|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Ecevit'in rahatsızlığının ekonomik dengeler üzerindeki muhtemel etkisi herkesin merak ettiği bir konudur. Kemal Derviş'in seçim tarihinin belirlenmesine yönelik açıklamaları ise tartışmayı daha da gizemli hale getirmektedir. Ekonomide dengelerin bıçak sırtında götürüldüğü tartışmasız bir gerçektir. İç ve dış borçların döndürülebilmesi İMF ve Dünya Bankası'ndan sağlanan kredilerle gerçekleştirilmektedir. Eğer bugün ekonomide göreceli bir istikrar söz konusu ise bunu sağlayan İMF ve Dünya Bankası olduğu için değerlendirmelerin bu gerçeğin ışığında yapılması gerekir. Normal şartlar altında, sorunlar yumağının altında ezilen ve henüz güven veren ekonomik ve siyasi istikrarı yakalamayan ülkelerde, hükümetin geleceğiyle ilgili spekülasyonların ekonomik dengeleri bozması beklenir. Buna rağmen, Ecevit'in görev yapamayacak derecede rahatsızlanarak hükümetin dağılması ihtimalini ortaya çıkarması ve erken seçim senaryolarını gündeme getirmiş olmasına rağmen ekonomik göstergelerde kayda değer dalgalanma meydana gelmemiştir. Döviz ve faizde ilk günlerde yaşanan yükseliş kaybolmuş, hatta bir miktar düşüş olmuştur. Keza, borsada endeks 10.000 puanın üzerinde tutunmayı başarmıştır. Piyasalar Ecevit'in Başbakanlığa dönemeyeceği bilgisini satın almıştır. Bu bilginin beklendiği gibi bir paniğe neden olmaması izaha muhtaçtır. Nedeni şu: Piyasalar, ekonomi yönetimi üzerinde Ecevit ve onun hükümetinin belirleyici konumda olmadıklarına inanmaktadır. 21 Şubat krizinden bugüne kadar ekonomi tamamen Kemal Derviş tarafından yönetilmektedir. Kemal Derviş'in de İMF ile koordinasyon halinde çalıştığı ise sır değildir. Döviz, faiz ve enflasyondaki düşüşün de İMF orijinli politikaların sonucu olduğu bilinmektedir. Daha açık bir şekilde ifade edilmek istenirse, piyasalar, Ecevit'in ya da hükümetinin geleceğinden ziyade İMF tarafından sağlanan imkanların devam edip-etmemesiyle ilgilenmektedir. Başbakan'ın görev yapamayacak derecede rahatsızlanmasının hassas dengeler üzerine kurulu ve kırılgan ekonomik yapıyı dahi sarsmaması, sadece ekonominin hükümet dışından yönetildiğini ispat eder. Sağlıklı olduğu dönem de ekonomide söz sahibi olmayan Başbakan'ın görev yapamaz hale gelmesi herhangi bir değişkeni etkilememektedir. Seçim tarihinin belirlenmesi halinde uygulanan ekonomik programın bundan zarar göreceği iddiası ağırlıklı olarak MHP ve ANAP tarafından ifade edilmektedir. Buna karşılık Kemal Derviş tam aksi görüşü savunmaktadır. Bu noktada Kemal Derviş'in, erken seçim dahil seçim tarihinin belirlenmesinin ekonomiyi olumsuz etkilemeyeceği şeklindeki açıklamasının altının çizilmesi gerekiyor. Gerçekten mevcut ekonomi yönetimi ile erken seçime gidilmesi halinde geçmişteki gibi seçim harcamalarının gündeme gelme ihtimali bulunmamaktadır. Zira, seçim harcamalarının yegane kaynağı olan Merkez Bankası kaynakları Hazine'ye kapatılmıştır. Önceleri Hazine'nin, Merkez Bankası'ndan, bütçe ödenekleri toplamının % 15'ine kadar kısa vadeli avans kullanması imkan dahilinde iken Merkez Bankası Kanunu'nda yapılan değişiklikle bu kapı kapatılmıştır. Parasal tabanda genişleme olmadığı sürece de uygulanan programın sürdürülmesi mümkündür. Kısacası erken seçim olsa dahi kamu harcamalarında programın dışında bir artış meydana gelmeyecek ve program İMF'ye verilen sözler çerçevesinde yürütülecektir. Kamuoyu desteğini büyük oranda kaybetmiş bulunan koalisyon partilerinin, erken seçim halinde ilave kaynak kullanılamayacağı ve bunalmış olan geniş kitleleri rahatlatacak adımlar atılamayacağı için Meclis dışında kalma ihtimali yüksektir. Başbakan'ın değil ama Kemal Derviş'in bir şekilde ekonomi yönetiminden çekilmesi, piyasalardaki mevcut dengeyi bozar. Bir başka açıdan bakıldığında, hükümetin program çerçevesinde yapılması gerekli, ancak geniş kitlelerin hoşuna gitmeyecek düzenlemeleri yapma imkanı kalmadığı için İMF ve arkasındaki ülkeler tarafından gözden çıkarılmış ve bu husus Kemal Derviş vasıtasıyla seslendirilmiş olabilir. Ecevit'in rahatsızlığı ve Başbakanlık'tan çekilmesi piyasaları sarsmayabilir. Buna karşılık erken seçim kararı alınması ve seçim sonrası kurulacak hükümetin yeni ve ulusal çıkarları öne alan ekonomi programı uygulaması ihtimali, döviz ve faiz oranları başta olmak üzere temel göstergeleri hareketlendirebilir. Döviz, faiz ve enflasyondaki düşüşün sağlıklı bir ekonomik programın sonucu oluşmadığını, baskı altına alınan göstergelerin er veya geç patlayacağına olan inancımızda herhangi bir değişiklik olmadığını da belirtmek isterim.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |