|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İlginç ama şaşırtıcı olmayan bir tartışma yaşıyoruz. Fransa'da ırkçı Le Pen'in, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda kazandığı başarının ardından, Fransız halkının önemli bir çoğunluğunun 'Faşizme geçit yok' sloganıyla demokrasiye ve cumhuriyete sahip çıkma çabaları örnek gösteriliyor… Tayyip Erdoğan Le Pen'in yerine konuluyor. Fransız halkının tepkisi yerine de, Silahlı Kuvvetler'in ve bürokrasinin tepkileri monte ediliyor. Ve deniliyor ki: " Eğer Fransa'da olduğu gibi bizde de seçimler iki turlu olsa, halk da tepkisini ikinci turda partileri eliyle ifade edebilirdi" "Birinci, turda değil de ikinci turda 'faşizme geçit yok' diyebilirdi." Ne güzel… Mesele bu kadar basit demek ki… İki turlu seçim sistemi yerine, barajlı seçim sistemini kim getirdi acaba? Cumhurbaşkanına ve seçilmemiş kurullara erk ve ağırlık tanıyan şu 1982 anayasasını kim yaptı peki ? Bu anayasanın kökünden değiştirilmesine kim engel oluyor? Kimi, Fransa'da faşistlere karşı oluşan cepheyi 28 Şubat'a benzetiyor. Kimi, Eruğrul Özkök gibiler, bizim de Fransız halkı gibi korkmamız ve gereken önlemleri almamız gerektiğini söylüyor. Kimi de, Hıncal Uluç gibiler, Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu sürece korkmamız için bir neden bulunmadığını söyemekten zerrece çekinmiyor. "Rejimin ve demokrasinin teminatı silahlı kuvvetlerdir" diyerek, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'nun, "28 Şubat 1000 yıl sürecek" lafını dayanak olarak gösteriyor. Oysa Türkiye'de durum, Fransa'dakinin tam tersi… Türkiye'de sadece Tayyip Erdoğan ve temsil ettiği çoğunluk değil, devletin çizdiği sınırlar dışında kalan gruplar ve topluluklar da dışlanmış durumda. Burada tam bir göz boyamacılık söz konusu. Türkiye'de bölücülükle suçlanan Kürtlere de, bir din devleti kurarak laik cumhuriyeti yoketmekle suçlanan din eksenli hareketlere de, farklı olan ve bu farklılıklarını dile getirmek isteyen her kesime hatta düşünceye de Le Pen muamelesi çekiliyor. Mesele bu… Le Pen'in savunduklarına bakarsak ve bu anlayışını irdelersek bunun neden böyle olduğunu daha iyi anlayabiliriz., Türkiye'de Le Pen'in savunduklarını aşağı yukarı savunan partiler devletçe mutaber addediliyor ve iktidara ortaklar. Zaten öyle oldukları için iktidar olmalarına izin verildi. MHP bir süre once ne diyordu? 'Ya sev ya terket' Şimdi bir koalisyonda olduğu için ve ılımlı görünmek zorunda kaldığı için bu sloganı fazla dillendirmiyor. Koalisyonu oluşturan partilerden DSP ve ANAP'ın taraftar göründüğüne bakmayın. MHP ve iktidar gücüne asıl sahip olan erk odakları Avrupa Birliği'ne karşı değil mi? AB'nin Türkiye'yi böleceği ileri sürülüyor. Le Pen de Avrupa Birliği fikrinden nefret ediyor. Le Pen'in, farklılıklara, düşünce özgürlüğüne, insan haklarına, azınlık haklarına bakışı nasıl? MHP'nin ve devletin hakim zihniyetinin bu konudaki yaklaşımları nasıl? Le Pen militarizmi ve yasakçılığı savunmuyor mu? Bizdeki rejimin ana karakteri nedir? Bu işte bir yanlışlık var. Silahlı Kuvvetler, cumhuriyetten bu yana rejimi ve domokrasiyi korumak gerekçesi ile tam dört defa demokrasiye son verdi. Demokrasiye her son verişte Türkiye geriye gitti. Hem ekonomik olarak, hem de temel hak ve özgürlükler bağlamında. En sonunda Sşlahlı Kuvvetler, Anayasaya monte edilen Milli Güvenlik Kurulu eliyle rejimi yöneten ve yönlendiren bir konuma kavuştu. Türkiye'de Silahlı Kuvvetler'in koyduğu çizgilerin dışında politika yapılabilir mi? Kıvrıkoğlu gibi generaller, normal demokratik bir ülkede hergün siyasi demeç verip rejim meseleleri hakında görüş bildirebilirler mi? Mahkemeleri etki altında bırakacak açıklamalar ve suçlamalar yapabilirler mi? Kıvrıkoğlu'nun elinde bu milletin ona tevdi ettiği silahlı güç olmasa böyle konuşabilir mi? Silahlı Kuvvetleri bir siyasi parti, kendisini de bir siyasi lider yerine koyabilir mi? Bu mudur demokrasinin teminatı olmak? Bu olsa olsa demokrasiyi engelleme teminatıdır. Halkın yüzde 70'ı belki de daha fazlası AB'ye tam üye olmak istiyor. Böyle bir oranın Türkiye'de kıymeti var mı? Türkiye'yi yöneten odaklar bunu istemediği sürece halkın eğilimi ne ifade eder? Le Pen olayı Tayyip olayı değildir. Her zaman olduğu gibi mesele saptırılıyor. Türkiye'de bir çoğunluk var. Bir de bu çoğunluğa karşı olan devlet var. Devlet, "Çoğunluk nasılsa hep yanlış yola gitmiştir, bizim görevimiz onu doğru yola sokmaktır." diyor. Biraz araştırın. Le Pen'in savundukları ile bizim devletin savunduğu ve yaptıkları arasında çok benzerlikler göreceksiniz. Hıncal yazısını çocukça bir hamasetle bitiriyor. "Ordu demokrasi için 24 saat görevde" diyor. Bırakın da halk biraz yanlış yaparak özgürleşsin. Müdahalelerin Türkiye'yi getirdiği nokta ortada. Türkiye hala az gelişmiş ülkeler sınıfında. Ve giderek geriliyor. Türkiye'yi yöneten odaklar kendi iktidarlarını demokrasi olarak görüyor. Hıncal ve onun gibi düşünenlerin anlamak istemedikleri bu… Aslında, "Böyle bir devlete geçit yok" demek lazım.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |