|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Alem o âlem olmadığın şimdi anladım/Alemde âdem olmadığın şimdi anladım" diye için için yakınan şâire keşke bunu ne zaman (kaç yaşındayken) anlayabilmiş olduğunu da sorabilseydik... Çünkü, öylesine bile olsa, birşeyleri 'anlamak', 'anlayabilmek' o kadar zor ki! Hele hele genç yaşlardayken bu âlemde neler olup bittiğinin farkına varabilmek... evvelemirde kendini bilmek... sonra etrafını tanımak... sonra hâdiseleri yorumlayabilmek... sonra piyasada dolaşan iddiaların ne idüğünü görebilmek... Evet, bütün bunları bilmek zor... gerçekten çok zor... Ne gariptir ki insanoğlunun maksûd-i aslîsi "kendini bilmek" iken, o, kendini bilebilmek için "başkasını/başkalarını bilmek" zorunda bırakılmıştır. Kendisini bilmek istiyorsa, kişi önce başkalarını bilmeli, kendisini tanıyabilmek için önce başkalarını tanımalıdır. Daha farklı bir deyişle 'gayr' bilinmedikçe 'ayn'ın bilinemeyeceğini bilmekle işe başlamalıdır. Oysa 'gayr' bitmek bilmez, tükenmez bir türlü... Üstelik gayrın âşığı da çoktur, gevezesi de... Parlaktır, caziptir, etkileyicidir, kolaydır... Genç adam da çaresiz tutkularını gayr'a yöneltir, tutkularını, gayr'ı tüketebileceğini sanmakla berhava eder... Hep 'parlak' olanın peşinden koşar ve bu yüzden konuşulanı konuşmak, rağbet olana rağbet etmek, sunulana talip olmak ister her dâim... Çaresizliği de bundandır. Kendisi sönük, kendisinden başkası parlaktır. Kendisi kendisini göremediği için, gözünü alan yine kendisi olmaz hiçbir zaman... Gözünü kamaştıran da dışarısıdır; onu göremez hale getiren de... Bunda tuhaf olan ne ki?!? Madem insanoğlu kendini bilebilmek için başkasını/başkalarını bilmek zorunda bırakılmıştır, o halde özü gereği bilmek isteyen herkes özünü değil de başkasını bilmek isteyecek, hiç değilse başkasını bilmekle işe başlayacaktır... İtiraz bu noktada değil oysa. İtiraz, kendi dışına çıkanın, gayr'a yönelenin bir süre sonra özüne, kendine, evine dönebilme kabiliyetini yitirmesi hususundadır. Evden çıkan evinin yolunu kaybediyor. Sokaklar evinin yolunu kaybetmişlerle dolu... Yol kesenler yoldalar... yolun üzerindeler... Yola çıkıldı mı, yola düşüldü mü bir kere, yoldan da çıkılmış oluyor. Tam da burada, o cafcaflı laflarla "evden çıkılması, gayra yönelinmesi gerektiğini" söyleyenler, eve nasıl dönülebileceğini de söyleseler ya!? Ne var ki söylemiyorlar, söyleyemiyorlar; sadece evi terketmeyi öneriyorlar. Yoldan çıktıkları için, kendileri gibi evden çıkanları da yoldan çıkarıyorlar... Yoldan çıkanların kısa bir süre sonra yol kesici olması ne de acı! Memleketimizi nazar-ı itibara alarak soralım: - "Dünün sosyalist gençleri evlerine dönebildiler mi?" Hayır! - "Peki ya aynı devrin milliyetçi gençleri?!?" Yine hayır! 'Genelleme' riskini üzerime alarak bu kadar kolaylıkla 'hayır' cevabını verebiliyorum. Son temsilcileri 12 Eylül öncesinde yola çıkmışlardı ve içlerinde evine dönebilmeyi başarabilmiş olanlar, şimdi sokaklarda yatıp kalkanlara nisbetle bir 'hiç' mesabesinde! Şimdi aynı sorun, 80 sonrasında evlerini terkeden İslâmcı gençler için vârid değil mi? Onların arasında da eve dönebilmeyi isteyen, bunu başaran o kadar az ki! Onların da önlerinde onlardan önce yola çıkmış, sonra yoldan çıkmış ve fakat bir türlü evine (kendine) dönebilmeyi başaramamış öncü(l)leri var... Şimdi sadece yol kesicilik yapmakla geçimlerini temin eden öncül(l)eri... Ne yapmalı o halde? Hiç evden çıkmamalı mı? Elbette hayır! Muhakkak bir kere "evden" çıkmalı, bir defalığına "evin dışına" çıkmalı.... Çünkü "ayn"ı bilmek, ancak "gayr"ı bilmekle mümkün... Evet, mutlaka aynaya bakmalı... Lâkin aynada gayr'ı değil, ayn'ı görmeli, ayn'ı görmek için gayr'a yönelmeli... Hareketin en mükemmeli dairevî olanıdır. Çünkü başladığın yere dönmeni sağlayabilecek (yani amacı olan) yegane hareket tarzı dairevî olanıdır. Doğrusal harekette gideceğin, hatta duracağın yer bile belli değildir: gidersin ve dönemezsin! Oysa eve dönemedikten sonra yola çıkmanın ne anlamı var?!?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |