|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, uyum yasalarını yorumlarken, "özgürleştirici adımları, ön koşulsuz olarak destekleyeceklerini" söyledi. Ama getirilen paket, tuzaklarla ve tehlikelerle dolu. Dikkat!
Madde 159
Meselâ Türk Ceza Kanunu'nun 159'uncu maddesi, sadece kurumlar değil, "bu kurumları temsil eden bir kısım" hedef alındığında da, uygulanacak. 159'uncu madde, kanun tasarısında aynen şöyle: "Türklüğü, Türk milletini, Türkiye Devleti'ni, TBMM'yi, Bakanlar Kurulu'nu, bakanlıkları, adliyeyi, devletin askerî veya emniyet ve muhafaza kuvvetlerini veya BUNLARI TEMSİL EDEN BİR KISMINI alenen tahkir ve tezyif eden kimseye, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Birinci fıkrada yazılı cürümlerin işlenmesinde, tahkir ve tezyif edilen açıkça belirtilmemiş bile olsa, ona yönelik bulunduğunda tereddüt edilmeyecek bir durum varsa, tahkir ve tezyif edilen açıklanmış gibi kabul edilir. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına veya TBMM kararlarına alenen sövenlere bir aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Türklüğü, Türk milletini veya Türkiye Devleti'ni tahkir ve tezyif, yabancı bir memlekette, bir Türk vatandaşı tarafından işlenirse, verilecek ceza üçte bir oranında arttırılır."
Sözgelimi, milletvekillerini eleştirirseniz, TBMM'ye hakaret etmiş, bazı askerlerin yanlış yaptığını -isim vererek bile söyleseniz- devletin silâhlı kuvvetlerini tezyif etmiş sayılacaksınız. Geçmişte, Güven Erkaya'yı eleştirmiştik veyahut Batı Çalışma Grubu'nun hatalı bir yapılanma olduğunu söylemiştik; Çevik Bir'in suç duyurusu ile, doğrudan, 159'uncu madde ihlâlinden hakkımızda dava açılmıştı. Ama biz ve gene benzer davalara muhatap olan diğer gazeteci arkadaşlarımız, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin hedef alınmadığını söyleyebiliyor ve beraat edebiliyorduk. Şimdi, pekâla şahıslar hakkındaki her yazı, kurumu temsil ettiği gerekçesiyle, mahkûmiyetle neticelenecektir. Bir grup polis işkence veya kötü muamele mi yaptı; falanca hâkim görev ihmali mi içinde; bundan böyle, yoğurdu bile üfleyerek yemek zorundayız.
159'un gerekçesi
Aslında 159'uncu maddenin gerekçesi, "veya bunları temsil eden bir kısmını" cümlesinin, sadece devletin askerî veya emniyet ve muhafaza kuvvetleriyle ilgili olduğunu belirtiyor. Türk Ceza Kanunu'nun 159'uncu maddesini değiştiren çerçeve 1'inci madde gerekçesinde "Devletin askerî veya emniyet ve muhafaza kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif suçunun işlenmiş sayılması için, fiilin, bu kuvvetlerin tümüne yönelik olarak işlenmesi gerekmez; fiilin onlardan herhangi birine karşı, örneğin sadece Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri'nden birine, ya da polis veya jandarmaya karşı işlenmesi yeterlidir" deniliyor. Ama uygulamanın, gerekçeyle sınırlı kalmayacağı ve Bakanlar Kurulu'ndan TBMM'ye kadar her kurumu içine alacağı kaygısını taşıyoruz. "Bunları temsil eden bir kısmını" ibaresine, mutlaka, maddede açıklık getirilmeli, gerekçe, aynen metnin içinde yer almalıdır. Ayrıca, "İstanbul Emniyeti'nde bazı polis memurları işkence yaptı; veyahut bazı jandarma mensupları Güneydoğu'daki faili meçhullerin müsebbibi" gibi cümlelerin "kurumu temsil ediyor" iddiasıyla, 159'un kapsamına giremeyeceği -girmemesi gerektiği- müzakereler sırasında iyice vurgulanmalı.
Diğer fıkralar
159'uncu madde değişikliği, sadece 1'inci fıkrayla değil, diğer fıkralarıyla da hak ve hürriyetleri daraltıcı mahiyettedir. İkinci fıkraya göre, kurum hedef alınmasa dahi, "birtakım işaret ve alametlere dayanarak" suçlu ilân edilebileceksiniz. "TBMM'nin kararlarına ve kanunlarına sövmek" gibi unsurlar (3'üncü fıkra), ifade özgürlüğünü hiç mertebesine indirmektedir. 159'uncu maddeyi demokratikleştirmek için bu hususları değiştirmek ve suçun unsurlarını belirli hale getirmek gerekirken, aksine bir tavırla, hak ve özgürlükler daha büyük bir tehditle karşı karşıya bırakılmıştır. 159'uncu madde aynen kalsın daha iyi. Şu işe bakın, bir de adına "demokratikleşme paketi" diyorlar. İşin kötüsü, basının eleştirilerini sevmeyen bütün milletvekilleri, bu konuda işbirliği yapabilir. Çünkü 159'uncu madde sayesinde milletvekilleri, bakanlar herkes büyük bir koruma zırhına bürünüyor.
Yeni 312'nci madde
Gelelim 312'nci maddeye. Bence 312'nci maddede tuzaklar var. Bazı yönleriyle, özgürlükler bugünkünden de daha geriye gidiyor. Yeni 312'nci madde şöyle: "Bir cürmü alenen öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya kişileri kanuna uymamaya tahrik eden kimseye, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir." Evvelce, "halkı kanuna itaatsizliğe tahrik" suç iken, tasarı kanunlaşırsa "kişileri kanuna uymamaya tahrik" suç sayılıyor. Madde gerekçesine bakılınca mesele anlaşılıyor: Gerekçede "halk" yerine "kişilerin" alınması konusunda şu açıklayıcı bilgiler var: "Maddede yer alan suç bakımından 'kanun' sözcüğüne, her türlü düzenlemeler girmektedir. Böylece tüzük ve yönetmeliklere, yönetim gücünün düzenleme yetkisi çerçevesinde çıkardığı bütün diğer işlemlere uymamaya tahrik halleri de, suçu meydana getirir. Madde, kişilerin kanunlara uymamaya tahrik edilmeleri bakımından yapılacak hareketleri teker teker belirleyip göstermemiştir. O halde, maddi unsurun değişik şekillerde gerçekleşebileceği meydandadır. İşlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf bu fiilleri işlemiş bulunması nedeniyle övme halinde, suçu övmenin oluşmuş bulunacağı kabul edilmelidir. Zira, bu hallerde fail, kişi marifetiyle fiili övme veya iyi görme beyanında bulunmuş olmaktadır"
Başörtüsü ve idam fermanı
"Halkı, kanuna itaatsizliğe tahrik" ibaresinin, "kişileri kanuna uymamaya tahrik" şeklinde değiştirilmesinin sebebi, gerekçeyi okuyunca hemen anlaşılıyor. "Kanun" sözü, tüzük ve yönetmelikleri de kapsıyor. Bu durumda, üniversitelerde her türlü kılık kıyafeti serbest bırakan kanuna rağmen, başörtüsü yasağını getiren yönetmeliklere herkesin uyma mecburiyeti var. Genç kızların başörtüsü ile üniversitede okumasını savunursanız, "halkı" değil ama, "kişileri" suça teşvik etmiş sayılacaksınız. Sadece bununla da sınırlı değil suçunuz. Başörtüsü eylemine sahip çıkarsanız da, gerekçede belirtildiği gibi, "işlenmiş olan bir suçun failini" desteklediğiniz için, suç fiilini övmüş olacaksınız ve 312'nci maddeden hüküm giyeceksiniz. 312'nci madde, yeni haliyle, özellikle başörtülülerin idam fermanıdır.
312, ikinci fıkra
Türk Ceza kanunu madde 312/2'nci fıkra (Hükûmet tasarısı): "Sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak, insanları birbirine karşı, kamu düzenini bozma olasılığını ortaya çıkaracak bir şekilde, düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir"
Başka ülkelerin kanunlarında da, 312'nci madde benzeri hükümler mevcut. Ama kâh madde metniyle, kâh içtihatla, eylemin, "kamu düzenini veya barışını bozmaya elverişli", "umumun emniyeti açısından tehlike yaratmaya açık" bir nitelik taşıyıp taşımadığına bakılıyor. Oralarda, 312'nin benzerleri, bizdeki gibi torba bir madde değil. Sınırları belli, uygulaması seyrek hükümler bunlar. Kaldı ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu konuda bir içtihat oluşturdu: Bir hak veyahut hürriyete müdahale edildiğinde amaca bakıyor. Kamu düzenini, milli güvenliği, toprak bütünlüğünü vs korumak meşru amaç. Cezanın, meşru amaç ile orantılı olması, acil bir sosyal ihtiyaca cevap vermesi, demokratik toplum gerekleriyle uyum sağlaması gibi kıstaslar da göz önünde bulunduruluyor. Oysa 312'nci madde yeni şekliyle, kamu düzenini bozma ihtimalinden söz ediyor. Hiç değilse Almanya ve Avusturya'daki "kamu düzenini bozmaya elverişli" denilmeliydi. Ayrıca, "halkı, kin ve düşmanlığa tahrik" yerine "insanları birbirine karşı tahrik" konulmuş, böylece geniş kitlelere yansımayan bir ihtilâf dahi suç konusu haline getirilmiştir.
Türk'ün teklifi
Aslında, Hikmet Sami Türk'ün geçtiğimiz yasama dönemi hazırladığı metin çok daha demokratikti. Türk, "Umumun emniyeti açısından tehlikeli olabilecek şekilde, halkı kin ve düşmanlığa tahrikin suç sayılmasını" öngörmüştü. "Umumun emniyeti açısından tehlike yaratma" şartı, 312'nci maddenin metninde, bugün de var; ama, halihazırda ağırlaştırıcı unsur sayılıyor. Türk, ağırlaştırıcı unsuru, suçun asıl unsuru haline getiriyordu. Bu durumda, meselâ Tayyip Erdoğan gibi, mahkûmiyetinde ağırlaştırıcı unsura yer verilmeyenler, otomatik olarak, yeni düzenlemeden sonra, kaybettikleri haklara kavuşuyorlardı. Hikmet Sami Türk'ün yıllar önce teklif ettiğinin bugün daha gerisinde kalınmasının sebebi, hükûmet üyelerinin özgürlüklerden korkması mı, yoksa Tayyip Erdoğan'ın karizmasından çekinmeleri mi?
AK Parti Genel Başkanı, pazarlıkçı olmadığını göstermek istiyor. İyi niyetle "Demokrasi paketini ön şartsız destekleyeceğiz" diyor. Oysa, unutmasın, kurtlar sofrasında, içten pazarlıklı politikacılarla karşı karşıya. Demokratikleşme adı altında getirilen kanun, tuzaklarla dolu. Muhalefetin, kanunu geri püskürtmek için ciddi bir mücadele vermesi gerekiyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |