T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ

Ne var?...
Biz de yalan söyledik

1981 yılının Mayıs ayında ekrana çıkıp halkın gözünün içine baka baka yalan söyledim.

Önce Halit Kıvanç, ardından ben, gerçeği Türk televizyon seyircisinden sakladık ve yalan söyledik.

Önce söylenen "yanlış"ları anlatmak gerekir, niye "yalan" söylediğimizi anlatabilmek için...

"Maçın başından bu yana çok iyi mücadele eden ve müthiş bir performans sergileyen Beşiktaş'ın sağ kanat savunucusu Recep, bu gücünü herkes gibi Tikveşli yoğurtlarına borçludur. Teşekkürler Tikveşli..."

Böyle bir maç anlatımı olabilir mi?..

Ya da...

"Öne geçtikten sonra tempoyu düşüren Galatasaray, İstikbal yataklarına şöyle bir uzanmanın keyfiyle..."

Hatta...

"Kaleci elindeki topu... İhlas finans garantisiyle... ileri attı ve kaygan zeminde... frende emniyet, virajda emniyet... diyerek topu bir anda önünde bulan Hakan sağ ayağındaki... kireçlenmeyi önlemek için kalgon kullandı..."

Belki bu kadarı değil ama buna yakın şeyler oldu. Sonradan yasaklanan maç yayınının içine reklam alma olayını kastediyorum.

1993 yılında kapalı tribünün damına tıkılıp, bir yudum su bile bulamadan anlattığım Manchester United-Galatasaray maçı ile kontrolden çıktı maç yayını arasına alınan reklamlar.

400 bin Amerikan Doları ödeyerek TGRT ekranlarına taşınan bu maç, söz konusu kanalın dönüm noktası oldu. Hangi vericide ne kadar seyredildiği o gece anlaşıldı.

Ya da ne kadar seyredilmediğini anladılar...

Hırsa kapılınca, minnet borcu ile gelen öneriler de geri çevirilemeyince, 90 dakikalık maçın içine tam 163 parça reklam kabul edildi. Ben gurbette aşırı konsantrasyon nedeniyle damdan aşağı uçmak üzere iken belimden tutan kadim dostum Bilgin Çaklı'nın ellerinden kurtulmaya çalışıyordum. O arada ben anlatıyordum, TGRT de ana kumandadan habire reklam sokuyordu.

Çerçeve reklamlar gole geliyor, gol sevincini buzdolabı reklamı bölüyor, ortalık savaş alanına dönüyordu. Gol sevincimiz her seferinde "indirimli satışların başladığı" haberiyle destekleniyordu.

Erdal Keser oyuna girip atağa çıktığında onu sucuk reklamı için sahaya girmiş bir öküz kovalıyordu.

Bir keresinde de Eric Cantona yerde yatarken otel reklamının yatak odası görüntülerine denk gelmişti.

Ölümüne bir maçın içinden 163 parça reklamla çıkabilmek her babayiğidin harcı değildir sanırım...

Aynı şeyi daha önce de yaşamıştım...

ATV'nin ilk test yayınından canlı yayına geçmesi için 1993 yılının TSYD kupası seçilmişti.

Çarşamba gecesi İnönü Stadı'nda Beşiktaş ile Galatasaray arasındaki maçı anlatmak için son hazırlıkları yaparken o dönemde ATV'nin genel müdürü olan Cem Şaşmaz kötü haberi birdenbire verdi:

"Sevgili Ümit... Akşam iki yorumcun oldu. İkisi de nurtopu gibi. Bu gece maçı Can Bartu ve Mustafa Denizli'nin arasında anlatıyorsun..."

Ben olayı sindirmeye çalışırken ekledi:

"Reklam da biraz bolca... 75 parça reklam var. 14 de çerçeve reklam geldi. Neyse artık dondurduk, başka reklam almıyoruz..."

Yok bi de alsaydınız!..

Maç başladığında solumda Can Bartu, sağımda Mustafa Denizli, ortada ben, karşımda Sergen şeklinde buldum kendimi.

Sergen yeni parlıyor ve döktürüyor.

Beşiktaş ise Galatasaray'ı kötü yakalamış evirip çeviriyor...

Sergen Yalçın ise pazar sabahı evinin salonunda pijamayla dolaşıyor gibi rahatça girip çıkıyor rakip takım defansının kalbine. Bir gol attırıp bir de gol atan Sergen'in sol ayağını öveceğim ya, şöyle demişim:

"Bu genç delikanlının sol ayağı müthiş sevgili seyirciler. Hani sağ ayağını sadece yürümek için kullanıyor diyebilirim ama sol ayağıyla istese sahanda yumurta bile kırabilir!.."

Bazen dilime gelir böyle şeyler...

Sonra devam etmek gafletinde bulundum:

"Bu kadar büyük bir sol ayak izlediğimize göre ve Türkiye'nin en iyi iki sol ayağı da yanımda bulunduğuna göre Can Bartu ve Mustafa Denizli'ye sormak isterim. Sergen'in sol ayağını sizinkilerle kıyaslarsak..."

Hay demez olaydım.

İkisi de dudaklarını büküp bana garipseyerek bakmaya başlamaz mı?..

İkisi de küstü küsecek.

Üstün körü bir şeyler söylediler ve devre arası oldu.

Can Bartu, Mustafa'nın çay söylemek için dışarı çıkmasını fırsat bilip bana döndü:

"Ümit, bu sol ayak ile şu sahadaki sol ayak bir olur mu hiç. Biraz daha insaflı ol yahu."

Bunu söylerken sol ayağını baldır bölümünden iki eliyle kavramış, anlatım kulübesinden bize dönmüş seyirciye doğru sallıyordu.

Maç bitti.

Çıkarken Mustafa Denizli beni biraz geri çekti:

"Yaa Ümit. Sende de hiç insaf yok. Bu sol ayak gibisi geldi mi yani..."

O da bunu söylerken sol ayağını baldırdan kavramış şeref tribününe doğru sallıyordu.

Maçı Beşiktaş 3-1 kazanmış, biz "Three amigos" ayağımızı kavrayıp yukarı aşağı sallamıştık seyirciye doğru...

Dünyanın reklamını iki büyük yorumcu ve tam 4 gollü Türkiye Spor Yazarları Derneği Kupası maçı oynayan iki büyük takımla birlikte tamamladım.

O gün Sergen, Galatasaray defansının arasına girdiğinde üç futbolcu çalımlamış, arkadan da çerçeve reklamda ekranda yuvarlanan "Pirelli" lastiğinin yanından da bir vücut çalımıyla sıyrılmıştı.

Golü attığında ise Sergen'in üstüne koşan takım arkadaşlarının arasında bir de "Milka ineği" vardı.

Nitekim benden hemen sonra aynı kanalda, bugünlerin televole tanıtım sesi olarak kullanılan Show TV elemanı Orhan Şengürbüz aynı reklam donanımıyla bir maça daha girmiş ve bu yayın genç arkadaşımızın sonu olmuştu.

Çünkü, anormal yüklü reklamlardan bunalmış ve maçı anlatırken "Bu kadar reklamın arasında maç anlatmak pek mümkün olamıyor sayın seyirciler," demek gafletinde bulunmuştu. Doğal olarak kanalın sahibi Dinç Bilgin'in emriyle canlı yayın sırasında işsiz kalan ilk spiker olma ünvanını ele geçirdi. Maç bittiğinde gidecek bir kanalı yoktu artık!..

Çaresizlikten, bir sonraki Sarıyer maçını ise Kenan Onuk anlatmak zorunda kalmıştı.

Devamı Haftaya


SAYI 10
 
ÜMİT AKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED