T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Sınır aşan ideoloji"

"Sınır aşan ideoloji" ifadesini Mahir Kaynak'tan aldım. STV'deki bir programda, "Türkiye'nin model olma" konusunu değerlendirirken şöyle diyordu:

"Türkiye'nin bölgede model ülke olabilmesi için sınır aşan bir ideolojiye sahip olması lâzım."

Doğru bir değerlendirme bu. Rusya devrim ihraç ediyordu. İran devrim ihracına çalıştı. Her ikisinin de sınır aşan idieolojileri vardı. Birisi Sosyalizmin evrensel hedeflerini yokladı, diğeri kendi yorumu içinde İslâm'ın. Aslında ideoloji ile birlikte kendilerini taşıyorlardı. Batı dünyasının da "modernizm"i bir ideoloji olarak uluslararası ihraç metaı gibi gördüğü açık.

Peki Türkiye'nin "model planında" taşıyabileceği "sınır aşan ideolojisi" ne?

Bir ara "Kemalizm"in "mazlum milletler için bir kurtuluş modeli" olduğu fikri yaygındı. Şimdilerde "mazlum millet" ve "üçüncü dünya" söylemi pek revaçta değil. Çağın en hegemonik gücü "Amerika ile paralel düşmek..." Şu anın en hâkim değeri bu. Dolayısıyla Kemalizmin mazlum milletlere sevimli gelecek boyutunun ihracı gündemden düşmüş durumda. Onun yerine Kemalizmin "modernite" boyutu bir renk olarak elde tutulabilir mi?

"Sınır aşan ideoloji"den söz ediyoruz. Yani kendinizi taşıyacağınız bir alan söz konusu. Dolayısıyla, sözcülüğünü yaptığınız modelin o alanda karşılığının bulunması lâzım. Kemalizmi modernizm boyutuyla takdim ettiğinizde nerede pazar bulabilirsiniz? Batı dünyasında mı? O zaten modernizmi ihraç etmiş ve kemalizm oluşmuş. Şimdi daha alt düzeyde bir malı neden geri alsın? İslâm dünyasında mı? İslâm dünyası modernizmi alacaksa bunu neden malın asli prodüktörleri dururken, ikinci elden yani Türkiye'den alsın? Dolayısıyla Kemalizmin "modernizm" boyutu ile ihracı için pazar yok.

Türkiye'nin model ihracı için söz konusu olan pazar İslâm coğrafyası. Yani biz İslâm toplumlarına hoş gelecek bir model geliştirmek zorundayız ki, orada revaç bulabilsin. Burada da asıl sorun İslâm yorumunda odaklaşıyor. Belki onunla bağlantılı olarak Batı ile ilişkiler, modernite, kalkınma konuları değerlendirme unsuru oluyor.

Ancak bu yeterli değil. Çünkü biz modelin revaç bulmasını, aslında bir başka yerde ranta dönüştürmek istiyoruz. Nerede? Amerika'da, Avrupa'da... Düşünüyoruz ki, ya da onlar bize öyle izlenim veriyorlar ki, biz İslâm coğrafyasında model olursak, oralarda kredibilitemiz artacak. Amerika ve Avrupa İslâm coğrafyasına yönelik politikalarını bizim üzerimizden yürütecekler. Biz de köprü misyonunun rantını devşireceğiz.

Burada Amerika'nın veya Avrupa'nın sevdiği rol ve buna uygun "sınır aşan ideoloji" ihtiyacı ortaya çıkıyor. Nedir bu? Şöyle bir çerçeveye ne dersiniz?

-Bölgeye ilişkin Batı çıkarları ile çelişmeyen. Bu çıkarları hiçbir zeminde sorgulamayan. İdeolojik boyutu, bu çıkarları sorgulayıcı nitelik taşımayan...

-İslâm'ın Batı çıkarlarını sorgulayan bir siyasal yorumunu hem uluslararası sisteme, hem de içe yönelik "tehdit" olarak algılayan...

-Bu alanda gerekirse sopa kullanmaktan çekinmeyen...

-Modernizmle uzlaşmış, önemli ölçüde sekülerleşmiş yani dünyayı düzenleme iddialarını terketmiş, bireylerin vicdanındaki yerine razı, devlet denetimi altında bir İslam yorumu...

Bu, Türkiye'nin "Batı tarafından kabul edilebilir" bulunacağını ümid ettiği bir çerçevedir. Düşünülüyor olmalı ki bu çerçeve içinde İslâm Batı'ya yönelik bir tehdit olmayacak, bu ideolojik perspektif İslâm coğrafyasına ihraç edilebildiği takdirde de, Batı onu ihraç eden ülkeye madalya takacak.

Tabii, böyle bir ihraç markasının bir de üretildiği ülkede tutup tutmaması meselesi söz konusu. Yani bu "Türk modeli" bizzat Türkiye'de halkın tasvibine mazhar oluyor, onda heyecan uyandırıyor, onunla model arasında sağlıklı ilişkiler ortaya çıkıyor mu?

Aslında "sınır aşan ideoloji" konusunda "Türk modeli" olarak gele gele "28 Şubat modeli"ne geldiğimiz görülüyor. Kaç zamandır Amerika'nın 11 Eylül olayından sonra "Global 28 Şubat"ı ne kadar sevdiğine dair yorumlara rastlanıyor. Bundan sevinç duyulduğu gözleniyor. "Bir model geliştirdik, Amerika parmak ısırdı..." türünden sevinç gösterileri bunlar... Pakistan'ın askeri lideri Pervez Müşerref'in şimdilerde başlattığı sürek avına da "28 Şubat" eksenli sevinç yazıları yazıldı. Demek ki ihraç ideolojimiz 28 Şubat şablonundan ibaret... Bundan Amerika ve Avrupa da çok memnun...

Peki ya bizzat Türkiye?

Peki ya bizzat Türkiye'de "28 Şubat modeli İslâm yorumu"yla karşı karşıya gelen toplum kesimleri?

Burada bir sorun, hem çok ciddi bir sorun olduğu muhakkak. Bir kere bu sürecin "normal" bir süreç olmadığını sürecin rantını devşirenler dahil her renkten siyasetçi ifade ediyor. Hukuktan siyasete, bürokrasiye, ekonomiye, eğitime, devlet-toplum ilişkilerine varıncaya kadar her alanın "28 Şubat sancısı" yaşadığı açık bir gerçeklik. Devletlüler "sorun yok" dediğinde sorunlar yok olmuyor, "her şey süt liman" dediğinde de her şey süt liman olmuyor. Siyaset hâlâ durulmuş değil. Şu an Türkiye'de yüzde 20'lerin üzerinde oy alan tek siyasi partinin lideri 28 Şubat serpintisi yasaklarla boğuşuyor. Eee, bizzat toplum olarak bizim sancılandığımız bir modelin başka İslam toplumları neyine itibar etsin?

Aslında Özal, Amerika'ya başka bir model sunmuştu. O da Amerika'nın bölgesel çıkarlarını gözetmeyi vadediyor, o da Türkiye olarak model olmanın rantını devşirmeyi amaçlıyor, ama İslâm'la ilişkileri daha özgürlükçü bir çerçevede tutmayı öngörüyordu. Amerika o modeli de basbayağı önemsemişti. Özal modelinin İslâm coğrafyasında da daha sevimli bulunduğu söylenebilir. Türkiye'de de Özal özgürlükler alanında ve devlet-toplum ilişkilerinde bir toplumsal rahatlama sağlamıştı. Yani "model"in tek türevi yok ve belki en sıkıntılı olanı işbu 28 Şubat modelidir. Ve ne yazık ki bu model, Batı mirasındaki "İslâm karşıtlığı"na prim veriyor.

Belki yakın gelecekte New York'da yapılacak Dünya Ekonomik Forumu (Davos)'da AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye adına uluslararası camiaya, daha farklı bir modelin sunuşunu yapacak. Belki de Amerika onu daha ayağı yere basan bir model olarak değerlendirecek... Amerika'nın bir tek modele oynadığını kim söyleyebilir ki?..


18 Ocak 2002
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED