|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ahlâk ve sorumluluktan nasip almayan TV yayıncılığının tehlikeli ve zehirli sonuçlarını yaşıyoruz son zamanlarda. İşin garibi, toplumun ve bu yayınlardan şikayetçi olan uzmanların uyarı ve tepkileri de işe yaramıyor. Hangi program olursa olsun fark etmiyor, hep onları görüyoruz ekranlarda. Kaçmamızın, kaçabilmemizin imkanı yok. Burnumuzun dibine, gözümüzün içine sokulurlar çünkü... Magazin programlarını izlemiyor olsak da, bir şekilde haber bültenlerinde veya tartışma programlarında karşılaşırız onlarla... Sanki görmeyi istemediğimiz ama katlanmak zorunda olduğumuz belalılarımız gibiler... Kendilerinden söz ettirmek, zihinlerimize kazınabilmek için ellerinden geleni yaparlar. Bazen bir panelde tartışma çıkarabilir, bazen bir barda dayak yer, bazen de kameraların karşısına çırılçıplak çıkarlar veya bir film setinde taciz veya motive dedikodularıyla gündeme gelirler... Ya da bir TV programında en galiz küfürlerle birbirlerini tokatlarlar... Ve, fizik ölçülerinden başka ölçüsü olmayan, bir haftaya üç flört sıkıştırmaktan öte beceri geliştiremeyen, popülerliklerini kafalarının içindeki beyne ve yaptıkları işe değil, göğüslerine, bacaklarına ve çarpık ilişkilerine borçlu olan bir sürü lüzumsuz şöhret, çaplarına bakılmaksızın depolanır hafızalarımıza... Danışıklı dövüş bitmez... Sanatçı, şu veya bu sıfatla ortaya çıkan, anormallik üretme kapasiteleri sınırsız olan bu insanlar kameraların önündedirler her zaman. Çünkü onları besleyip semirten kameralardır. Yeterince malzeme üretip kameraları besleyen de onlar. Birbirini besleyen ve danışıklı dövüş içinde olan ikili... Popülerliklerini borçlu oldukları bütün mahremiyetlerini açarak çıkarlar kameraların karşısına, sonra da magazin basınından son nefeslerine kadar şikayetçi olurlar. Magazin basını da kamuyu bilgilendirme görevini (!) sonuna kadar yerine getirir her zaman. Kim kiminle, ne zaman hangi barda beraber olmuş... Falanca manken filanca ünlüden neden ayrılmış... Şu oyuncu, bu oyuncu için şöyle böyle demiş... Çarpık ilişkiler ve müptezelliklerin sonu gelmez... Türk toplumu bu kadar açık ve fütursuz değil. Bunlar toplumumuzun ahlaki değerleriyle örtüşmüyor. Bana ne onun bunun, üç beş tane kerameti kendinden menkul televizyon yıldızının hiç bir enteresanlığı olmayan dünyalarından ve çirkefliklerinden?" diyemezsiniz çünkü hemen yapıştırırlar: "O zaman izlemezsin, olur biter. Kumanda elinde" diye. Çocuklar zehirlenirmiş, kimin umurunda? Siz istediğiniz kadar, "Çocuklar, gençler ne olacak? Biz izlememe hakkımızı kullanırız ancak çocuklarımıza kumanda edebilmek güç. Televizyon, iyi kurgulanmış, dayatmacı, güçlü kodlara sahip bir araç ve her zaman ilginç, heyecan verici, bağlayıcı, baştan çıkarıcı... Bu nedenle, devamlı olarak bu aşırılıklarla karşı karşıya kalan çocuklar bunlara kolaylıkla uyum sağlarlar" diye bir dizi açıklama getirseniz, ya da: "Biz bunların yapay dünyadan ibaret olduğunu biliyoruz ama bunu çocuklara nasıl izah edebiliriz? Ortaya çıkanların sanatçı diye lanse edilmesini veya sanatçı diye ortaya çıkanların 'kuş'lu, 'top'lu sulu esprilerini, 'gay'in, 'ex sevgili'nin ne demek olduğunu onları gören ve onların peşinden gitmeye hazırlanan genç beyinlere izah etmek zorunda mıyız?.." diye bir dizi soru sorsanız da cevabını alamazsınız. Cevabı alabilmek bir yana sizden intikam alırcasına karşınıza bir BBG çıkarırlar. "Bakın sadece sanatçıların dünyası değil bu. Sıradan insanlara imkan verildiğinde onlar ne hale geliyor görün" dercesine... Artık size, "İnsaf ve de edep ya hu" demekten başka bir şey kalmaz. Merhum Cenab Şehabeddin'in de dediği gibi, 'kötülükler kapısını aralık bırakmaya gelmiyor. Çünkü ardına kadar açılıyor. TV yöneticileri ve TV programlarını yapanların, duyarlı olmadıkları ve kendilerini bazı kurallarla sınırlamadıkları sürece de kapının aralık kalan açıklığı büyüyeceğe benziyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |