T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
'Yolcu'

"Yolcu", yayımını "Taşra"da sürdüren, Samsun mahreçli bir dergi (0 362-432 65 18). 4 yıldır okuyucusuna sesleniyor ve yayım periyodu 45 günlük.. Bir dönem yayınına ara vermek zorunda kaldığını hatırlıyorum.

Tabloid boyda, birinci hamur kâğıda basılıyor ve kapaksız çıkıyor. Mizanpaj hassasiyeti gösterdiği oranda, rahat okutuyor kendini..

Siyah-beyaz, imajinativ, oldukça ilginç, yer yer ironik, çoğu zaman kederli çehrelerle, anlatımlarla süslü fotoğrafların albenisine bezenen ve içten içe 'gerilimli' bir dünyanın/hayatın atmosferini oluşturan/yayan Yolcu'nun yayın yönetmenliğini, Ferhat Kalender yapıyor.

Kısa denemeler, hikâye ve hikâyemsi metinler, konuşmalar, değiniler ile kitap ve dergi değerlendirme yazıları, haberler ve elbette şiirler, derginin zeminini oluşturan türdeki çalışmalar..

Yazar kadrosu, sayıdan sayıya değişen ilâvelerle farklılık gösterse de, dergiyi sürükleyen asıl isimler pek değişmiyor.

Yolcu'nun (20. sayı) "Seyir Defteri" başlıklı bölümündeki ifadelere bakılacak olursa, "...bu dergi üç bine yakın bir satış" trajını yakalamış görünüyor. Gerçi, dergi yönetimi bu sayıyı "yetersiz" buluyor ama, bana sorarsanız, sözü edilen rakam, Türkiye'nin içinde bulunduğu ve her geçen gün sanat/edebiyat adına bâriz aşınmaların yaşandığı süreç göz önüne getirildiğinde ve özellikle diğer dergilerin satışlarıyla karşılaştırıldığında 'harika' sayılabilecek bir toplamı haiz. Elbette, niceliğin egemenliğine aldanmadan, yaşadığı ve ilettiği değerin kalitesini sürekli besleyerek ve hatta belli alanlarda nitelik sıçraması da göstererek; daha çok satışa ulaşmalı, daha çok okunmalı, daha çok ilgi görmeli Yolcu.. Diğer sanat/edebiyat dergileri için de, benzeri temennileri taşıyorum doğal olarak.

Yukarıda "...belli alanlarda nitelik sıçraması" ifadesini boşuna kullanmış değilim. Zira, bana göre, Yolcu'nun, örneğin 'şiir' tarafı, bir dergi için çapsız ve yetersiz sayılabilir. Yayımlanan şiirlerin birçoğu hayli zayıf! Bu hâliyle, dergi yönetiminin şiir konusuna yaklaşımı, dergi sayfalarının bir tür 'fidelik' işleviyle sınırlanması anlamını taşıyor. Dolayısıyla, yönetimin, öncelikle şiir kaygusu taşıması, şiir seçimlerinde biraz daha 'seçkinci' davranması ve bu hususta, ürünleriyle dergiye katkıda bulunanları 'zorlama'sı gerekiyor. Başka türlü, mesafe alınamaz!

Hatırlatırım: Eğer bir dergi, şiir ve poetika alanında zaafiyet içindeyse, o derginin tüm bünyesi, 'nitelik kaybı'na uğruyor demektir!

İşte tam da bu noktada, karşımıza, bir derginin varoluş nedenleri, söyleyeceği sözün önem ve değeri, yüklendiği misyon, edebiyat dünyasında kendine biçtiği yer ve anlam ile değerlendirme ölçütlerinin estetik vizyonu problemi çıkıyor.

Bakın, bir dergi, "Merkez"de veya "Taşra"da çıkıyor olabilir; dergicilik bakımından bunun o dergiye hiçbir pozitif katkısı olmadığı gibi, negatif bir sakıncası da yoktur. Bağlam bakımından esas önemli olan, bir dergi bünyesinde, "Taşralılık" psikolojisinin malul belirtilerini yayan çalışmalara yer verilip, verilmediğidir. Şiirde, örneğin, artık kemikleşmiş, yer yer mazmun hâlini almış, slogana dönüşmüş ifade kalıplarının prim yapıp, yapmadığıdır.. Bir başka deyişle, derginin, rafine edilme imkânından mahrum bırakılmış bayağı duygulanımları ve sıradan sızlanmaları 'şiir' sanan algı biçimlerine karşı olan tutumudur.

Biraz daha genişletirsek; gözettiği 'kulvar', dile getirdiği 'estetik değer', ait olduğu 'edebî dünya'nın anlamı ve kalitesidir. Türk diline vâkî katkılarının boyutlarıdır..

Hülâsa, "Merkezî" olanla kurduğu 'rûh akrabalığı'nın niteliğidir aslolan..

Öte yandan, "Üç bine yakın bir satış" grafiği yakaladığına göre, Yolcu'nun, temâs içinde olduğu okuyucu kitlesi nezdinde 'misyon'unu ifâ ettiği ve bunun paylaşıldığı sonucunu çıkarmak da mümkün. Esasen, düşünce ağırlıklı telif ve tercüme yazıları ile kısa alıntıların, derginin doğal ritmi ve "istikamet"ini belirlediği düşünülürse; Yolcu, kendini harekete geçiren 'varoluş zemini'ni hemen hemen bütünlemiş görünüyor. Bu arada, –tekrar etmek pahasına da olsa– çala kalem yazılmış intibaını uyandıran deneme ve hikâye ürünlerinin sahipleri, daha çaplı ve nitelikli, özgün ve özerk bir çizgiye teşvik edilip çekilebilir, diye düşünüyorum..

Nasıl mı?

Dilin anlam ve imkânlarını boşlamadan!

"Merkezî" olanın estetik ölçüt ve değerlerinden kopmadan!

Belki de başlıcası ve en önemlisi; "Taşra"ya rağmen ve asla "Taşralılık"a boyun eğmeden!..


29 Nisan 2002
Pazartesi
 
İHSAN DENİZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED