T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Taksit taksit intihar

Türkiye, adeta taksit taksit intihar ediyor. 28 Şubat'ta siyaseti vuran "postmodern kurşunlar", son dönemde birazcık olsun bir umut ışığı beliren siyasi hayatı bu kez de "kaset savaşları"yla yerlebir ediyor. Hem de siyaseti sonu karanlık bir "kaos"un içine iterek...

Türkiye ne yazık ki, kelimenin tam anlamıyla bir çaresizliği yaşıyor. Bu ülkede, 28 Şubat sürecinde bir general, Başbakan'a "pezevenk" dedi, askeri bürokrasi, Başbakan Yardımcısı'nı "onursuzluk"la suçladı ve hiçbir hukuki takip başlamadı, başlatılamadı. Şimdi Genelkurmay Başkanı, bir siyasi liderin 10 yıl önceki konuşmaları için, "ağzıyla beyninin irtibatı yok" diyebiliyor.

Keşke Genelkurmay Başkanı Başbakan'a küfreden generale de, yazarları ve sivil toplum örgütlerini "andıç"layan askerlere de aynı tepkiyi gösterebilseydi. O zaman bütün bu çıkışların, gerçekten Türkiye'nin "barış" ve dirliği için yapıldığına inanacaktık.

28 Şubat'ta başlayan topyekün "askerileşme öyküsü"nün Türkiye'ye verdiği en büyük zarar, siyasetin dinamitlenmesi olmuştur. Açlığın ve sefaletin ülkeyi ateş çemberine aldığı şu sıcak günlerde bile, Türkiye'nin gündemini Genelkurmay Başkanı'nın "siyasi manevraları" oluşturuyor.

Ülkede yaşanan toplumsal acılar ve açlık, ne siyasal iktidarın, ne sivil ve askeri bürokrasinin, ne de sessiz yığınların sesi olması gereken medyanın gündeminde yer alamıyor artık. Çünkü şu anda, siyasal iktidarın da, medyanın da, Genelkurmay Başkanı'nın da "birinci vazifesi" Tayyip Erdoğan rüzgarının önünü kesmek... Dolayısıyla, halkın yaşadığı sefaletle ilgilenmek için hiç mi hiç zamanları yok.

Oysa hiçbir zaman ilgilenmedikleri, gündemlerine bile almaya değer bulmadıkları, yok saydıkları o sessiz çoğunluk inadına Tayyip Erdoğan'a akıyor. Üstelik Erdoğan siyaseten yok edilse bile...

28 Şubat'tan bu yana, halka rağmen büyük bir "inatla" sürdürülen "demokrasinin başını ezme" süreci, ne yazık ki Türkiye'ye "kaos" ve "kriz"den başka bir şey getirmedi. Herkes biliyor ki, bu inatlaşmanın sonunda huzur yok ve de hep birlikte taksit taksit batıyoruz.

Muhtemelen bu "kaset savaşları"nın, siyaseti dinamitlemenin ardından yeni bir seçim gelecek. Çünkü bu topyekun "infaz" kampanyası pek hayra alamet değil. Demokrasiye karşı başlatılan bu "linç" kampanyasına bakarak söyleyebiliriz ki, yeni bir seçimden sonra da her şey bugünden daha beter olacak.

Kimse boşuna heveslenmesin, yeni tablo "28 Şubat mühendisleri" için de pek iç açıcı olmayacak. Daha doğrusu hepimiz için yeni bir çözümsüzlük ve "kaos" dönemi başlayacak. Üstelik toplumun ödeyeceği bedel daha da ağır olacak.

Oysa böylesine siyaseti kurşunlayan akıl ve mantık dışı bir kampanya yerine, siyaset kendi mecraında serbest bırakılsa belki de Türkiye bir çıkış yolu bulabilecek. Örneğin, bugünlerde siyasete yeni bir isim girdi, Mehmet Ali Bayar... Gördüğümüz kadarıyla, siyasi kumaşı "pırıltılı" bir isim. Ancak yaşanan bu "kaset savaşları" içinde o da güme gitmiş durumda...

Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak siyasetin üzerine çullanan "karabasanlara" doğrusu isyan etmek geliyor insanın içinden. N'olur, düşün siyasetin ve halkın yakasından...

Bırakın, siyasetin önünde bir "umut" olarak duran bütün siyasi liderler heybelerinde ne varsa halka sunsunlar.

Eğer "28 Şubat'ın mühendisleri" izin verirlerse kimi seçeceğimize de biz karar verelim. Yok eğer buna razı değillerse, o zaman taşın altına ellerini sokup ülkeyi paşa paşa yönetsinler. Bütün sandıklar da onların olsun...


29 Nisan 2002
Pazartesi
 
MEHMET OCAKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED