|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Çağımızda dinin ve dinin omurgası / ruhu olan kutsal'ın yerini neo-pagan / seküler dinler, kutsal'ın yerini de kültür, eğlence, müzik, spor ve enformasyon endüstrilerinin ürünü olan din-dışı kutsallıklar almıştır. Bu durum, insanlık tarihinde yeni bir durumdur. Ancak din-dışı kutsallıklar, hiçbir zaman gerçek din'in ve kutsal'ın yerini alabilecek derûniliğe, sıcaklığa, içtenliğe sahip değildir; o yüzden her an değişmekte, değişmek zorunda kalmakta, insanlara geçici hazlar, kırılgan kimlikler ve baştan çıkarıcı ve hayattan kaçırıcı tatminler sunmaktadırlar. Oysa bu durum son derece tehlikeli bir durumdur. Bizim handiyse her şeylerini putlaştırdığımız, laikliğimizin kâbesi haline getirmekten çekinmediğimiz Fransızlar bile bu konuda son derece esaslı düşünceler geliştiriyorlar. Örneğin Fransız sosyoloji geleneğinin kurucu babalarından Durkheim bile bu bağlamda bizim sekülarizmi kutsayan, tartışılmaz hale getiren elitlerimize, aydınlarımıza son derece silkeleyici gelebilecek, çarpıcı şeyler söylüyor. Durkheim'ın bu bağlamda söyledikleri gerçekten çok düşündürücüdür. Örneğin "din sosyolojisi"nin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Elementary Forms of Religious Life başlıklı kitabında din, toplum ve kutsal ilişkileri çerçevesinde şöylesi bir saptama yapıyor: "Kutsal nosyonu yoksa, din de yoktur; din yoksa, toplum da yoktur" (s. 347). Bu tartışmayı, bizim seküler/laik elitlerimizin körükörüne öykündükleri Fransızlar'dan, Fransız düşünürlerden yola çıkarak sürdürmenin bir nebzecik de olsa bizim elitlerimizi ve aydınlarımızı uyarabileceği düşüncesiyle yararlı, anlamlı ve hatta oldukça düşündürücü olacağını düşünüyorum. Örneğin, Fransız siyaset sosyolojisi geleneğinin en parlak düşünürlerinden Alexis de Tocqueville'in (Tokvil diye okunuyor), din-toplum-siyaset ilişkilerine ilişkin gözlemleri gerçekten nefes kesicidir. Tocqueville'in, Democracy in America (Philip Bradley (editör), II, New York: Alfred Knopf, 1945) başlıklı kitabında sizi bugün heyecanlı, ufuk ve zihin açıcı, kısa ama derinlikli bir yolculuğa çıkaracağım. (Yapacağım alıntıların tümü, sözkonusu kitabın 21. sayfası ve devamındandır). Hakiki dinin yitirilmesinin insanları, sahte kutsallar ve yeni efendiler arayışına ittiğini vurgulayan Tocqueville, dinin, "insanın fiziksel ve sosyal gerçekliği idrak etmesini mümkün kılan en önemli kaynak olduğunu" söyler. "Dinin, insanın doğasının bir parçası olduğunu ve her ne suretle olursa olsun dinin yok olamayacağını (=yok edilemeyeceğini), inançsızlığın ise tesadüfi/geçici bir durum olduğunu" belirtir. "Dinin, bireylere dış dünyanın anlamlandırılması konusunda sağlam bir çerçeve sunduğunu; dinin bu işlevini yitirmesinin topluma ve bireye pahalıya patlayacağını" şu çarpıcı cümlelerle resmeder: "Din, bütünleştiricidir. Dinin bir anda yok olması, toplumun çözülmesine ve siyasi despotizmin kök salmasına yol açar... Böyle bir durum kaçınılmaz olarak, insanın zihnini şüphenin kaplamasına zemin hazırlar, insanın ruhunu öldürür ve insanın köleleşmesine giden kapıları sonuna kadar açar." Dini otoritenin sarsılmasının siyasi otoritenin sarsılmasından çok daha köklü ve vahim sonuçlara yol açacağı gerçeğinin altını çizen Tocqueville, insanın dinden kopması veya dinin tahrip edilmesi sonucunda elde ettiği bağımsızlığın (=özgürlüğün) insanda süratle ürkütücü bir korkunun kök salmasına yol açtığını şu çarpıcı gözlemlerle özetler: "Böyle bir ortamda insanın dizginlenmesi gerektiğine karar verilir ve toplumun işleyiş mekanizması sabitleştirilir ve katılaştırılır. Artı, insanlar eski inançlarına yeniden dönemeyecekleri için, kendilerine yeni efendiler aramaya başlarlar". Yazıyı bitirirken son olarak "yeni efendiler"in, din-dışı kutsallıkların, yeni küresel hegemonya biçimlerinin meşrulaştırılması için İslâm'ın ötekileştirilerek, irtica veya fundamentalizm söylemleriyle direniş ve varoluş dinamizminin kırılmaya, engellenmeye çalışılmasının, bu nedenle İslâm'ın küresel ölçekte tehdit olarak konumlandırılmasının basit ve rastlantısal bir olay olmadığını altını çizerek yeniden hatırlatmak ve elitlerimizin yapıp ettiklerini, projelerini silbaştan yeniden gözden geçirmeleri ve kaygan zeminlerde patinaj yapmanın Türkiye'ye çok pahalıya patladığını artık görmeleri gerektiğini vurgulamak istiyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |