T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ferai Tınç haklı; bunun adı "Sovyet zihniyeti"

Başbakan'ın sağlık sorununun yol açtığı trajikomik gelişmeler medyanın olduğu kadar halkın da dilinde. Nasıl olmaz; bir televizyon haberinden günlerini Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde "yarı mobilize" (ne demekse!) bir halde geçiren Başbakan'ın liderlerle yapacağı "zirve"nin ilk maddesinin Başbakan'ın sağlık sorunu olduğunu öğrendiğinizde, bu "müthiş" gündem maddesi üzerinde konuşmamak, biraz çeşitleme yapmamak mümkün mü? Doğrusu bu kadar olur; Başbakan'ın başkanlık yaptığı bir "zirve"de tartışılacak ilk konu Başbakan'ın sağlık durumu!

Bütün bu gelişmeler bana da daha ilk günden itibaren eskinin Sovyetler Birliği'ndeki "sağlık sorunları"nı hatırlatıyor. Hani "Kremlin"in şu bitmez tükenmez "sağlık sorunları"... Bu nedenden dolayı, Başbakan'ın sağlık sorunlarına ilişkin olarak günlerdir yayımlanan yüzlerce yazı içinde benim favorim Hürriyet'ten Ferai Tınç'ın "Andropov'a yapılanı Ecevit'e yapmayın" (19 Mayıs) başlıklı yazısı oldu. Tınç çok haklıydı; son günlerin "gaz sorunu"yla başlayıp gelişen olayları her 1 Mayıs'ta Kremlin'in balkonundan "işçi sınıfı"nı selamlayan "bürokratik devrim"in liderlerinin sağlıkları üzerine yapılan yorumları pek güzel hatırlatıyordu... "Kremlinoglar" diye adı çıkan kimi uzmanlar, balkondaki zevatın fotoğraflarını yakından inceleyerek kimin gidici kimin kalıcı olduğu üzerine yorumlar yapmıyorlar mıydı?

Tınç'ın yazısından uzunca bir alıntı yapmak istiyorum:

"Gazeteciliğe başladığım 1983 yılında Andropov'un sağlığıyla ilgili haberler sızmaya başlamıştı. Dikkatle izliyorduk. 1983 Şubatı'nda hastalanmış, bir ay sonra diyaliz makinesine bağlanmıştı. Ama resmi açıklamalar aksi yöndeydi. 'Sayın Devlet başkanı'nın sağlığında korkulacak bir durum yok'tu. Nisan'da, Lenin'in doğum günü törenlerinde Andropov yerine Gorbaçov konuşma yapıyor, Haziran'daki Yüksek Sovyet toplantısına Andropov katılmıyor, Aralık'ta Sovyetler Birliği Komünist Partisi Plenum'unda Andropov'un yazılı konuşması okunuyordu. Andropov'un sağlığı ile ilgili spekülasyonlar o derece artmıştı ki, Yüksek Sovyet toplantısı sırasında Andropov'u prezidyum başkanlığına seçtiklerinde, Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Servisi'nde 'Andropov'un içini doldurmaya karar verdiler galiba' diye tartıştığımızı anımsıyorum. Siyasi fonksiyonlarını yerine getiremeyecek bir lideri, sadece KGB ile parti arasındaki güç dengeleri sarsılmasın diye devlet başkanlığında tutmaya devam ediyorlardı. Ona yeni görevler vererek pratikte zaten hakim olamadığı yönetimden uzaklaştırılmasının başka ne anlamı olabilirdi? Yuri Andropov, 1984 Şubat ayında yaşama veda ettiğinde devlet başkanıydı. Sovyetler Birliği'nin devlet başkanlığı koltuğu tam bir yıl pratikte boş kalmıştı."

Hikayeyi nasıl buldunuz; çok yerinde değil mi? Söylediğim gibi, ben de aynen Ferai Tınç gibi, Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde olup bitenleri zamanında Kremlin'de olup bitenleri hatırlayarak izliyorum. Peki bu hatırlama ya da çağrışım nereden, hangi ortak noktalardan kaynaklanıyor? Nereden olacak; Kremlin'in yönetimindeki totaliter rejimle bizim otoriter rejimimizin ortak noktalarından kaynaklanıyor... Siz ne sanıyorsunuz? Siz bakmayın Türkiye'deki siyasetçilere yıllarca azık olmuş "anti komünist" nutuklara, aralarında sandığınızdan da çok bir yakınlık vardı...

Bakın Sağlık Bakanı ne diyor: "Devlet adamlarıyla ilgili sağlık kontrolleri ve ciddi durumlarda, ülkenin ileri gelen hekimlerinden, hocalarından oluşan konsey toplanır. Zaman zaman günlük kayıtlar alır. Ancak bu kayıtlar kamuoyu ile paylaşılmaz, arşivlenir, devlette saklanır." (!) Görüyorsunuz; Sağlık Bakanı'nın rüyalarını hâlâ savaş sırasında ölünce ordunun morali bozulmasın diye mumyalanıp kaftanının altına cüceler sokularak önünde resmi geçit yaptırılan padişahlar süslüyor! "Kamuoyu ile paylaşılmaz"mış, "arşivlenir"miş, "devlette saklanır"mış... Oysa hepimiz biliyoruz ki, Batı ülkelerinde devlet ya da hükümet başkanı gibi büyük sorumlulukt aşıyan devlet adamlarının sağlık raporları bugün artık bir sır değildir. Fransa'da iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Mitterrand'ın seçim arefesinde yayımlanan sağlık raporlarını hatırlayın... Ölümünden sonra, ikinci döneme başlarken prostat kanserini gizleyip gizlemediğine dair haftalarca gündemden inmeyen tartışmayı hatırlayın... "Sıradan" insanların sağlık raporları tabii ki gizliliğini koruyacak. Ama bir cumhurbaşkanı ya da başbakan böyle bir haktan tabii ki yoksun olacak. Ülkenin siyasi hayatını ve devletin işleyişini "lunapark"a dönüştürmeye kimin hakkı var? Ferai Tınç'ın dikkatimizi çektiği "Sovyet zihniyeti" bu dünyada kala kala bize mi miras kaldı? Ülkeyi esir alan totaliter/otoriter karışımı bu zihniyetin idaresinde ve "Bütün iktidar Hüsamettin Özkan'a!" kampanyasıyla yeri göğü inleten büyük medya kuruluşlarıyla birlikte yaşamayı hak etmek için bu toplum ne günah işledi?


22 Mayıs 2002
Çarşamba
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED