|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başbakan Ecevit'in ABD gezisi, tabiî ki önemlidir.. Hangi ülkenin yöneticisi Washington'u ziyaret eder ve ABD Başkanı ile de görüşürse, bu olay "o ülke" için önemlidir günümüzde.. Osmanlı'nın güçlü döneminde de, Eflak'ın, Buğdan'ın, Macaristan'ın kral adayları İstanbul'u ziyaret edip, sadrazamlarla görüştükleri zaman, o ülke halklarının kaderi değişirdi.. Tököli Emre, ne demiş o zaman? "Kırâl-ı Orta Macârım, nâmım Tököli Emre Muin-i Âli Osmân'ım, daim hâzırım emre.." Çocukluğumda okuduğum, bir Macar'ın (galiba Jakoy Mor) yazdığı "Sırmalı Kaftan" kitabı vardı.. Kitapta bu Tököli Emre, Damat İbrahim Paşa'ya hediye olarak, müthiş büyük bir bal-kabağı getirir.. Padişah adına, Orta Avrupa'da kimin kral olacağına karar verebilen Damat İbrahim Paşa, rüşvet olarak bir balkabağı geldiğini görünce hiddetlenip, "Bu Macar'ın boynunu vurun.. Kârını itmam eyleyin" der.. O sırada balkabağını taşıyan dört kişi, ellerinden düşürürler mega-kabağı.. Kabak yere düşüp kırılınca, içinin altın dolu olduğu anlaşılır.. Çağlar değişince, başkentlerin gücü de değişti.. 19'uncu yüzyılın sonunda da, İngiltere'yi ziyaret etmek, Disraeli, Gladstone gibi başbakanlarla görüşmek önemliydi.. Hele Kraliçe Victoria tarafından kabul edilmek, tarifsiz sevinçlere boğardı, kabul edilenleri.. Reşit, Fuat, Âli Paşa'ların, Londra, Paris gibi başkentlerde hüsn-ü kabul görmeleri, İstanbul'da sevinç çığlıkları attırırdı.. Bir eskicide bulup almıştım.. Sultan Abdülaziz'in Londra ziyareti için, İngilizler hatıra madalyonu çıkartmışlar.. Üzerinde Romen rakamları ile 1867 yazılı.. "Abdülaziz Ottomanorium İmperator-Londonium İnvisit" diye de, Latince, olayı anlatmışlar.. Söylemek istediğim şu.. Tarihçi Bernard Lewis'e, hocasının yaptığı bir uyarı vardır.. - Tarih, 17'inci yüzyıldan öncesidir.. 18'inci, 19'uncu yüzyıllar, gazeteciliğin ilgi alanına girer.. Şimdi Bülent Ecevit'in Washington'u ziyaretini "tarihi olay" ve Başkan Bush'un Ecevit'e "çok yetenekli bir lidersiniz" demesini "büyük başarı" şeklinde anlatan bir kısım medya, işin tarih boyutunu göremiyor.. "Protokol", devletler-arası ilişkilerde, rütbe farkını da gösterir.. Washington'a giden kaç tane yabancı liderin, ABD Başkanları tarafından, çiftliklerde hafta sonu ağırlandıklarını gördük.. En son Putin, Bush'un Teksas'taki çiftliğindeydi.. Ya da, konuk yabancı lider için verilen akşam yemekleri.. Bir de şu Yunan Başbakanı Simitis'in Ecevit'e göre daha "hafif" geçtiği ileri sürülen Amerika ziyareti meselesi var.. Hiç unutmayalım.. Yunanistan, Türkiye gibi, İMF'den para, Washington'dan da para için yeşil ışık bekleyen bir ülke değil şu anda.. Yunanistan, Avrupa Birliği üyesi.. Para birimi Euro.. Enflasyonu sıfır düzeyine yakın.. O eski konsepti de bırakalım artık.. Türkiye ile Yunanistan arasında, "10'a 7" oranı artık laf.. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki orana bakmaya çalışalım artık.. Yani Ecevit'e, görüştüğü her Amerikan yetkilisi, "Aman reformları tamamlayın" diyorsa, bu "itibar"ı değil, "verilen ev ödevinin hatırlatılması"nı ifade eder.. Sınıf mümessili de Kemal Derviş değil mi? Başkan Bush'un "Siz çok yetenekli lidersiniz" demesine gelince, ABD Başkanları bunu Yeltsin'e, Marcos'a falan da söylemişlerdi.. Şimdi de, Hamid Karzai'ye söylüyorlar..
ŞAKA
KADIN KADINA...
ABD Başkanı'nın eşi Laura Bush, Beyaz Saray'da Rahşan Ecevit'i ağırlarken, acaba aralarında ne konuştular? Herhalde Laura Hanım, dert yanmıştır Rahşan Hanım'a.. - Benim kocama, sizin Mr. Ecevit'e baktığınız gibi bakamıyorum.. Durmadan abur-cubur yiyor.. Sonra düşüp, bayılıyor.. Rahşan Hanım da, tavsiyelerde bulunmuştur.. - Yürürken etrafında 18 muhafız bulundurun.. Bir de isterseniz Hüsamettin Özkan'ı size verelim, Mr. Bush'un hep yanında dursun, demiştir.. Özkan'ı da "Pure-blood" diye anlatmıştır..
ULUSLARARASI GÖRGÜ
Protokol diye, hafife almayın!..
Ecevit'in Beyaz Saray ziyaretinde uygulanan "protokol", bu konuyu yine güncel kıldı.. İki antika kitap var protokol konusunda.. Biri Alman tarihçi Johann Christian Lünig'in 1719'da Leipzig'de basılan "Theatrum Ceremoniale"si.. Diğeri de, 1730 tarihli Berlin basımı, Julius Bernhard von Rohr'un "Einleitung zur Ceremonial-Wissenschaft der grossen Herren"i.. Yani "Büyük Adamların Törenlerine Dair Bilim" kitabı.. Bugün uygulanan devlet protokolünde, hâlâ bu iki temel kitaptan da kalıntılar vardır.. Örneğin, devlet başkanlarının birbirlerine hitapları, sıralamada imparatorlar-krallar-cumhurbaşkanlarının dizilmesi... Protokoller mütekabiliyetler, Roma'dan beri hep var.. Örneğin, protokolde yetkili olmayanların, eski İspanyol krallarına el sürmesi, dokunması yasakmış.. Bu yüzden, 3'üncü Filip, şömine karşısında uyuklarken, bir kıvılcım ile elbisesi tutuşmuş.. El sürecek derecede bir yetkili bulamadıkları için, kral diri diri yanmış.. Mesela iki devleti temsil eden liderlerden biri, diğerinden önce koltuğa veya sandalyeye oturursa, bu diğerine bir nevi, "sen daha güçsüzsün" demektir protokolde.. Mesela, 17'inci yüzyılda Almanlar Fransa'ya topal bir elçi gönderince, Fransızlar da Almanya'ya çolak bir elçi göndermişler.. Bunlar da insanlığın gelenekleri arasında..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |