T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
Güneydoğu

İlk durağımız Diyarbakır
Geniş ve verimli Mezopotamya Ovası'nın bulunduğu, tüm din mensuplarının birlikte yaşadığı Güneydoğu, şimdi büyük bir değişim yaşıyor. Daha düne kadar adı terörle anılan bölge, bugün hem tarihi ve doğal güzellikleriyle hem de ticari potansiyeliyle yerli ve yabancıların ilgi odağı. Terörün azalmasından sonra bölgede ekonomik bir hareketlilik gözleniyor. Bölgede sanayi bölgelerinin de kurulmasıyla birlikte dışarıya ihracat yapılıyor. İhracatların büyük çoğunluğu, Gaziantep Havaalanı'ndan gerçekleşiyor. GAP Projesi kapsamında, bir bir devreye giren barajlar da bölgeye can vermiş. Bölgenin iklimini ılımanlaştıran, topraklarını verimli hale getiren barajlar, yapılan ilave boru hatlarıyla, bölgede sulanan arazi miktarının her geçen gün artmasını vesile oluyor. Özellikle Gaziantep ve Urfa, Güneydoğu'nun en gelişmiş şehirleri olarak dikkat çekiyor. Yaşanan ekonomik kriz, tüm yurdu olduğu gibi gelişmekte olan Güneydoğu'yu da olumsuz etkilemiş. Yine de Güneydoğu insanı umutlu. Krizin bitmesini ve Güneydoğu'daki dirilişin devamını diliyorlar. Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara ile birlikte çıktığımız Güneydoğu gezisinden edindiğimiz izlenimleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Güneydoğu gezimizin ilk durağı Diyarbakır. Diyarbakır Havalalanı'na indiğimizde, askeri güvenlik tedbirleri dikkat çekiyor. Havaalanı içinde jandarma ve özel tim jipleri ve iç hatlar çıkışında da askerler bekliyor. Şaşkınlığımı belirtince yanımdakiler, "Şu an yine iyi. Önceden çok daha sıkı güvenlik vardı" diyorlar. Onlar buna şükrediyorlar. Havaalanından otobüsle, şehir merkezine doğru ilerlerken, yollarda oynayan çocuklar ve boş boş oturan insanlar gözümüze ilişiyor. İşsizlik olgusunun en belirgin göstergelerinden biri bu. Terörle birlikte köy ve mezralardan şehir merkezine akın eden insanlar, şimdi işsizliğin sıkıntısını yaşıyorlar.

Diyarbakır Kalesi

Karacadağ'dan Dicle'ye uzanan geniş bazalt platosunun Doğu kenarında geniş bir düzlük üzerinde yer alan Diyarbakır Kalesi, Dışkale ve İçkale olmak üzere iki ana bölümden oluşuyor. 5 km. uzunluğunda olan Diyarbakır surlarının yüksekliği 10-12 metre. Surların kalınlıkları ise 3-5 metre arasında değişiyor. Kare, çokgen ve yuvarlak planlı toplam 82 burca sahip olup bunlardan en önemlileri; Keçi Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Ben-u Sen Burcu, Nur Burcu.

Hevsel Bağları ve Gazi Köşkü

Diyarbakır'daki nadir yeşil alanlardan biri Hevsel Bağları. Gazi Köşkü'ne çıkıp da, şehri seyrederken gözümüze çarpan tek yeşillik burası oluyor. Gazi Köşkü ise, son zamanlarda yapılan çalışmalarla cennetten bir köşeye dönüştürülmüş. Daha önce bakımsız ve akşamcıların uğrak yeri olan, insanların girmeye çekindiği bir yer olan bu bölge, şimdi, Diyarbakırlıların piknik yapmak ya da misafirlerini ağırlamak için kullandığı güzel bir mekan halini almış. Gazi Köşkü arazisine Vali A. Cemil Serhadlı'nın çalışmalarıyla sosyal tesisler yapılmış. İlave olarak, köşkün biraz altındaki bölgeye, bir restoran inşa edilmiş. Valilik özel misafirlerini 2 ay önce açılan bu restoranda ağırlıyor. Gazi Köşkü'nün bahçesinde bir yandan çayınızı yudumlayıp, bir yandan da bölgeye hayat veren nehirlerden biri olan Dicle'nin göğsünü gere gere akışını seyredebilirsiniz.

Diyarbakır'ın ünlü şahsiyetleri

Gazi Köşkü'nde valilik 2 dil bilen turizm polisleri görevlendirmiş. Köşkün bahçesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün heykeli ile Diyarbakır'lı ünlü şahsiyetler, Celal Güzelses (1895-1959), Ziya Gökalp (1876-1924), Süleyman Nazif (1869-1927), Ali Emiri (1857-1924) ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın (1910-1956) büstleri yer alıyor.

Gazeteler geç geliyor

Gazetelerin bayilere geç ulaşıyor oluşu önemli bir sorun Diyarbakır'da. Bizim gittiğimiz günün sabahında, gazete almak için dışarı çıktığımızda bu isteğimizi gerçekleştirmek mümkün olamadı. Saat 09.00 - 10.00 civarında geliyormuş gazeteler. Bayideki yektili, o günün öncesinde maç olduğu için gazetenin geç geleceğini söyledi. Radyo ve televizyon gibi alternatif haberalma araçları olmasa, Güneydoğu'da gündemi izlemek imkansız olacak gibi görünüyor.

Adı petrolle anılan Batman

Gezimizin ikinci ayağa olan Batman'a, Diyarbakır'dan yağmurlu bir havanın eşliğinde yola çıkıyoruz. Yol boyunca yemyeşil, ekili tarlalar gözümüze çarpıyor. Bölgede terör azalmasına azalmış ama yol arama yol üzerinde hala kontrol noktaları var ve bu noktalarda güvenlik araması yapılıyor. Ancak eskort eşliğinde yolalan otobüsümüz bu noktalarda hiç durdurulmuyor.

Ağaç görmenin neredeyse imkansız olduğu bu bölgede, yol boyunca iki koldan uzanan geniş araziler ve tarlalar dikkat çekiyor. Büyük koyun ve keçi sürüleri sabahın bu erken saatlerinde yola düşmüş bile.

Geniş tarlalar ve tarım arazilerinin yanısıra bölgede son yıllarda seracılık da, yavaş da olsa bir gelişim içinde. Sulanan tarım alanı miktarının artmasıyla orantılı olarak, tarım yükselen bir değer bu bölgede. Suyun hayat verdiği toprakların güzelliği görülmeye değer. Buradaki tarlaların bir kısmında traktörler çalışıyor. Bir bölümünde ise ellerinde çapalarla çalışan çiftçileri görüyoruz. Yolculuk süresince Dicle Nehri ve kolları bizi bırakmıyor. Batman Çayı'nın üzerindeki köprüyü geçerek şehre giriyoruz. Batman'a geniş bir bulvardan giriş yapıyoruz. Karşılaştığımız görüntü, düzenli bir kentleşmenin işareti, seviniyoruz.

Batman'da kültürel hayat

Batman'da kültürel hayatta bir canlanma yaşanıyor. Batman Kültür Merkezi'nde bizim gittiğimiz günlerde, Nazım Hikmet'in Salkım Söğüt adlı oyunu ile Deli Yürek, Kara Şahin Düştü, Harry Potter, Spy Game ve Yeşil Işık filmlerinin afişleri asılıydı. Şimdilik, günde bir seans film gösterimi var.

Petrol "Ben buradayım" diyor

Batman'dan Hasankeyf'e doğru yol alırken, yolun iki yanında da çalışan petrol kuyuları görüyoruz. Şehir merkezindeki rafinerinin önünde de tankerler uzun kuyruklar oluşturmuş oluşu, Batman'daki petrol gerçeğini gözler önüne seriyor. Yol kenarındaki tarlalarda su birikintileri gibi toprağın yüzeyine sızmış petrol görünüyor. Batman'da petrol ben buradayım diyor adeta.

Hasankeyf'te geri sayım

Ilısu Barajı'nın su tutmaya başlamasıyla birlikte yarısı sular altında kalacak olan Hasankeyf'teyiz. Sular altına gömülmeden tarihe tanık olabilmek için bol bol fotoğraf çekiyoruz. İyi görüntüler tespit edebilmek için, yorucu da olsa kale üstüne kadar tırmanıyoruz. Burası yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı. Hasankeyf'e girişte çocuklar sarıyor etrafımızı.

Minik rehberler

Buradaki çocuklar, okuldan boş kalan vakitlerde turistlere rehberlik ederek harçlıklarını çıkarmaya çalışıyorlar. Bölge hakkında bilgi sahibi oldukları anlaşılan minik rehberlerimiz, her yapıyı tek tek tarihi ve kültürel özellikleriyle bize anlatıyor. Küçük rehberlerden liseye gidenlerin ise, söktükleri İngilizce ile yabancı turistlere hizmet verdiğini öğreniyoruz.

"Mağaraları özledik!"

Hasankeyf'te binlerce mağara ev var. Bu mağara evlerde yaşayanlardan büyük çoğunluğu, devletçe yaptırılan konutlara taşınmış. Geriye 5-10 aile kalmış. Yüksek yamaçlardaki mağaralarda, kadınlar, çocuklar ve besledikleri hayvanlar yaşıyor. Kayalık ve yüksek yamaçlarda, keçi ve tavukların dolaştığı ilginç bir görüntü.

Bir vatandaşa, "Mağaralar mı iyiydi, devletin size tahsis ettiği konutlar mı?" diye soruyoruz. "Mağaralar daha iyiydi?" diyor. "Neden?" diye sorduğumuzda ise, anlatmaya başlıyor: "Mağaralar yazın serin, kışın sıcak olur. Buzdolabına bile ihtiyacımız duymayız; burada yemeklerimiz bozulmaz. Konutlarda ise kışın ısıtma için soba, yazın klima kullanmak gerekiyor".

HAFTAYA: Taşın ve inancın şehri: Mardin


SAYI 10
 
MELİH BAYRAM DEDE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED