|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Berbat bir dünyada yaşıyoruz, hepimizin halleri başka başka... Belki dünya o kadar da berbat değil aslında ama bizim hallerimiz berbat... Her gün öylesine kırgınlıklar, öylesine acılar yaşıyoruz ki, görmeyen, konuşmayan, duymayan kalabalıkların lezzetsiz tatlarıyla nefes almakta bile güçlük çekiyoruz. Biliyorum, hep çok erken ve hep çok geç kalacağız kocaman gözleri yasaklarla çevrili çocukların ruyalarına. Bundan daha da beteri olur mu diye hayıflanırken, daha da beteri olacak belki de... Kalbimizin ortasında birileri aşk kadar kocaman bir çaresizliğin yanıbaşında eriyip tükenirken, dünyanın yüzüne bakacak bir yüzümüz bile olmayacak... Şimdi, "yakılmış bütün yeminler"in üzerine dilekler tutup, anılarımızı daha güzel acıtan bütün yaralı kuşlarla birlikte veda etmenin tam zamanıdır. Hep yanarak geçsek de dünyanın "aşk haritaları" üzerinden, "yeryüzü halleri"nde hepimize yetecek kadar aşk ve düş vardır, yeter ki bozuk çıkmasın güvercinlerimiz... Bilmem hiç başınıza geldi mi, günün birinde bir şiirin en kırgın dizesi en zayıf yerinizden vuruverir. Sanki ansızın yolunuzu kesmiş, uçurumun kenarında bir "ermiş" gibi karşınıza dikilmiştir. "Ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm/ gözyaşına inandım, öyle uzun ki dünya;/ katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya./ mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya/" Birden kurşun gibi ağırlaşır, dibine kadar battığınız dünyaya bakakalırsınız... Bilmem hiç başınıza geldi mi, günün birinde aşka düşer yolunuz, eliniz ayağınız tutulur, söz biter, soluğunuz kesilir. Birden kendinizi ıssızlığın ortasında asılı bulursunuz. Tıpkı Birhan Keskin'in dizelerinde olduğu gibi: "Yaktığım kadar yandım, yaşım başıma vursun/ geçtim aşk dediğimden, - gülme bana/ gülümsün, gülüm kal, ömrüm/ kendime yeni bir merhamet seçtim/" diyerek aşk çölünün ortasında tek başınıza kalakalırsınız... Bilmem hiç başınıza geldi mi, günün birinde içinizde yanan kocaman bir ateşin ortasında bulursunuz kendinizi. Kollarınızı, başınızı korumaya çalışırsınız. Birden önemsizleşir dünya, siz de gereksizsinizdir, tüm yenilenler gibi... Güç bela edindiğiniz bir çift aşk sözcüğü de, bir duvardan ötekine çarpa çarpa kırılıvermiştir... Ama bu dünyada olmanın kaderine de karşı çıkamazsınız hiçbir zaman... Kim bilebilir ki... Hem belki de bu dünyada olmanın sabrında ne haller gizlidir. Alın size, Birhan Keskin'in "yeryüzü halleri"nden dünyaya dağılan sabır dizeleri: "dünyada iki kapılı bir han gibi durmanın,/ buraya böyle gelmiş olanın,/ geçene yol açmanın, ki içinden rüzgar geçirmenin/ ne büyük güç istediğini anladım. Durmanın ne büyük sabır.../" Bilmem hiç başınıza geldi mi, günün birinde yorgun bir bakışla tararsınız dünyayı, kısacık ömrünüze bunca acıyı nasıl sığdıracağınızı bilemezsiniz. Ve sanki bütün cümleler yalana dönüşür... "Evrensel haksızlıkla" giriştiğiniz suç ortaklığında tek başınıza kalırsınız. İnsanoğlunun en yalnız çağında, "bilmem ne hallerdeyim" diye çığlık çığlığa içiniz yanar...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |