T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ecevit'in Washington sonuçlarına teşhis…

Bülent Ecevit'in Amerika gezisine Beyaz Saray görüşmesinin içeriğine ve sonuçlarına bakarak tek sözcükle 'genel bir hüküm' vermek gerekirse, şöyle özetlenebilir: Başarılı…

Elbette, her kavram gibi 'başarı' da görecedir. Ancak, dünyanın tek süperdevleti ile -hele bu süperdevlet, 11 Eylül'den sonra uluslararası sistemdeki gücünü daha da perçinlediği göz önüne alındığında- zaten 'müttefik' bir ülkenin ilişkilerini daha ileri noktalara taşıması bir 'başarı' ölçüsü olarak değerlendirilecekse, Ecevit ziyaretinin sonucu, bu anlamda, 'başarılı'dır.

Washington ziyaretini, 'rutin' olmaktan çıkaran ve Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihçesinde 'özellikle önemli' ve 'başarılı' kılan, 'stratejik ortaklık' ilişkisine 'yeni bir boyut' eklenmiş olmasıdır. Bu boyut, 'ekonomik' boyuttur.

Peki, Türk-Amerikan ilişkilerine eklenen 'yeni ekonomik boyut' nedir?

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri toptan ele alacak bir 'ekonomik üst kurul'un kurulacağının Amerika Başkanı George W. Bush tarafından ilan edilmesidir. Bu bir 'vaad' ile sınırlı da değildir. Başına, Ekonomiden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Alen Larsson getirilmiştir ve şubat sonunda yani önümüzdeki ay, ilk toplantısını yapacaktır.

Bu, şu demektir:

Türk-Amerikan ilişkilerinin, Türkiye'ye destek biçiminde yürütülmesi için bir 'mekanizma' en üst düzeyde kurulmuş ve çalışmalarına ne zaman başlayacağının tarihi bile -ki oldukça yakın bir tarih- belirlenmiştir.

Ayrıca, Türkiye, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın 11 Eylül'den sonra ilan ettiği ve vatandaşları için 'uyarı' niteliği taşıyan 'riskli ülkeler listesi'nden çıkartılmıştır. Bunun, turizm sektörü açısından bir 'ivme' meydana getirmesinin önemi kadar ve hatta ondan da önemlisi, yabancı yatırımcılara Amerika'nın Türkiye'ye nasıl baktığına ilişkin 'olumlu bir ipucu'nu ifade etmesidir.

Kısacası, Amerika, Türkiye'yi 'ekonomik açıdan' kendi kaderine terketmeme yolunda ve üstelik 'Başkanlık düzeyinde' bir 'siyasi irade' ortaya koymuştur.

İşin en önemli yanı budur. Türkiye'nin 'diz çökmemesi' konusunda bir Amerikan 'siyasi iradesi' ilan edilmiştir. Durum bu.

Bu, kuşkusuz, Ömer Çelik'in durumu tanımladığı biçimiyle, Washington'daki Cumhuriyetçi yönetimin 'Türkiye'deki demokrasiye hayranlığı'ndan ziyade, 'Türkiye'nin jeopolitiği'ne özellikle 11 Eylül'den sonra verilen önemden kaynaklanıyor. Ama, bu 'olgu'; yani Amerika nezdindeki 'Türkiye jeopolitiği', şu dönemde Türkiye'nin bir 'Arjantin tekrarı' olmasının önüne geçilmesi konusunda bir 'Washington kararlılığı'nı yansıtıyor. Aslında, önceki gün The Wall Street Journal'da yayınlanan ve IMF'nin Türkiye'ye yönelik politikalarını yerden yere vuran başyazıyı da, bir başka açıdan okuyup 'tercüme' ettiğinizde, 'Türkiye'nin, Amerikan çıkarları açısından Arjantin'in akıbetine uğramaması gereken önemde bir ülke' olduğunun altı çiziliyor ve Washington'a 'Türkiye'ye özel önem vermesi' çağrısı yapılıyor ve Türkiye'yi ekonomik bakımdan ayakta tutmak için Washington'dan 'kararlılık' talep ediliyor.

Beyaz Saray'dan çıkan sonuç, tam da bu konuda bir 'siyasi irade'nin varlığını, bu 'kararlılığı' gösteriyor.

Bu 'kararlılık', ister istemez, bir dizi konuya izdüşümünü bırakıyor. Örneğin, Kıbrıs… Kıbrıs'ta çözüm, 'ibresi Rum tarafına eğik duran' bir 'AB isteği' kadar artık bir 'Amerikan çıkarı' haline de gelmeye başlıyor. Denktaş'ın bir 'çözüm arayışı ciddiyeti' ile masada kalması halinde, varılacak çözümün Türkiye'nin 'optimal çıkarları'nın Amerika tarafından kollandığı bir çözüm olması ihtimali belirmiş durumda.

Irak konusunda ise, 'belirsizlik' tümüyle giderilmiş değil. Ne var ki, bu 'belirsizlik' daha ziyade bu konuda netleşmiş bir 'Amerikan kararı' bulunmamasından kaynaklanıyor. Eğer Amerika, Saddam Hüseyin'in devrilmesi amacıyla bir askeri harekat kararı alırsa, bu kararın 'olumsuz sonuçları'ndan Türkiye'nin mümkün olduğu ölçüde sakınılacağı da, Bush ve Ecevit'in bu konudaki açıklamalarının 'satır araları'ndan anlaşılabiliyor.

İş o raddeye geldiği takdirde, Irak'ın toprak bütünlüğü güvencesi kaydıyla, Ecevit'in Washington ziyaretinde perçinlenen 'stratejik ortaklık' gereği olarak, Türkiye'nin Amerikan askeri harekatına destek vereceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Ziyaretin bir başka sonucu ya da 11 Eylül sonrası 'uluslararası konjonktür'ün 'yan ürünleri'nden biri Ecevit'in Başbakanlığının 'görünebilir gelecek'te sağlama alınmasıdır. Ecevit'in Washington ziyareti, 'Türk iç politikası'na sunacakları açısından da ele alınmalıdır. Politikaya 'meraklı' herkesin hesabını Atlantik ötesinden gelen 'sinyaller'e, bir başka deyimle '2002 yılının gerçekleri'ne göre yapmasında ve hayallere kapılmamasında yarar var.

Ecevit'in Washington ziyaretinin sonuçlarına, 'duygulardan ve ideolojik bagajlardan arınmış' bir 'teşhis' gerekli. Bunu yapamazsanız, Türkiye'nin 2002 yılını göremezsiniz…


18 Ocak 2002
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED