiyi devam ettirmek, "ek Günaydın" ortamında mümkün değil..

Yani bu Günaydın, "Haldun Simavi ekolünün Günaydın"ı değil artık..

ŞAKA

Diyanet mi, Defterdarlık mı?

Diyanet İşleri Cuma Hutbesi'nin konusunu Vergi'ye ayırmış.. Camilerde, "Vergi kaçırmak günahtır" gibi şeyler söylenmiş..

Ben olsam Diyanet'in yerinde, "Vergi'nin ölçüsü, Zekat'ı geçmemelidir" diye hutbe hazırlardım..

Her dakika herşeye zam yapıp vasıtalı vergilerle insanların tüm varlığını elinden alan uygulama, "vergi" değil "haraç"tır..

Yani "Diyanet" ile "Defterdarlık", biraz farklı olmalıdır.

İBRAHİM BETİL OLAYI

Kıskançlığın adı "Kurumsallaşma" oldu

İbrahim Betil'in "Artık kurumsallaşalım" gerekçesi ile Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın başından uzaklaştırılması, traji-komik bir tabloyu ifade ediyor..

Güngör Uras, duruma çok açık teşhis koymuş dünkü Milliyet'te..

-Betil'i kıskandılar.. Türkiye'de başarılı olanın başı kopartılır zaten, demiş.

İbrahim Betil, inanılmaz çalışkanlığı, bir konuya konsantre olma yeteneği ve vizyonu ile, "Eğitim Gönüllüleri Olayı"nı, Türkiye'nin en büyük sivil toplum hareketi haline getirdi.. "Katılım" kavramı, "Eğitim"e girdi..

Toplumlarda her alanda "lider"ler aranır.

Örneğin Koç Şirketleri'nde sayısız, çok değerli insanlar ve her alanda ortaklar vardı..

Ama Vehbi Koç, "lider"di..

"Kurumsallaşıyoruz" diye, kimse "Koç" adını yok etmeyi düşünmedi..

Dünyanın hiçbir meydanında, hiçbir parkında, komitelerin, kurumların heykelleri yoktur..

"Vakıf" kavramı, İbrahim Betil'in çabası ile topluma mâlolurken, birilerinin bunu kurumsallaştırması, gerçekten traji-komik oldu..


31 Mart 2002
Pazar
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED