T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Hakem (Hakim)

3 Haziran günü Japonlar, Koreliler, Türkler ve futbola meraklı dünyanın dört bucağından, "Ulsam" kentindeki stada koşacak olanlar "Burajiru-Toruko" maçını izleyecekler. "Burajiru-Toruko" (Brezilya-Türkiye) demenin Japoncası. Aslında Koreliler ve Japonlarla birlikte biz, Ural-Altay Dil Ailesi'ndeniz. Bu iki çalışkan ulusun kendilerine özgü alfabeleri olmasına rağmen, Latince de okuyup yazabiliyorlar.

Uzak Doğu Asya ülkelerine gidenlerin en korktukları şey "İmu" (Köpek) etine oralarda gösterilen ilgidir. 1988 Seul Olimpiyadları sırasında kapı önlerinde sarmısak ve soğana boğulmuş kaynar kazanlarda "İmu" pişirildiğini çok gördüm. Kesilmesine karar verilen köpek, 6 ay önce tahtadan yapılma bir kafese konup sürekli besleniyor. Katliam ne zaman yapılacaksa, tahta kafes yüksekçe bir yere yerleştiriliyor, köpeğin arka ayakları bağlandıktan sonra bu ip ağaca rapdediliyor. Kafes açıldığında köpek, havada sallanır durumda oluyor, beyzbol sopasına benzeyen bir şişman oklava, köpeğin kafasına indiriliyor. Kansız ve havada ölüm.

Onlar bu yemeği pek seviyorlar ama caddelerdeki işporta tezgahlarında kurutulmuş milyonlarca balık, istakoz, her türlü deniz ürünü de var. Lokantalarda "Hitsuji" (koyun) ve "Toriniku" (Tavuk eti) de bulmak mümkün. Milli Takımımız 1950 yılında Uruguay'da düzenlenen Dünya Kupası'na katılmağa hak kazanmıştı ama Demokrat Parti-CHP çekişmesi doruğa çıkmış, Türkiye'de bundan başka şeye önem verilmediğinden Montevideo'ya gidilememişti. 1954 yılında arzulanan sonuç elde edilemedi, derken efendim, aradan 48 yıl geçtikten sonra kendimizi Uzak Doğu Asya'da bulduk. Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy'la, Teknik Direktör Şenol Güneş'e kimsenin bir şeyler söylemeğe, onları üzmeğe hakları yok.

Benim anlamadığım nokta UEFA Asbaşkanı Şenez Erzik'e rağmen, tek hakemimize dahi Kupa'da görev verilmemiş olması. Bunu, dünyanın gelmiş-geçmiş en iyi futbol hakemlerinden biri sayılan Sandor Puhl'a (Macar) sordum. Bana verdiği cevabı sunmak isterim: "-Yıllar boyunca pek çok şeyi aynı anda yapmağa çalıştım, tv seyrederken, radyo dinlemek, bulmaca çözmek, gazete okumak gibi. Bir hakemin sahada sadece topu izlemesi yeterli olmuyor. Sahadaki 22 futbolcunun da neler yaptığını görmek gerekir. Macaristan'da birinci ligde görevli 18 hakem var. Ligler başlamadan önce ruhbilimciler hakemlerimizi teste tabi tuttular. Ruhsal durumlarının bozuk oldukları anlaşılan 3 hakemin meslekle ilişkileri kesildi. İddia ediyorum, Türk Futbolu doğdu, gelişti ve koşmağa başladı. Futbolda Türkler artık bir ekol oldular. Bu çok önemli gelişme sırasında hakemler unutuldu. Bütün spor dallarında psikologlara önemli görevler düşüyor. Bence hakem yetiştirme, görevlendirmede ilk ve son söz psikologların olmalı. Böyle bir çalışma sonunda hakemlik kurumu da Milli takım gibi yükselecektir..."

Sandor Puhl, yaş haddini doldurduğundan emekliye ayrıldı ve Macaristan Hakem Komitesi Başkanlığı'na getirildi. Önerilerini ilginç buldum. 3 Haziran günü "Burajiru-Toruko" maçını izleyenler de "Kupa'da neden Türk hakem yok?" diye düşünebilirler... Hakem (hakim) demektir. Kupada Türk hakemin olmaması, bence futbol ahlakına aykırıdır...

HINCAL ULUÇ

Türkiye'nin en çok okunan 3 yazarından biri. O'nunla aynı fikirde olmayanlar çeşitli nedenlerle Hıncal Uluç'a sataşmayı hüner sanıyorlar. Ne sağlam sinirleri varmış! Spordan, sinemadan, siyasetten, espriden anlaması sanki suç! Uluç'a çatarak şöhret olmağa çalışanlar önce O'nun gibi sağlam bir geçmişe, sonra yine O'nun gibi mükemmel bir kalemle analiz yapma yeteneğine sahip olsunlar. Bu konuda ben de bir istisna teşkil ettim ve çoğunluk Uluç'a sataşırken bakınız O'nun yanında oldum. Doğrusu da bu...

Dİ STEFANO

Tanıdığım ilk büyük futbolcu Arjantin asıllı İspanyol Alfredo di Stefano idi. 1965 yılında O'nu Bükreş'te gördüm. O zaman Espanol takımında oynuyordu. Gece konuştuk, ertesi gün Banase Havaalanı'nda bana randevu verdi. Ressam arkadaşım Şahap Ayhan'la birlikte oraya gittik. Şahap Ayhan, elinde Roleflex marka, her çekişten sonra "kol"u döndürülen makinayla karşımıza geçti. Çeşitli pozlar verdik ve Di Stefano ile vedalaştık. Uğurlama merasimi bitince arkadaşımın yanına gittim. Şahap Ayhan, çok sessizdi ve "Deklanşör basmıyor!" dedi. Makinanın kolu yuvasına yerleşmemiş olduğundan fotoğraf çekilememişti. Sonra Cruyf, Puskas ve Pele ile de konuştum, röportajlar yaptım. Futboldaki son röportajım Hagi ile olanıdır ki Yeni Şafak'ta tam sayfa çıkmıştı. Puskas, şimdi 75 yaşında, 2008 UEFA Kupası finali Budapeşte'deki Nep Stadı'nda oynanacak ama artık bu stadın adı Puskas Stadı oldu.


22 Mayıs 2002
Çarşamba
 
ALİ GÜMÜŞ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED