T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Develer geri mi gelsin?

Meksika topraklarını ele geçiren Amerikan ordusu, kurak bölgelerde yük taşıma zorluğuyla karşılaşınca, Osmanlı'dan otuz deve satın alınmasına karar verilir.

1856 yılında İstanbul limanından, Amerikan donanmasına ait David Dixon Porter komutasındaki bir gemiye otuziki deve yüklenir.

Bu bilgileri Sunay Akın'ın "İstanbul'da Bir Zürafa" adlı kitabının "Amerika'ya ilk ve tek silah yardımımız: Deve" başlıklı yazısından öğreniyoruz.

Otuz deve isteyen Amerika'ya, fazladan iki deveyi hediye olarak gönderen Sultan Abdülmecit, 2002 yılı Ocak ayının şu günlerinde, mezarından kafayı kaldırıp baksa...

Acaba nasıl olur?

Borçlarımızı sildirmek için Amerika'ya giden Bülent Bey başkanlığındaki kalabalık heyeti görüp de dehşete mi kapılır, yoksa "Bunun böyle olacağı belliydi" diyerek umursamaz mı?

Yoksa yoksa, mezarından kalkıp bakan bir kafayı gören bizler mi daha fazla dehşete düşeriz?

* * *

1937 yılının Mayıs ayında, develerin İstanbul'da yüzyıllardır süren saltanatı sona ermiş. Eşeklerle birlikte develerin de sokaklarda dolaşması yasaklanmış.

Bugün cadde ve sokaklarda karşımıza çıkan, araba kullanan iki ayaklı develeri dikkate almazsanız, kolayca şu hükme varabiliriz:

Demek ki develer 'resmen' hayatımızdan çıkıp gittikten sonra, alenen inişe geçmişiz.

Şimdi, ekonomiyi düze çıkarmamız ve tekrar yükselişe geçmemiz için, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bütün şehirlerimizde develerin dolaşması mı gerekiyor?


SIRA, KENARA KONULANLARDA

Eskiyen her yılın sonunda iyi kötü ajandalar, takvimler gelirdi.

Kimisi hediye diye verirdi, kimisi 'armağan', kimisi eşantiyon, ikram, vs.

Biz, bir ikisini kendimize ayırır, fazlasını eşe dosta, konu komşuya, hısım akrabaya dağıtırdık da yine bitiremezdik.

Yılın sonuna doğru bakardık ki bütün gayretlerimize rağmen bazı ajandalara hiç dokunulmamış, bazısı da iki üç sayfası kullanılıp bir kenara konulmuş.

2001 yılı sonunda böyle olmadı.

Ne bir ajanda, ne bir takvim.

Kriz, küçük büyük ayrımı yapmadan bütün işletmeleri vurduğu için, çoğu bütçe ayıramadı demek ki.

Bu yıl, eskiden kalma, bir iki yaprağını çiziktirip kenara koyduğumuz ajandalara not alacağız, başka yolu yok.


Acemi Ütopya

bir gemi batmışsa
bir martı da uçmuştur derler
uzak denizlerden bir adada belki adalar hep uzaktır
belki de denizler büyük

ve miço haklı mıdır?
her limanda bir ölümle sevişmekte
ve palamarını çözüp babadan
haklı mıdır
kaçıvermekte fırtınalara inat
oysa her aşkın
kendi med ceziri vardır
ve her aşk sadece kendi denizinde boğulur
alametler acemilikten sakatlansa da

sırf bu yüzden
her ütopya biraz aşksa
biraz da martı uçuşu hükmündedir
bu yalan dünyada
bir gemi batmışsa
akşam olmuş demektir
ve hükümsüz kalmıştır
miçonun kaybettiği kalp
ve bir kez daha yenilmiştir
bütün sevgililere inat

martılara rağmen
içinden turnalar geçen
erzincanlı miço
söyle hangi rüzgar merhem olacak
bu yaraya
hangi adada bulacağım
yemenimin haresini


Şaire selam

Suavi Kemal Yazgıç, şiirlerini bir kitapta topladı, "Sebepsiz Serçe" ismiyle Birey'den çıkardı. Burada epeydir şiir yayınlamıyorduk, bugün samimiyetle tavsiye ederek, iyi şiir arayanlara şairin "Acemi Ütopya"sını sunuyoruz, tadımlık. Fazlasını isteyen, ne yapacağını bilir.


GÜNÜN TÜRKÜSÜ

ATEM TUTEM MEN SENİ SAREME KATEM MEN SENİ


Bu da günün atasözü Tamamen yerli malı

Korkak bezirgan, ne kâr eder, ne ziyan.


18 Ocak 2002
Cuma
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED