|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İletişim alanında yaşanan başdöndürücü gelişmeler, hangimizi bu konuda ukalalık yapmaktan alıkoyuyor ki? McLuhan dünyanın global bir köye dönüşeceğini söylemiş... Orwell "1984" adlı romanında, "tarassut"un (gözetlenmenin) insan hayatını nasıl cehenneme çevireceğini öngörmüş.
Teknik, medeniyet, iletişim araçları, bindiğimiz otomobiller, kullandığımız cep telefonları, hayatımızı kolaylaştırdığını sandığımız her aparat bizi fıtratımızdan biraz daha uzaklaştırıyor ve yavaş yavaş ölüyoruz. Önce teslim oluyoruz, sonra ölüyoruz. "Ne gülünç, şu uygar insan" der Cemil Meriç. Uygar insan şaşkın, saralı, idrak yoksunu solucanlar gibi dolaşır durur kaldırımlarda, bulvarlarda, sokaklarda... Hayatın şiirini kaybettiği için yalnızdır. Acı çeker. Bedbahttır. Ama bedbahtlığı, bedbaht olamayışındandır. Bir yarışma başladı televizyonlarda; çağın hastalıklarıyla malul ve modern insanın yaşadığı dehşeti resmeden, görüntüleyen, dahası evlerimize taşıyan bir yarışma. Biri Bizi Gözetliyor. Orwell'in öngörüsüyle bu yarışma arasında irtibat tesis eden yazarlar, "gözetleme"nin bir hak sayılıp sayılmayacağını tartıştılar. İletişimbilimciler, haklı çıkmış olmanın gururuyla, "çağımız işte böyle bir şey" dediler. Muhafazakarlar, her zaman olduğu gibi bu olaya karşı çıktılar. Binlerce fikir uçuştu. Binlerce beğeni, binlerce itiraz, binlerce karşı koyuş... Çağımız, evet, böyle bir şeydi. Mahremiyetin de tüketime sunulabildiği, dahası gözetlemenin bir hak, sıradan bir eylem sayıldığı bir çağ... Avrupa ülkelerinde büyük tartışmalarla başlayan yarışma, kısa sürede ülkemizde de benimsendi ve sevildi. Mahremiyete taalluk eden meseleler bir yana, ilginç fotoğraflar sunması açısından da ilginç ve izlemeye değer bir yarışmaydı bu. İletişimbilimcileri ve bu konuda söz söylemeye mezun uzmanları kendi ukalalıklarıyla başbaşa bırakıp, üçüncüsünü idrak etmekte olduğumuz BBG evinden yansıyanlara göz atalım kısaca: Hırçın ve megalomanisi yüksek, kişisel haklarını savunma konusunda gösterdiği üstün beceriyle sürekli karşısında düşman çoğaltan bir genç kız. O genç kıza bağırmak suretiyle puan toplamaya çalışan ve bunu başaran, oynadığı her halinden belli bir delikanlı. Bir emekli asker. Tiyatroya meraklı silik bir sarışın. Dürüst mahalleli delikanlı. Dedikoducu kızlar konsorsiyumu. Kötü niyetli şişman. Şiire meraklı, romantik, steril koşullarda yetişmiş bir öğretmen. Aslında şarkıcı olmak için bu yarışmaya katıldığını söyleyen ama çokca hulyalı bir amatör müzisyen. Biri daha. Bir başkası daha. Küçük ölçekli bir Türkiye... Yarışmada Gaye, Kaan ve Alper adları ön plana çıkıyor. Gaye öfkeli bir kız. Hayatını spiker olmaya adamış, birkaç televizyon kuruluşunda çalışmış, ancak başaramamış, baba parasıyla idame-i hayat eden hemcinslerinden farklı olarak "emek"le, hakederek, tırnaklarıyla söke söke bir yerlere gelmeye çalışan biri. Ama, kötücül ülkenin kötücül insanları, bunun haklı bir öfke olabileceğini teslim etmeye yanaşmıyor. Çünkü, Gaye'nin karşısında, gücü ve iktidarı temsil eden, "dedikoducu kızlar konsorsiyumu"nun da desteğini almış kötücül bir Kaan vardır ve sürekli bu haklı öfkenin altını boşaltan işler yapmaktadır. Alper ise, ancak Gaye'nin boşalttığı alanda, daha steril bir görüntü çizerek varolabilmektedir. Ama o, kötülüğü "sükut"la yenmeye çalışıyor. Sükutun caydırıcı bir silah olduğunu biliyor. Bunu daha ne kadar sürdüreceği konusunda fikri yok. BBG evinin bize gösterdiği binlerce görüntü arasından, en sahici olanı Gaye'nin pozisyonu: Gaye dürüst kız. Müdanaasız. Harbi. Herkes gibi olmadığı, bunu başaramadığı, "herkes gibi olma" fırsatını elinin tersiyle ittiği için sürekli horlanıyor. Tepkilerin odağına yerleştirilip, rating malzemesi yapılsa da, ayakta kalma konusundaki inadıyla dikkat çekiyor ve BBG evindeki tek doğru dürüst fotoğrafı sunuyor. Buradan çıkan sosyoloji şu: Bu ülkede dürüstlük, harbilik, emekle varolmak "tecziye" nedenidir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |