T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
SAREM

GKB bünyesinde kurulduğu açıklanan SAREM verilmeye çalışılan intiba doğrultusunda bir Think Tank olabilir mi? Aslında Türkiye'nin sosyal, siyasi ve iktisadi problemlerine doğru teşhisler koymak, akılcı çözümler bulmak için bu tür kuruluşlara şiddetle ihtiyaç var. Batı'daki örnekleri bir çok çevreyi heveslendirdiği için zaman zaman şu veya bu kuruluştan "Think Tank" oluşturuyoruz diye haberler de alıyoruz.

Genelde zannedilir ki böyle bir amaç için uygun bir mekan hazırlanır, odalardaki masalara birer bilgisayar yerleştirilir, internet bağlantısı kurulur, bir kaç yabancı dergi ve gazeteye de abone olunursa gerekli bütün şartlar hazırlanmıştır. Gerçekten öyle mi? Eğer böyle ise Türkiye'de kurulduğu söylenen benzer kuruluşların şimdiye kadar bir çok yararlı proje üretmiş olması gerekirdi. Ortalıkta böyle bir proje zenginliğinden eser yok.

Niye yok? Çünkü genelde bu tür kuruluşlar ya "teftiş fırçası" gibi yok demesinler diye kurulmuştur, bilgisayarlar, internet bağlantıları ve yabancı yayınlar böyle bir varlığı isbata yarayan uygun aksesuarlardır veyahut böyle bir düşünce klübünde çalışan uzmanların görevi esasen kurucuların sahip oldukları "üstün" fikirleri daha bilimsel bir üslupla ortaya koymakla sınırlıdır. Böyle kuruluşlardan özgün fikirler, projeler ortaya çıkar mı?

Böyle bir kuruluş için olmazsa olmaz şart farklı fikirlere, çözümlere tahammüldür. Aykırı fikirler, projeler söyleyene söz gelimi "irticacı" gibi sahibini hayli yıpratacak bir damga vurulmadan dinlenecek, doğru olabileceği ihtimali dikkate alınıp değerlendirilecek. Bu mümkün mü? Bırakınız emir komuta zinciri içinde çalışan bir askeri kurumu, farklı fikirlere en fazla tahammül edilmesi gereken üniversitelerde böyle bir özgürlük ortamı var mı? Böyle bir ortam ve bu yönde yerleşmiş bir gelenek olmadığında bu tür kuruluşlarda görev alan "tecrübeli" uzmanlar, bilim adamları netameli konular geldiğinde ya resmi görüşü tekrarlamayı ya da hiç bir mahzuru olmayacak bir tarzda eveleyip gevelemeyi yani ortada top dolaştırmayı tercih ederler. Böyle bir ortamda verimli bir fikir ürer mi?

Biliyorsunuz Cumhuriyet ilk yıllarının bilimsel fantazilerinden biri olarak bizim bir Güneş-Dil teorimiz vardı? Bütün dünya dillerinin Türkçe'den türediği iddia ediliyordu. O zamanın "Think Tank" diyebileceğimiz ortamlarında konu tartışılmış, bilimsel bir tutarlılığı olmayan bu öneriye dönemin bilim adamları karşı çıkmamışlardı. Neden, böyle bir fantaziye karşı dönemin dil alimleri Atatürk'ü uyarmadılar, dersiniz? Karşı çıkıldığında bunun kendileri için problem yaratacağı endişesi yüzünden, Türk Dil Kurumu'nun üçüncü kongresi 1936 yılında ağırlıklı olarak Güneş-Dil Teorisi üzerindeydi. Çağrılan yabancı uzmanlar bu konudaki hoşnutsuzluklarını bu teori üzerinde hiç görüş beyan etmeyerek ortaya koydular. Tabii burada kendi bilgisine sahip çıkmayan dönemin bilim adamlarının kişilik problemleri de karşımıza çıkıyor. Ancak farklı fikir söylemenin tehlikeli olduğu bir ortamda herkesden cesaret timsali olmasını beklemek de mümkün değil.

Şimdi ben SAREM'in böyle bir geleneği takip etmesinden ve cihet-i askeriyenin kendi fikirlerine bilimsel bir kılıf içinde destek bulma arayışından endişe ediyorum. Çünkü basın toplantısı yapıldığında bile akredite olan ve olmayan gazeteci ayrımı yapan ve akredite olmayanlara kapısını kapayan bir kurum kabul edilmiş görüşlerin tam aksinin savunulmasına imkan tanır mı? Bundan şüpheliyim. Tanımazsa böyle bir kurumun ülkeye ne kazandıracağı, harcanan emeğe ve paraya değip değmeyeceği sorulmalıdır diye düşünüyorum.

Ne diyeyim, inşallah SAREM gerçek bir Think Tank gibi çalışır da ben yanılmış olurum.


18 Ocak 2002
Cuma
 
M.AKİF AYDIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED