T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mesajlar ve uyarılar

WASHINGTON- Tansu Çiller'in "Türkiye'nin ilk kadın başbakanı" olarak yıldızının en parlak olduğu dönemde (1995) Amerikan başkentine yaptığı büyük çıkartma, son gün, New York Times gazetesinin "Türk başbakan ülkesine elleri boş dönüyor" haberiyle büyük bir darbe yemişti. Benzer bir durum, bu defa, Bülent Ecevit'in Amerika çıkartmasında yaşandı; gezinin ikinci günü, "IMF iflas ettirmeye çalışıyor; Türkiye IMF'nin insafına bırakılmayacak kadar önemlidir" diye yazan Amerikan iş çevrelerinin itibarlı gazetesi Wall Street Journal (WSJ), dün de, Ecevit'in gezisini, "ABD'den bir şey alamadı, hayal kırıklığı" biçiminde değerlendirdi.

Başbakan, WSJ'nin Amerikan iş çevrelerine verdiği 'hayal kırıklığı' tespitine katılmıyor. Washington'daki son gününde düzenlediği basın toplantısında, gezisine, "10 üzerinden 10" tam not verdi. Dış politikada, ekonomide, hemen her dikenli konuda Türkiye'nin Amerika'dan tam bir anlayış gördüğü inancında Ecevit. İşadamları hafif bir burukluk yaşasalar bile, Türk heyetine, "Bundan iyisi can sağlığı" havası hâkim...

Bir uçak dolusu işadamı, gazeteci, bürokrat ve siyasiyle gelinen Washington'da Türkiye'ye dönük 'müjdeli' hemen hiçbir haber yok. IMF yeni bir kredi paketi açıklamış, hatta günlerdir üzerinde çalışılan yeni niyet mektubunu onaylamış bile değil... Tekstil kotasında artış beklentisi boşa çıktı. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin tezlerinin kabulü, ya da Irak'a operasyona itirazlarının dikkate alındığı da söylenemez; Amerika her iki konuda da kendi bildik tavrını sürdürüyor. Afganistan'ın yeniden ihyası ve uluslararası güçte Türkiye'nin önderliği de 'zamana bırakılan' konulardan...

Buna karşılık, gezi, bütünüyle umutsuzluğa düşülmesini de gerektirmiyor. Çünkü, Ecevit'i Washington'a çağıran Amerikan yönetiminin, tekstil kotalarını artırmak, Kıbrıs veya bir başka uluslararası ihtilâfta Türkiye'nin ne düşündüğünü öğrenmek gibi bir niyeti bulunmuyor(du). Türk ekonomisinin adam edilmesi ve ekonomik reformlar IMF'ye verilmiş bir görev; Kıbrıs'ın ise, ABD açısından, iki taraf arasındaki müzakerelerle çözülmesi gerekiyor. Bush'un Saddam Hüseyin saplantısını Türkiye rahatsızlık duyuyor diye geride bırakması ve Irak'a saldıracaksa bundan vazgeçmesi mümkün değil.

Bu durumda şu soruyu sormamız gerekiyor: "Ecevit, bir uçak dolusu işadamı, gazeteci, bürokrat ve siyasiyle, o kadar yolu niçin kat etti?" Veya aynı soruyu şöyle de sorabiliriz: "Bush, Ecevit'i Washington'a neden dâvet etti?"

Bu sorunun basit cevabı şu: Bush yönetimi, bugüne kadar izlediği 'işbirlikçi politikaları' sürdürdüğü taktirde, Ecevit'e tam destek vereceğinin bilinmesini istiyor; bunu da, bir hafta önce dâvet edilen Yunan başbakanına mesafeli yaklaşırken, Ecevit'e en üst düzey ilgi göstererek belli etti Bush... 'Stratejik işbirliği' içerisindeki iki ülkenin, bu işbirliği çerçevesinde, birbirine destek olması beklenir. Tabii, esas işbirliği beklenen ülke, Amerikan politikaları kendi istediği çerçeveyi zorlasa bile, Türkiye... Washington, Ecevit'e destek verdiğini alenen ilân ederken, bunu Ankara'nın da kendisini her durumda desteklemesi şartına bağladığını gizlemiyor bile...

Başbakan gördüğü ilgiden mutlu görünse de, kendisinin üstadı saymamız gereken İsmet İnönü'nün "Büyük devletlerle gereksiz yakınlık fille yatağa girmeye benzer" sözünü hatırlamasında yarar bulunuyor. ABD, sağladığı destekle, Türkiye'yi yedeğine alarak, dünyayı kendi çıkarları istikametinde biçimlendirmeye çalışacaktır. Ecevit'i mutlu eden Washington çıkartması, bu yönüyle, daha çok Amerikalı evsahibini memnun etmiş olmalı.

Orta ve uzun vâdede kendi aleyhine çalışabilecek bu açmazı, Türkiye, iki uyarıya kulak vererek aşabilir. Birincisi, bizim, gezinin ilk gününden beri verdiğimiz, Türkiye'nin kendi durumundaki ülkelere 'model' olabilecek bir ülkeye dönüşmesi ve bunun sorumluluğunu üstlenebilecek dönüşümleri gerçekleştirmesidir. Bunu yapabilirse, Türkiye, Washington'un can kulağıyla dinleyeceği bir ülke haline gelebilir... İkincisi ise, WSJ'ın, "IMF ile ilişkilere dikkat, iflâs edebilirsiniz" uyarısıdır. Türkiye, sürekli borç alarak kendini göbeğinden ABD'ye bağlayan bir ülke olarak devam edemez; sürekli başkalarının eline bakan 'borç tuzağı'na düşmüş bir Türkiye'nin geleceği karanlıktır çünkü...

Umudum, Türkiye'nin bu uyarıları ciddiye almasıdır.


18 Ocak 2002
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED