T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İstanbul ve Ayasofya "Camii"...

Tam da Avrupa Parlamentosu'nda, İstanbul'un adının "Konstantinopolis" ve Ayasofya'nın da "kilise"ye dönüşmesi tartışmaları sürerken, bir fırtınadır koptu ki, "Batı Roma" bile buna inanmak istemedi:

Geçen aylarda, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde, üç üst düzey bürokrat açığa alınmıştı. Bir genel sekreter yardımcısı, bir daire başkanı ve bir müdür arkadaş! Hepsini yıllardır tanıyorduk!..

Bu sefer, başta Genel Sekreter Prof. Dr. Adem Baştürk olmak üzere, genel sekreter yardımcısı, daire başkanı ve müdür olmak üzere, hukuk müşavirleri de dahil, 16 kişiyi açığa almanın haberi ile İstanbul'dan çıkan fırtına, bütün Türkiye'yi sarmış oldu!..

İstanbul halkı, bütün Bizantinist hortlamalara rağmen Mart 94'den itibaren bu son seçime kadar, iki defa tercihini, halef-selef olan Recep Tayyib Erdoğan ile A. Müfid Gürtuna için yapmış ve bir ABD kaynaklı tv'nin "dünya başkentleri" üzerindeki programında ifade ettiği üzere, "Recep Tayyib Erdoğan, İstanbul'u 2025 yılı seviyesine, 4.5 yılda getirmiş" olmanın onurunu kazanmış kadroların, bir çırpıda, bertaraf edilmesine, gönlümüz razı olamaz!

Çünkü, bu haliyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi, hiçbir şekilde çalışıp, 36 bin personeli ile, 12 milyonluk İstanbul halkına, hizmet götüremez.

Götüremez zira, bu son ameliye ile, tamamen bir bürokrat kadro "itham ve şaibe altında" bırakılmış olmakta ve halkın seçtiği Başkan Gürtuna da bütün icra organlarından soyutlanmış kaderi ile başbaşa bırakılmış olmaktadır!..

Biz de birçok toplantı, açılış ve merasimde bulunup, valinin, mebusların ve siyasî partilerin birbiri ile, sarmaş dolaş, halkın önünde, İstanbul'a hizmette "yarış pistleri" senaryolarını gözlemlemiştik!

Şimdi ne oldu da, birden bire, köprüler atıldı, kişilik ve onur sahibi ilim adamları ile, dürüst bürokratlar açığa alınır da, hiçbir yerden bir ses çıkmaz, anlamak mümkün değildir!

Zira şimdiye kadar, bütün vaveylalar, "R. Tayyib Erdoğan'ın adamları" diye diye, ne kadar, bürokrat ve işadamı varsa, hepsinin üstüne gidip, toplum katmanında leke ve şaibe altında kalmaları çalışmaları sürüp gitmişti!

Görüldü ki, mesele, İBŞB'den ihale alıp, ancak yüzde 5'i geçmeyen bir kapasite ile, yola çıkanların karşısında, yüzde 97'lik ihale alanların hiçbir yönden sesleri çıkmıyor. Acaba neden?

"Albayrak Kardeşler"in aldıkları ihaleler ne ki? Nerede o belediye kapısında, siyah gözlüklü "badigartları" ile gelip, ihale kovalayan "Cheroke marka"lı jiplerle ihale kovalayanlar? Nerede, encümenin kapılarında veya bürokratlardan randevu almak için, Ankara'nın yolunu aşındıranlar, veya temel atma törenlerinde, ihale tabelaları asanların, kürsülerde başkan veya genel sekreter ile daire başkanlarının ellerini öpenler?

Şimdi gelsinler, bu bürokratlara sahip çıksınlar!

Şimdi çıksınlar, zira, bu kişilerin çoluk-çocuğu helal kazanç ve meşru çalışma ile, sıcak yuvalarından uzakta yaz-kış demeden sorumlu makamları işgal ile, İstanbul halkına ve milyonların çocuklarına mutlu bir gelecek için çaba sarf etmişlerdir!..

Memuriyet kolay değil!.. Tıpkı tek parti dönemi gibi, amir, her astından, önü ilikli, askeri eğitimde aldığı tavır ile, kapıyı vurup içeri girecek ve susta durup, siciline bir "kırmızı çizik" işlenmesinden kaçınıp, gereken saygıyı "totaliter bir yapıda" sürdürmek konumundadır!..

Şu anda, İstanbul halkının seçtiği ve Tayyib Erdoğan'la elele tutuşan resimlerini, bilbordlarda gören insanlar, gençlerin oyları ile başkan olan Sayın Gürtuna'ya, içişleri bakanı sahip çıkmaz, maliye bakanı iltifat etmez, vali de bundan sonra "canım kardeşim" diye, yüz göstermez; zira, halkın seçip, kendisine hizmet etsin diye başına getirdiği başkanları, atanmış "mülkî amirler" baskı altına almakta, "tezkiye amiri" olarak, "mülâhazat haneleri"ni doldurmakta, binbir hesap-kitap işlemi ile başbaşadırlar.

O zaman ortada kalan ne?

Kala kala, siyasî partilerin, İstanbul mebusları kalıyor veya İBŞB Meclisi üyeleri!..

Mebusların kaçı, parti çıkarlarından sıyrılıp, destek verir, bilinmez amma, en azından "iş alan mebus yakını" devreye girip, bu bürokratların masumiyeti, kamu vicdanında "beraat"larına medar olacak çalışmaları göstermeleri gerekir!..

Burada CHP, DSP ve ANAP'tan bir şey beklenmese de, 18 Nisan seçimlerinde "Fazilet Partisi" adı altında seçimi kazananların bugün, Bağımsız, SP ve AK Parti'li olmaları, seçmen için bir "mazeret" olamaz!

Seçime kadar birlik ve dirlik içinde giderler; ve beraber seçim meydanlarında birbirinin elini-kolunu havaya kaldıranlar, birlikte, şu 19 bürokratı, şu Ali Müfit Gürtuna'yı yalnız bırakmayıp, desteklemeleri bir siyasî onur ve politik kimlik olarak tarihe geçecektir!

Yoksa, bugün açığa alınan 19 bürokrattan sonra, bunun arkası gelecek ve Hz. İsa'nın havarilerinin "bir yanağına bir tokat vurulursa, ötekini de çevir, vursunlar" diye zikr edilen "miskinlik" kuralı, burada da işleyecek ve İstanbul halkının yetkiyi vermediği bir siyasî hareket, iktidar olmanın "nimeti"ni, zehir-zemberek bir icraat ile, Bizans'ı hortlatan bir görüntü vermenin telaşında, gözüküyor!

Öyle ise, siyasette kader birliği yapanlar, birbirine destek olmalılar ki, yarın halkın önüne çıkacak yüzleri olsun! Tekrar seçilmeye hakları bulunsun! Bunda en büyük sorumluluk, Gürtuna'yı aday yapan SP ve AK-P'ye düşer.


31 Mart 2002
Pazar
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED